Araştırmalar
Keltler
Keltler
KELTLER ATALARI OLAN TRAKLAR' IN SAVAŞÇILIĞINI VE TÜM KÜLTÜR MİRASINI BAŞARI İLE DAHA GEÇ DÖNEMLERE TAŞIMIŞLARDIR.
2000 YILINDA STONEHENGE' DE DRUİDLER YAZ GÜNDÖNÜMÜNÜ KUTLADILAR
GÖĞE DOĞRU YÜKSELEN KUTSAL TAŞLARIN ARALARINDA BEYAZLAR GİYMİŞ OLARAK AYİN YAPTILAR. AĞIR AĞIR ÇALAN DAVUL EŞLİĞİNDE İLAHİLER SÖYLEDİLER.
GÜÇLÜ ANLAMLAR TAŞIYAN ANITSAL TAŞLAR İLE DOĞAL VE KUTSAL BÜTÜNLEŞME YASASINI UYGULADILAR. TIPKI ATALARI TRAKLAR VE KELTLER GİBİ BU KUTSAL ORTAMDA GÜÇ AKTARIMI YAPTILAR.
ANITSAL TAŞ ÇEMBERLER İÇİNE GİRDİKLERİNDE ENERJİ YÜKLENDİKLERİNE İNANAN ATALARI GİBİ ONLAR DA BU BÜYÜLÜ VE SIRLARLA DOLU TAŞLARLA BÜTÜNLEŞEREK ÖLÜMSÜZ KALMAYI DENEDİLER.
" 1908 yılına kadar Druidler, Stonenhenge' de binlerce yıldır devam eden ayinleri sürdürüyorlardı ancak işte bu tarihte, ayin yapmaları yasaklandı ve bu yasak 2000 yılı Yaz Gündönümü kutlamalarında sona erdi.
Şimdi yine tüm inananlar burada toplanarak dualar ediyorlar ve doğa ile kutsal bir birleşme içine girme ritüelerini devam ettiriyorlar. "
Aslında Druidler' in gerçekleştirdikleri ayinlerdeki ortam gerçek üstü bir görsel şölen sergiliyor. Onlar bu gerçek üstü imajını yaratmak istiyorlar özellikle.
Bir ölümsüzlük ayininde yada bir arınma töreninde, ayine katılanların üzerinde sonsuz bir sihirli hava ve çok büyük bir etki yaratarak daha iyi sonuçlara ulaşabileceklerini biliyorlardı Druid Rahipleri.
Güneşin batışını Trilithonlar arasından seyrediyorlar, havanın kararması ile birlikte yüzlerce meşale yakıyorlardı. Stonehenge'nin o muazzam boyutlardaki beyaz ve mavi taşlarına yansıyan meşalelerin ışıklarının beyaz taş yüzeylerine çarpıp yansımasıyla ortalık lâciverdimsi bir renge bürünüyor olmalıydı ve bu gizemli ortamda Druid rahipleri beyaz uzun elbiseleri ile ayinlerini başlatıyorlardı.
YÜREKLİLİK, ATILGANLIK, KİŞİSEL KAHRAMANLIK ve PLANSIZLIK, Keltlerin genel özellikleridir.
Tarihte yazdığına göre, Keltler' in Ataları, Ren nehrinin ötesindeki, uçsuz bucaksız Hercynia ormanlarından gelmişlerdi. Daha önce de, binlerce yıl boyunca, dağları ve Bozkırları aşarak, Gök Tanrıya inandıkları İstepler' den geldiler bu topraklara.
Ataları gibi, iri yarı, uzun sarı ve kızıl saçlı, açık renk gözlü insanlardı ve çok güçlü idiler. Onlar, Kuzeyli Traklar' ın soyundandılar. Daha büyük Ataları Altaylardan kuzeye doğru gitmiş, sonra Avrupa' nın içlerine doğru ilerlemeye başlamışlardı. Hitit' ler , Frig' ler ve Trak' lar gibi onlar da kaya yerleşimlerini, büyük anıt¬sal taşları, Kutsal Taş Alanları kendi yaşam biçimlerine ve kişiliklerine uygun görmüşlerdi. Sert ve savaşçı karakterlerini en iyi biçimde yansıtacak, kendilerini ölümsüzleştirecek doğal hazine, görkemli ve ölümsüz Taş'tı.
Tüm göksel cisimlerin, suyun, toprağın, hayvan ve bitkilerin dahi kutsal sayıldığı, çok parçalı ve hiyerarşik olmayan bir inanç sistemine sahiptiler.
Onlar, tıpkı Ataları Trak ve İskit kavimlerinde olduğu gibi, savaş zamanlarında ve kutsal törenlerinde yüzlerini, el ve kollarını mavi renge boyadılar. Mavi, Kutsal Gök Tanrının rengiydi ve onları zorluklardan koruduğuna, kendilerine güç verdiğine inanıyorlardı.
Etrafı çevrilmiş ve içinde pek çok anıtsal Taşın dikili olduğu, büyük kutsal alanlarda, Gök Tanrıya ya da Fırtına Tanrısına tapınıyorlardı.
Ataları Trak'lar, Altaylar' da ki kökleri, Hitit' ler de, kendileri gibi açık hava tapınaklarında tapınırlardı Tanrılarına. Açık havada yapılan tapım, onları Gök Tanrı ile daha çabuk bir araya getiriyordu ve onunla bir bütün olduklarını hissediyorlardı. Duaları, şarkıları daha kolaylıkla ulaşıyordu gökyüzüne.
Geceleri, meşalelerin ışığında yapılan törenlerin, ne denli muhteşem ve görkemli olduğunu tahmin edebiliyorum. Gecenin karanlığında, meşalelerin ışıklarının aydın¬lattıkları kutsal taşlar ve kayalar,çalınan müzik ve davul sesleri ile söylenen ilahiler etkisiyle, daha da gizemli ve erişilmez oluyorlardı.
Uzun boylu, uzun saçlı, deri giysili, metal halka burma bileklik ve boyunluklu bu insanlar, savaşçı insanlar, sıradışı bir görünüme ve etkileyici bir kuvvete sahiptiler.
KELTLER' İN DEMİR ÇAĞINDAKİ ATALARI, bir zamanlar Batı ve Orta Avrupa' ya hakim olmuşlar, Doğu Avrupa' nın birçok bölgesini işgal etmişler, İtalya ve Yunanistan' a saldırmışlar, Orta Anadolu'yu Sömürgeleştirmişler ve paralı asker olarak Mısır ordularında dahi savaşmışlardı.
Bu demir çağındaki Atalar, farklı kabileler ve kabile birliklerinden meydana gelen TRAKLAR'dı.
Paralı savaşçılar ise, Güçlü GERULLAR' dan başkaları değildi. Traklar, Keltler ve İrlandalılar'ın, kendilerine çok benzeyen, asi ve güçlü, onurlu, yenilmez SAVAŞÇILAR olan ATALARI idiler.
Keltlerin inanç dünyalarında dörtyüz' e yakın tanrı sayılabildiği yazılı kaynak¬lardan anlaşılmaktadır. Bu durum şamani inancı ortaya koymaktadır.
Ancak bu dörtyüz tanrıdan çok, " her şeyin bir RUHU olduğu inancının" doğal sonucu olmalıdır diye düşünüyorum.
Ancak Keltlerde bir de Büