Astronomi + Arkeoloji = Astroarkeoloji

ARKEOASTRONOMİ BİLİMİNE EGE ÜNİVERSİTESİNDEN BİLİMSEL KATKI EGE ÜNİVERSİTESİ ASTRONOMİ VE UZAY BİLİMLERİ ANA BİLİM DALI’NDAN DOÇ.DR. GÜNAY TAŞ,  Hazırladığı Bilimsel Yazısı ile ARKEOLOJİ MERKEZİ’ne katıldı.  İki yıldan beri devam eden ve Arkeoastronomi ile başlayan dostluğumuz, bizlere bu yazıyı kazandırdı.

Astronomi + Arkeoloji = Astroarkeoloji

Doç. Dr. Günay TAŞ

Ege Üniversitesi, Fen Fakültesi, Astronomi ve Uzay Bil. Böl. 35100 Bornova - İzmir

(e-posta: Bu e-posta adresini spambotlara karşı korumak için JavaScript desteğini açmalısınız )

1. Giriş

Dünyada antik kültürler tarafından uygulanmış en eski bilimlerden biri astronomidir. İnsanın akıl yolunda nasıl ilerlediği, yaşadığı çevreyi nasıl algıladığı kavranmak istendiğinde, astronominin tarihin en önemli başvuru kaynaklarından biri olduğu farkedilir. Geçmiş kültürleri ve insanın sosyal evrimini kavrayabilmek için gök olaylarının insanlık üzerindeki etkisinin iyi anlamlandırılması önemlidir. Bu, ancak, arkeoloji, sosyoloji, antropoloji, dilbilim, tarih gibi insanı ve toplumları ele alan bilim dalları ile astronominin birlikteliğini gerektirir. Böylece, astroarkeoloji bu algıyı ortaya koyacak kanıtları sağlayan ve yorumlar yapan alternatif bir bilim alanı olarak ortaya çıkmıştır. Günümüzde astrobiyoloji, astrokimya, astroarkeoloji gibi astronomi alanıyla işbirliği yapan çok disiplinli alanlar, artık, yurtdışında etkin bir şekilde üniversite eğitim programlarına alınmaya ve araştırma projeleri geliştirilmeye başlanmıştır. Ülkemizde ise multidisipliner alanlara açık bir eğitim programı olmakla beraber, yüksek standartlara sahip, geleceğin elemanlarının yetişebilmesi için üniversitelerde bölümler arası işbirliğinin gelişmesi ve başlangıç için yurtdışı ortaklıkların kurulması gereklidir.

 

2. Astroarkeolojinin Tanımı

Gökcisimleri ve gökyüzünde meydana gelen olaylar, dünya üzerinde var olduğu ilk andan itibaren insanın dikkatini çekti. Önceleri algılayamadıkları gök olayları ya da gökcisimlerini, mistik kökenli olaylar ya da ilahi birer varlık olarak kabul ettiler; bu cisimler için tapınaklar yaptılar ve onları izlemeye başladılar. Gökyüzünde cisimlerin görünmeleri ve yerleşimlerine göre hava koşullarının değiştiğini, su kaynaklarının etkinliklerinde farklılıklar olduğunu fark ettiler. Topluluklar içinde gök cisimlerinin takibini yapan kişiler ortaya çıktı ve bu kişiler gök olaylarının kaydını da tutmaya başladılar. Böylece, ekim-hasat gibi yaşamsal aktivitelerini organize edecek şekilde takvimler ya da saatler geliştirdiler. Kültürel-dinsel-toplumsal ve bilimsel olarak iç içe geçen bu insanlık sürecini anlamak, geçmiş kültürleri ve insanın sosyal evrimini kavrayabilmek için gök olaylarının insanlık üzerindeki etkisinin iyi anlamlandırılması önemlidir. Bu nedenle, insanı ve toplumları ele alan bilim dallarının astronomi ile birlikteliğine gereksinim duyulur. Arkeoastronomi ya da Astroarkeoloji, bu gereksinime yanıt veren bir bilim alanı olarak doğmuştur.

Günümüzde Arkeoastronomi, Etnoastronomi gibi çok disiplinli alanlar artık etkin bir şekilde hem akademik hem de eğitim programlarına alınmaya başlanmış, çok sayıda araştırmanın temeli atılmıştır. Uluslararası bir birlik olan ISAAC (The International Society for Archaeoastronomy and Astronomy in Culture); Avrupa organizasyonu olan SEAC (La Société Européenne pour l’Astronomie dans la Culture ya da ingilizce olarak Europian Society For Astronomy in Culture); Latin Amerika’da yaşamış kültürlerin astronomiyle etkileşmesini konu edinen SIAC (La Sociedad Interamericana de Astronomía en la Cultura) arkeoastronomi eğitimini ele alan ve bu konuda çalışmalar yapan üç büyük organizasyondur. Bu toplulukların amaçları arasında;

  • Etnoastronomi’yi de içerecek şekilde Arkeoastronomi’nin akademik olarak gelişmesini sağlamak;
  • Varolan uluslararası, bölgesel ve ulusal akademik kuruluşlar arasında bağlar oluşturarak, birlikte toplantılar organize etmek;
  • En geniş anlamda kültürel astronomi üzerine disiplinler arası projelerin geliştirilmesine yardımcı ve destek olmak;
  • Arkeoastronominin profesyonel statüsünü arttırmak;
  • Yıllık konferanslar düzenleyip, konferans kitaplarını yayımlamak bulunmaktadır.

SEAC’ın tahminine göre 1994 ve 1995 yılları arasında arkeoastronomik araştırmalar yapan, aralarında Rusya, Ukrayna, İngiltere, Almanya, İtalya, İspanya, Polonya, Macaristan, Romanya, Yunanistan’ın olduğu, en az 16 Avrupa ülkesi vardı. Ancak Türkiye, günümüz dahil, bu ülkelerden biri değildi.

Arkeoastronomi alanında ilk akademik çalışmalar ve bunların desteklenmesi sağlandığı gibi bu alanın sonraki nesillere aktarımı ve gelişiminin sağlanabilmesi için arkeoastronomi üniversitelerin ders programlarına girmeye başladı. İngiltere’de Leicester Üniversitesi, Amerika’da Virginia Üniversitesi, Maryland Üniversitesi, York Üniversitesi bu alanda eğitim veren çok sayıda üniversiteye örnek olarak verilebilir. Bu üniversitelerde doğrudan “arkeoastronomi” ders programları olduğu gibi “Astronomi Tarihi” altında geniş bir başlık olarak inceleyen programlar da vardır.

Arkeoastronomi alanında yapılan çalışmaların sonuçlarının sunulduğu çok sayıda bilimsel dergiler basılmaktadır: Archaeoastronomy & Ethnoastronomy News ve Archaeoastronomy: Supplement to the Journal for the History of Astronomy 2002’de yayınları bitmiş yayınlarken, Archaeoastronomy: The Journal of Astronomy in Culture, Culture and Cosmos, Journal for the History of Astronomy ise günümüzde yayınları hâlâ devam etmekte olanlardır.

 

3. Astronominin Kültürler Üzerinde Etkisi

Tarih öncesi ve ilk tarihe ait arkeolojik bölgelerin astronomik açıdan çalışılması, dini inançlar ve insanların sosyal yaşayışlarına ilişkin bilmediğimiz yönleriyle ilgili önemli bilgiler kazanmamızı sağladığı gibi Güneş ve Ay tutulması ya da bir kuyrukluyıldızın geçişlerinin dönemliliği gibi astronomik olaylar, geçmişteki olayların tarihlerinin belirlenmesinde de kullanılır. Günümüzde, arkeolojik kalıntıların tam olarak anlaşılmasının, arkeolojik teknikleri kullanma becerisi ve çözümleme yeteneği kadar astronomi bilgisine de gereksinimi olduğu kabul edilmektedir. Çünkü incelenen tüm kalıntılar, eski toplumların kültür ve inanç sistemleri kadar bilimsel arayışın tarihini de ortaya koyar.

Astronominin kültürlere ve insanlara etkisini anlamada öncelikle şu soruları sormalıyız;

  • Eski tarihlerde insanları gökyüzüne baktıran neden neydi?
  • Gök cisimlerini ve gök olaylarını nasıl yorumladılar?
  • Astronomi bilgisini günlük hayatta nasıl kullandılar?
  • Nasıl kayıt altında tuttular?

Bildiğimiz anlamda teknolojiye sahip olmayan ilk insanlar Güneş batınca karanlıkta kalıyor ve üşüyordu. Güneş’in geri gelişi, korunaksız yaşam bölgelerinde, vahşi doğaya karşı verilmiş savaşın ve korku dolu saatlerin bitmesi anlamına geliyordu. Ay’ın varlığı özellikle Dolunay, bu koşulu bir miktar bozan bir etki yaratıyordu. Uzun karanlık gecelerde yıldızlı gökyüzü de dikkat çekiyordu. İlk insan, bazı cisimlerin görünmesinin ya da görünmez olmasının da yaşamsal veriler olduğunu hemen fark etti. Örneğin, gökyüzünün en parlak yıldızı Sirius’un Güneş doğmadan hemen önce doğu ufkunda görünmesinin Nil taşkınlarıyla eş zamanlı olmasını fark eden Mısırlılar kendileri için değerli bu olayın zamanını tahmin etmek için gökyüzünü takip etmiş, parsellere ayırıp Sümerler ve Babilliler gibi isimlendirmişti. Günümüz modern astronomunun kullandığı gök atlaslarının kaynağı bu dönemden kalan yazılardır. Gökyüzünün parçalara ayrılması ve parçaların isimlendirilmesi o zamandan bu yana çok az değişmiştir. Bir diğer örnek, halk arasında Yedi kızkardeş, Yedi kandilli Süreyya ya da Ülker olarak isimlendirilen Pleiades açık yıldız kümesidir. Pleiades, Eski Türk’ler ve Moğol’lar için yeni yılın başlangıcı anlamına geliyordu. Yılı mevsim parçalarına ayırmak için kullandıkları bir gökcismiydi. Kültürlerindeki yeri çok değerlidir [1]. Böylesi değerli olayların incelenmesi ve izlenmesi sayesinde bu olaylarla günlük yaşam verilerini birleştirip hayatları kolaylaştıran hatta kurtaran kişiler, kutsal olarak nitelendirildi. Kendi dönemlerindeki rahipler ya da kâhinler olan bu kişiler pek çok kültürde gökyüzünde kendileri için en çok değeri olan olaylara göre (örneğin gündönümlerinin yani bir anlamda mevsimlerin takibi ve Güneş ve Ay’ın hareketlerinin tahminleri gibi) konumlanmış yapılar inşa ettiler. Bunlara “Eski Gözlemevleri” adı verilmektedir. Bu eski gözlemevlerini örneklersek; Monte Albán J Yapısı (Meksika’da)’nın MS 500 ile 700 yılları arasında yapıldığı ve Auriga takımyıldızının en parlak yıldızı olan Capella’yı işaret ettiği, El Castillo (Meksika’da)’nun Venüs, Pleiades, Güneş, Ay ve diğer gökcisimlerinin hareketini izlenmek üzere yapıldığı düşünülmektedir. Uxmal (Meksika) (MS 700 – 1000)’daki binaların dizilimleri ise Venüs gezegeninin hareketlerine göre yapılmıştır. Tamamen, dolunayların tarihlerine ve Ay’ın hareketlerine odaklanmış 2000 yıl önceye ait bir yapı olan Newark Yeryüzü Şekilleri (Amerika)’nin yanı sıra gündönümlerini belirleyecek şekilde yapılmış olan ve Güneş’in hareketlerine göre inşa edilen “gözlemevleri” için Newgrange (MÖ 3200) (İrlanda), Stonehenge (MÖ 2000) (İngiltere), batı yarıkürede bulunan en büyük Güneş gözlemevi olan Chankillo (2300 - 2350 yaşında) (Peru), Casa Rinconada (MS 1070 ve 1110) (New Mexico, Amerika), Machu Picchu (MÖ. 1460 – 1470)  (Peru), Angkor Wat (Kamboçya) ve Dzibilchaltun (MÖ 500) (Meksika) örnek olarak verilebilir.

Anadolu, Mısır, Uzak Doğu ve Mezoamerikan kültürlerinde görülen Güneş saatleri ve takvimler, insanların astronomik bilgiyi günlük yaşamda kullanmalarının en önemli diğer örnekleridir.

Eski insanların tuttuğu kayıtlar ise başlı başına bir bilgi kaynağı oluşturmaktadır. Bu anlamda Sümer, Çin ve Kore kayıtları büyük önem taşımaktadır.

 

4. Astronom İçin Astroarkeolojinin Anlamı

Çin, Anadolu, Mısır, Mezoamerikan kültürlerinden günümüze ulaşan kayıtlar çok sayıda gök olayını içermektedir [3], [9]. Eğer bu kayıtların doğru bir şekilde tanımlanmaları ya da deşifre edilmeleri sağlanabilirse, astronomi gibi incelediği cisimlerin yaşlarının milyonlarla milyarlar arasında değiştiği bir bilim alanında, tek bir insan ömrünü aşacak gözlemlere ulaşılması olanağı elde edilecektir. Bu kayıtlardan belirlenen bazı değerli veriler arasında kuyrukluyıldızların geçiş tarihleri, nova ve süpernova olayları vardır [2]. Gökyüzünde yıldızların yıllık hareketlerinin izlenmesi ve isimlendirme ya da parlaklık tahminleri diğer kullanılabilir veriler arasında sıralanabilir. Bu bilgiler farklı şekillerde kullanılır; örneğin, [7] bir Işıtmalı Mavi Değişen (LBV) yıldız adayı olan z1 Scorpio’nun uzun-dönemli değişimlerini araştırırken yıldızın El-Sufi’ye kadar uzanan gözlemlerini kullandı. [6] Sümer kaynaklarını kullanarak Alcor (80 Ursa Majoris)’un LBV olup olmadığını tartıştı.

Bize en yakın yıldız olması nedeniyle Güneş en çok çalışılan gök cisimlerinden biri olmuştur. Buna rağmen, hâlâ onu çok kapsamlı olarak tanıdığımız söylenemez. Güneş’te meydana gelen geçici, anormal birkaç durum, çıplak gözle görülmüş ve kaydedilmiştir [5], [9]. Bu şekilde, Güneş diski ve günümüz astronomisinin başlı başına konusu olan güneş lekelerine ilişkin kanıtlar MÖ 4. yy’a kadar geri gitmemize olanak vermiştir.

Güneş lekeleri dinamo etkisiyle yüzeye taşınan manyetik alanların bir görünüşüdür. Doğrudan görülebildikleri gibi etkileriyle de varlıklarını gösterirler. Güneş rüzgarlarıyla atılan maddenin azalması ya da artması, yüzeydeki lekelerin sayısının ve kapladıkları alanların azalması ya da artmasıyla (ki buna “Güneş Aktivitesi” diyoruz) doğrudan ilişkilidir. Madde atımındaki artma gezegenlerarası ortamı geçip gezegenimize ulaşan yüksek hızlı parçacıkların sayısında da artmaya neden olur. Yer’in manyetik alan çizgilerini takip ederek uçlaklardan içeri giren madde, aktivite düzeyine bağlı olarak, az ya da çok olur. Bu da yeryüzünde gözlenen aurora olaylarının sayısına ve büyüklüğüne etki eder. Tarihi kayıtlar doğrudan güneş lekelerinin gözlemini ve çizimini içerebildiği gibi onun dolaylı göstergesi olan auroraları da kapsar.

Bunların dışında, arkeolojinin kullandığı yöntemler ya da arkeolojinin jeoloji ve paleontoloji alanlarıyla paylaştığı yöntemlerin kullanılmasıyla elde edilen verilerin de değerlendirmeye alınmasıyla tutulan kayıtların bile ötesine geçerek insan öncesi döneme kadar uzanan Yer ve Güneş bilgisine olanak sağlamaktadır. Buna iyi bir örnek olarak, tarihi kayıtlar kadar 14C, 10Be, aurora ve atmosferik etkileşimleri kullanan [8] verilebilir: Güneş aktivitesi ile orantılı bir yeğinlikle atmosfere giren kozmik parçacıklar, atmosferde karbon ve berilyum izotoplarının oluşmasına neden olur. [8], çeşitli çevrimler sonucu ağaç ve buzulların yapısına katılan bu izotopların bulunma oranlarını belirleyerek ve gezegenimizi bir laboratuar aleti olarak kullanan sistematik bir yaklaşım geliştirerek, 11 000 yıl önceye kadar Güneş’in aktivitesindeki değişimleri ortaya koyabildi. Bu, bir astronomun herhangi bir yıldızda ulaşamayacağı inanılmaz uzun bir zaman aralığına yayılmış rekor veridir.

Yine arkeolojinin kullandığı yöntemlerden biri olan arkeomanyetizma ile ozon deliğinin ya da atmosferdeki seyrelmenin nedeni olabileceği düşünülen, Yer’in manyetik kutuplarının değişimine ilişkin bilgiler de edinebiliyoruz [4].

 

5. Türkiye’de Arkeoastronomi?

Arkeoastronomi üzerine yapılacak kısa bir kaynak tarama gösterecektir ki, aslında bu yeni bilim alanı bilimcileri heyecanlandırdığı kadar, onları kültürel bir yarışın içine de sokmuştur. Genel itibariyle arkeoastronominin başlangıcının, Stonehenge’i yapanların bilgi birikimi ve sonrasında tüm İngiltere’deki tarihi yapıların astronomik içeriği üzerine başlatılan tartışmalar olduğu düşünülürse, konu daha iyi anlaşılabilir. Kültürel mirasın yoğun olduğu bölgelerdeki uluslar, kendi organizasyonlarını, kendi dillerinde adlandırarak (bkz. 2. Bölüm) ve tarihi yapılarının astronomik incelemesini yapıp, bulgularını dünyaya kendileri duyurarak, bilimin ötesinde kendi tarihi değerlerine de sahip çıkmaktadır.

Maalesef, Türkiye henüz arkeologları ve astronomları açısından arkeoastronomi konusunda çok geri kalmıştır. Arkeoastronominin 1990’ların başlarında yaygınlaştığı düşünülürse yaklaşık 20 yıl gibi bir açığımız vardır. Herhangi bir bilim alanında kendi çalışmalarımızı yapıp o konuda kendi sözümüzü söylemezsek, bizim yerimize bunu başkaları yapacaktır, doğal olarak kendi yaklaşımları ve kendi ifadeleriyle. Bu anlamda, önümüzdeki yıllarda Arkeoastronomik çalışmaların hızlanmasını ve Türkiye’nin kültür varlıklarının da astronomik açıdan incelenmeye, dolayısıyla, korunmaya alınmasını umuyoruz.

6. Sonuç

Tüm farklılıklarına rağmen, gelmiş geçmiş bütün toplumların aynı gökyüzüne bakıyor olması, belki de insanlık için, aynı gezegende yaşıyor olmakla birlikte, sahip olduğu en önemli ortak paydadır. Takımyıldızların tarihçesi, astronomik bilginin toplumlardan toplumlara, kültürlerden kültürlere nasıl geçtiğini ve bilginin toplumlara veya kişilere ait değil, tüm insanların ortak mirası olduğunu gösteren en iyi kanıttır. Astroarkeolojinin kapsamı aslında bu dersi de veriyor. Astroarkeolojinin kullandığı kaynaklar hem astronom hem de arkeolog için çok önemli veriler sağlar. İki bilimcinin kullandığı aletler, veri tabanları, terminoloji, uğraştığı konular, olaylara bakış açıları, yorumlamaları çok farklıdır. Bu bilginin sağlıklı değerlendirilmesi için iki bilimcinin işbirliği gerekir. Yurtdışında etkin bir şekilde başarılan bu tür işbirliklerine, Türkiye’nin de yakın zamanda hem uluslararası düzlemde hem de ulusal düzeyde katılması beklenmektedir.

Kaynaklar

[1] Baity, E.C., 1973, Current Anthropology, “Archaeoastronomy and Ethnoastronomy So Far”, Vol. 14, No. 4, 389

[2] Clark, D.H., Stephenson, F.R., 1976, “Which historical stars were supernovae?”, QJIR Astr. Soc., 17, 290

[3] Gurzadyan, V.G., 2000, Akkadica, “On the Astronomical Records and Babylonian Chronology”, 119-120, 175

[4] Kuznetsov, V.V., 1999, “A model of virtual geomagnetic pole motion during reversals”, Physics of the Earth and Planetary Interiors, 115, 173.

[5] Peratt, A.L., Yao, W.F., 2008, “Evidence for an intense solar outburst in prehistory”, Physica Scripta, 131, 14048

[6] Polcaro, V.F., Viotti, R. 2001, “The legacy of pre-telescobic of 80 Uma: a possible Sumeric P Cyg?” ASPC, 233, 199

[7] Sterken, C., de Groot, M., van Genderen, A.M., 1997, “Cyclicities in the light variations of LBVs? I. The multi-periodic behaviour of the LBV candidate z1 Sco”, A&A, 326, 640

[8] Usoskin, I.G., 2008, “A History of Solar Activity over Millennia”, Living Reviews in Solar Physics, Vol. 5, No. 3

[9] Willis, D.M., Stephenson, F.R., 2001, “Solar and auroral evidence for an intense recurrent geomagnetic storm during December in AD 1128” Annales Geophysicae, 19, 289

ARKEOASTRONOMİ BİLİMİNE EGE ÜNİVERSİTESİNDEN BİLİMSEL KATKI EGE ÜNİVERSİTESİ ASTRONOMİ VE UZAY BİLİMLERİ ANA BİLİM DALI’NDAN

DOÇ.DR. GÜNAY TAŞ,  Hazırladığı Bilimsel Yazısı ile ARKEOLOJİ MERKEZİ’ne katıldı.  İki yıldan beri devam eden ve Arkeoastronomi ile başlayan dostluğumuz, bizlere bu yazıyı kazandırdı.

Astronomi + Arkeoloji = Astroarkeoloji

Doç. Dr. Günay TAŞ

Ege Üniversitesi, Fen Fakültesi, Astronomi ve Uzay Bil. Böl. 35100 Bornova - İzmir

(e-posta: Bu e-posta adresini spambotlara karşı korumak için JavaScript desteğini açmalısınız )

1. Giriş

Dünyada antik kültürler tarafından uygulanmış en eski bilimlerden biri astronomidir. İnsanın akıl yolunda nasıl ilerlediği, yaşadığı çevreyi nasıl algıladığı kavranmak istendiğinde, astronominin tarihin en önemli başvuru kaynaklarından biri olduğu farkedilir. Geçmiş kültürleri ve insanın sosyal evrimini kavrayabilmek için gök olaylarının insanlık üzerindeki etkisinin iyi anlamlandırılması önemlidir. Bu, ancak, arkeoloji, sosyoloji, antropoloji, dilbilim, tarih gibi insanı ve toplumları ele alan bilim dalları ile astronominin birlikteliğini gerektirir. Böylece, astroarkeoloji bu algıyı ortaya koyacak kanıtları sağlayan ve yorumlar yapan alternatif bir bilim alanı olarak ortaya çıkmıştır. Günümüzde astrobiyoloji, astrokimya, astroarkeoloji gibi astronomi alanıyla işbirliği yapan çok disiplinli alanlar, artık, yurtdışında etkin bir şekilde üniversite eğitim programlarına alınmaya ve araştırma projeleri geliştirilmeye başlanmıştır. Ülkemizde ise multidisipliner alanlara açık bir eğitim programı olmakla beraber, yüksek standartlara sahip, geleceğin elemanlarının yetişebilmesi için üniversitelerde bölümler arası işbirliğinin gelişmesi ve başlangıç için yurtdışı ortaklıkların kurulması gereklidir.

2. Astroarkeolojinin Tanımı

Gökcisimleri ve gökyüzünde meydana gelen olaylar, dünya üzerinde var olduğu ilk andan itibaren insanın dikkatini çekti. Önceleri algılayamadıkları gök olayları ya da gökcisimlerini, mistik kökenli olaylar ya da ilahi birer varlık olarak kabul ettiler; bu cisimler için tapınaklar yaptılar ve onları izlemeye başladılar. Gökyüzünde cisimlerin görünmeleri ve yerleşimlerine göre hava koşullarının değiştiğini, su kaynaklarının etkinliklerinde farklılıklar olduğunu fark ettiler. Topluluklar içinde gök cisimlerinin takibini yapan kişiler ortaya çıktı ve bu kişiler gök olaylarının kaydını da tutmaya başladılar. Böylece, ekim-hasat gibi yaşamsal aktivitelerini organize edecek şekilde takvimler ya da saatler geliştirdiler. Kültürel-dinsel-toplumsal ve bilimsel olarak iç içe geçen bu insanlık sürecini anlamak, geçmiş kültürleri ve insanın sosyal evrimini kavrayabilmek için gök olaylarının insanlık üzerindeki etkisinin iyi anlamlandırılması önemlidir. Bu nedenle, insanı ve toplumları ele alan bilim dallarının astronomi ile birlikteliğine gereksinim duyulur. Arkeoastronomi ya da Astroarkeoloji, bu gereksinime yanıt veren bir bilim alanı olarak doğmuştur.

Günümüzde Arkeoastronomi, Etnoastronomi gibi çok disiplinli alanlar artık etkin bir şekilde hem akademik hem de eğitim programlarına alınmaya başlanmış, çok sayıda araştırmanın temeli atılmıştır. Uluslararası bir birlik olan ISAAC (The International Society for Archaeoastronomy and Astronomy in Culture); Avrupa organizasyonu olan SEAC (La Société Européenne pour l’Astronomie dans la Culture ya da ingilizce olarak Europian Society For Astronomy in Culture); Latin Amerika’da yaşamış kültürlerin astronomiyle etkileşmesini konu edinen SIAC (La Sociedad Interamericana de Astronomía en la Cultura) arkeoastronomi eğitimini ele alan ve bu konuda çalışmalar yapan üç büyük organizasyondur. Bu toplulukların amaçları arasında;

· Etnoastronomi’yi de içerecek şekilde Arkeoastronomi’nin akademik olarak gelişmesini sağlamak;

· Varolan uluslararası, bölgesel ve ulusal akademik kuruluşlar arasında bağlar oluşturarak, birlikte toplantılar organize etmek;

· En geniş anlamda kültürel astronomi üzerine disiplinler arası projelerin geliştirilmesine yardımcı ve destek olmak;

· Arkeoastronominin profesyonel statüsünü arttırmak;

· Yıllık konferanslar düzenleyip, konferans kitaplarını yayımlamak bulunmaktadır.

SEAC’ın tahminine göre 1994 ve 1995 yılları arasında arkeoastronomik araştırmalar yapan, aralarında Rusya, Ukrayna, İngiltere, Almanya, İtalya, İspanya, Polonya, Macaristan, Romanya, Yunanistan’ın olduğu, en az 16 Avrupa ülkesi vardı. Ancak Türkiye, günümüz dahil, bu ülkelerden biri değildi.

Arkeoastronomi alanında ilk akademik çalışmalar ve bunların desteklenmesi sağlandığı gibi bu alanın sonraki nesillere aktarımı ve gelişiminin sağlanabilmesi için arkeoastronomi üniversitelerin ders programlarına girmeye başladı. İngiltere’de Leicester Üniversitesi, Amerika’da Virginia Üniversitesi, Maryland Üniversitesi, York Üniversitesi bu alanda eğitim veren çok sayıda üniversiteye örnek olarak verilebilir. Bu üniversitelerde doğrudan “arkeoastronomi” ders programları olduğu gibi “Astronomi Tarihi” altında geniş bir başlık olarak inceleyen programlar da vardır.

Arkeoastronomi alanında yapılan çalışmaların sonuçlarının sunulduğu çok sayıda bilimsel dergiler basılmaktadır: Archaeoastronomy & Ethnoastronomy News ve Archaeoastronomy: Supplement to the Journal for the History of Astronomy 2002’de yayınları bitmiş yayınlarken, Archaeoastronomy: The Journal of Astronomy in Culture, Culture and Cosmos, Journal for the History of Astronomy ise günümüzde yayınları hâlâ devam etmekte olanlardır. 

3. Astronominin Kültürler Üzerinde Etkisi

Tarih öncesi ve ilk tarihe ait arkeolojik bölgelerin astronomik açıdan çalışılması, dini inançlar ve insanların sosyal yaşayışlarına ilişkin bilmediğimiz yönleriyle ilgili önemli bilgiler kazanmamızı sağladığı gibi Güneş ve Ay tutulması ya da bir kuyrukluyıldızın geçişlerinin dönemliliği gibi astronomik olaylar, geçmişteki olayların tarihlerinin belirlenmesinde de kullanılır. Günümüzde, arkeolojik kalıntıların tam olarak anlaşılmasının, arkeolojik teknikleri kullanma becerisi ve çözümleme yeteneği kadar astronomi bilgisine de gereksinimi olduğu kabul edilmektedir. Çünkü incelenen tüm kalıntılar, eski toplumların kültür ve inanç sistemleri kadar bilimsel arayışın tarihini de ortaya koyar.

Astronominin kültürlere ve insanlara etkisini anlamada öncelikle şu soruları sormalıyız;

Eski tarihlerde insanları gökyüzüne baktıran neden neydi?

Gök cisimlerini ve gök olaylarını nasıl yorumladılar?

Astronomi bilgisini günlük hayatta nasıl kullandılar?

Nasıl kayıt altında tuttular?

Bildiğimiz anlamda teknolojiye sahip olmayan ilk insanlar Güneş batınca karanlıkta kalıyor ve üşüyordu. Güneş’in geri gelişi, korunaksız yaşam bölgelerinde, vahşi doğaya karşı verilmiş savaşın ve korku dolu saatlerin bitmesi anlamına geliyordu. Ay’ın varlığı özellikle Dolunay, bu koşulu bir miktar bozan bir etki yaratıyordu. Uzun karanlık gecelerde yıldızlı gökyüzü de dikkat çekiyordu. İlk insan, bazı cisimlerin görünmesinin ya da görünmez olmasının da yaşamsal veriler olduğunu hemen fark etti. Örneğin, gökyüzünün en parlak yıldızı Sirius’un Güneş doğmadan hemen önce doğu ufkunda görünmesinin Nil taşkınlarıyla eş zamanlı olmasını fark eden Mısırlılar kendileri için değerli bu olayın zamanını tahmin etmek için gökyüzünü takip etmiş, parsellere ayırıp Sümerler ve Babilliler gibi isimlendirmişti. Günümüz modern astronomunun kullandığı gök atlaslarının kaynağı bu dönemden kalan yazılardır. Gökyüzünün parçalara ayrılması ve parçaların isimlendirilmesi o zamandan bu yana çok az değişmiştir. Bir diğer örnek, halk arasında Yedi kızkardeş, Yedi kandilli Süreyya ya da Ülker olarak isimlendirilen Pleiades açık yıldız kümesidir. Pleiades, Eski Türk’ler ve Moğol’lar için yeni yılın başlangıcı anlamına geliyordu. Yılı mevsim parçalarına ayırmak için kullandıkları bir gökcismiydi. Kültürlerindeki yeri çok değerlidir [1]. Böylesi değerli olayların incelenmesi ve izlenmesi sayesinde bu olaylarla günlük yaşam verilerini birleştirip hayatları kolaylaştıran hatta kurtaran kişiler, kutsal olarak nitelendirildi. Kendi dönemlerindeki rahipler ya da kâhinler olan bu kişiler pek çok kültürde gökyüzünde kendileri için en çok değeri olan olaylara göre (örneğin gündönümlerinin yani bir anlamda mevsimlerin takibi ve Güneş ve Ay’ın hareketlerinin tahminleri gibi) konumlanmış yapılar inşa ettiler. Bunlara “Eski Gözlemevleri” adı verilmektedir. Bu eski gözlemevlerini örneklersek; Monte Albán J Yapısı (Meksika’da)’nın MS 500 ile 700 yılları arasında yapıldığı ve Auriga takımyıldızının en parlak yıldızı olan Capella’yı işaret ettiği, El Castillo (Meksika’da)’nun Venüs, Pleiades, Güneş, Ay ve diğer gökcisimlerinin hareketini izlenmek üzere yapıldığı düşünülmektedir. Uxmal (Meksika) (MS 700 – 1000)’daki binaların dizilimleri ise Venüs gezegeninin hareketlerine göre yapılmıştır. Tamamen, dolunayların tarihlerine ve Ay’ın hareketlerine odaklanmış 2000 yıl önceye ait bir yapı olan Newark Yeryüzü Şekilleri (Amerika)’nin yanı sıra gündönümlerini belirleyecek şekilde yapılmış olan ve Güneş’in hareketlerine göre inşa edilen “gözlemevleri” için Newgrange (MÖ 3200) (İrlanda), Stonehenge (MÖ 2000) (İngiltere), batı yarıkürede bulunan en büyük Güneş gözlemevi olan Chankillo (2300 - 2350 yaşında) (Peru), Casa Rinconada (MS 1070 ve 1110) (New Mexico, Amerika), Machu Picchu (MÖ. 1460 – 1470)  (Peru), Angkor Wat (Kamboçya) ve Dzibilchaltun (MÖ 500) (Meksika) örnek olarak verilebilir.

Anadolu, Mısır, Uzak Doğu ve Mezoamerikan kültürlerinde görülen Güneş saatleri ve takvimler, insanların astronomik bilgiyi günlük yaşamda kullanmalarının en önemli diğer örnekleridir.

Eski insanların tuttuğu kayıtlar ise başlı başına bir bilgi kaynağı oluşturmaktadır. Bu anlamda Sümer, Çin ve Kore kayıtları büyük önem taşımaktadır.

4. Astronom İçin Astroarkeolojinin Anlamı

Çin, Anadolu, Mısır, Mezoamerikan kültürlerinden günümüze ulaşan kayıtlar çok sayıda gök olayını içermektedir [3], [9]. Eğer bu kayıtların doğru bir şekilde tanımlanmaları ya da deşifre edilmeleri sağlanabilirse, astronomi gibi incelediği cisimlerin yaşlarının milyonlarla milyarlar arasında değiştiği bir bilim alanında, tek bir insan ömrünü aşacak gözlemlere ulaşılması olanağı elde edilecektir. Bu kayıtlardan belirlenen bazı değerli veriler arasında kuyrukluyıldızların geçiş tarihleri, nova ve süpernova olayları vardır [2]. Gökyüzünde yıldızların yıllık hareketlerinin izlenmesi ve isimlendirme ya da parlaklık tahminleri diğer kullanılabilir veriler arasında sıralanabilir. Bu bilgiler farklı şekillerde kullanılır; örneğin, [7] bir Işıtmalı Mavi Değişen (LBV) yıldız adayı olan z1 Scorpio’nun uzun-dönemli değişimlerini araştırırken yıldızın El-Sufi’ye kadar uzanan gözlemlerini kullandı. [6] Sümer kaynaklarını kullanarak Alcor (80 Ursa Majoris)’un LBV olup olmadığını tartıştı.

Bize en yakın yıldız olması nedeniyle Güneş en çok çalışılan gök cisimlerinden biri olmuştur. Buna rağmen, hâlâ onu çok kapsamlı olarak tanıdığımız söylenemez. Güneş’te meydana gelen geçici, anormal birkaç durum, çıplak gözle görülmüş ve kaydedilmiştir [5], [9]. Bu şekilde, Güneş diski ve günümüz astronomisinin başlı başına konusu olan güneş lekelerine ilişkin kanıtlar MÖ 4. yy’a kadar geri gitmemize olanak vermiştir.

Güneş lekeleri dinamo etkisiyle yüzeye taşınan manyetik alanların bir görünüşüdür. Doğrudan görülebildikleri gibi etkileriyle de varlıklarını gösterirler. Güneş rüzgarlarıyla atılan maddenin azalması ya da artması, yüzeydeki lekelerin sayısının ve kapladıkları alanların azalması ya da artmasıyla (ki buna “Güneş Aktivitesi” diyoruz) doğrudan ilişkilidir. Madde atımındaki artma gezegenlerarası ortamı geçip gezegenimize ulaşan yüksek hızlı parçacıkların sayısında da artmaya neden olur. Yer’in manyetik alan çizgilerini takip ederek uçlaklardan içeri giren madde, aktivite düzeyine bağlı olarak, az ya da çok olur. Bu da yeryüzünde gözlenen aurora olaylarının sayısına ve büyüklüğüne etki eder. Tarihi kayıtlar doğrudan güneş lekelerinin gözlemini ve çizimini içerebildiği gibi onun dolaylı göstergesi olan auroraları da kapsar.

Bunların dışında, arkeolojinin kullandığı yöntemler ya da arkeolojinin jeoloji ve paleontoloji alanlarıyla paylaştığı yöntemlerin kullanılmasıyla elde edilen verilerin de değerlendirmeye alınmasıyla tutulan kayıtların bile ötesine geçerek insan öncesi döneme kadar uzanan Yer ve Güneş bilgisine olanak sağlamaktadır. Buna iyi bir örnek olarak, tarihi kayıtlar kadar 14C, 10Be, aurora ve atmosferik etkileşimleri kullanan [8] verilebilir: Güneş aktivitesi ile orantılı bir yeğinlikle atmosfere giren kozmik parçacıklar, atmosferde karbon ve berilyum izotoplarının oluşmasına neden olur. [8], çeşitli çevrimler sonucu ağaç ve buzulların yapısına katılan bu izotopların bulunma oranlarını belirleyerek ve gezegenimizi bir laboratuar aleti olarak kullanan sistematik bir yaklaşım geliştirerek, 11 000 yıl önceye kadar Güneş’in aktivitesindeki değişimleri ortaya koyabildi. Bu, bir astronomun herhangi bir yıldızda ulaşamayacağı inanılmaz uzun bir zaman aralığına yayılmış rekor veridir.

Yine arkeolojinin kullandığı yöntemlerden biri olan arkeomanyetizma ile ozon deliğinin ya da atmosferdeki seyrelmenin nedeni olabileceği düşünülen, Yer’in manyetik kutuplarının değişimine ilişkin bilgiler de edinebiliyoruz [4].

5. Türkiye’de Arkeoastronomi?

Arkeoastronomi üzerine yapılacak kısa bir kaynak tarama gösterecektir ki, aslında bu yeni bilim alanı bilimcileri heyecanlandırdığı kadar, onları kültürel bir yarışın içine de sokmuştur. Genel itibariyle arkeoastronominin başlangıcının, Stonehenge’i yapanların bilgi birikimi ve sonrasında tüm İngiltere’deki tarihi yapıların astronomik içeriği üzerine başlatılan tartışmalar olduğu düşünülürse, konu daha iyi anlaşılabilir. Kültürel mirasın yoğun olduğu bölgelerdeki uluslar, kendi organizasyonlarını, kendi dillerinde adlandırarak (bkz. 2. Bölüm) ve tarihi yapılarının astronomik incelemesini yapıp, bulgularını dünyaya kendileri duyurarak, bilimin ötesinde kendi tarihi değerlerine de sahip çıkmaktadır.

Maalesef, Türkiye henüz arkeologları ve astronomları açısından arkeoastronomi konusunda çok geri kalmıştır. Arkeoastronominin 1990’ların başlarında yaygınlaştığı düşünülürse yaklaşık 20 yıl gibi bir açığımız vardır. Herhangi bir bilim alanında kendi çalışmalarımızı yapıp o konuda kendi sözümüzü söylemezsek, bizim yerimize bunu başkaları yapacaktır, doğal olarak kendi yaklaşımları ve kendi ifadeleriyle. Bu anlamda, önümüzdeki yıllarda Arkeoastronomik çalışmaların hızlanmasını ve Türkiye’nin kültür varlıklarının da astronomik açıdan incelenmeye, dolayısıyla, korunmaya alınmasını umuyoruz.

6. Sonuç

Tüm farklılıklarına rağmen, gelmiş geçmiş bütün toplumların aynı gökyüzüne bakıyor olması, belki de insanlık için, aynı gezegende yaşıyor olmakla birlikte, sahip olduğu en önemli ortak paydadır. Takımyıldızların tarihçesi, astronomik bilginin toplumlardan toplumlara, kültürlerden kültürlere nasıl geçtiğini ve bilginin toplumlara veya kişilere ait değil, tüm insanların ortak mirası olduğunu gösteren en iyi kanıttır. Astroarkeolojinin kapsamı aslında bu dersi de veriyor. Astroarkeolojinin kullandığı kaynaklar hem astronom hem de arkeolog için çok önemli veriler sağlar. İki bilimcinin kullandığı aletler, veri tabanları, terminoloji, uğraştığı konular, olaylara bakış açıları, yorumlamaları çok farklıdır. Bu bilginin sağlıklı değerlendirilmesi için iki bilimcinin işbirliği gerekir. Yurtdışında etkin bir şekilde başarılan bu tür işbirliklerine, Türkiye’nin de yakın zamanda hem uluslararası düzlemde hem de ulusal düzeyde katılması beklenmektedir.

Kaynaklar

[1] Baity, E.C., 1973, Current Anthropology, “Archaeoastronomy and Ethnoastronomy So Far”, Vol. 14, No. 4, 389

[2] Clark, D.H., Stephenson, F.R., 1976, “Which historical stars were supernovae?”, QJIR Astr. Soc., 17, 290

[3] Gurzadyan, V.G., 2000, Akkadica, “On the Astronomical Records and Babylonian Chronology”, 119-120, 175

[4] Kuznetsov, V.V., 1999, “A model of virtual geomagnetic pole motion during reversals”, Physics of the Earth and Planetary Interiors, 115, 173.

[5] Peratt, A.L., Yao, W.F., 2008, “Evidence for an intense solar outburst in prehistory”, Physica Scripta, 131, 14048

[6] Polcaro, V.F., Viotti, R. 2001, “The legacy of pre-telescobic of 80 Uma: a possible Sumeric P Cyg?” ASPC, 233, 199

[7] Sterken, C., de Groot, M., van Genderen, A.M., 1997, “Cyclicities in the light variations of LBVs? I. The multi-periodic behaviour of the LBV candidate z1 Sco”, A&A, 326, 640

[8] Usoskin, I.G., 2008, “A History of Solar Activity over Millennia”, Living Reviews in Solar Physics, Vol. 5, No. 3

[9] Willis, D.M., Stephenson, F.R., 2001, “Solar and auroral evidence for an intense recurrent geomagnetic storm during December in AD 1128” Annales Geophysicae, 19, 289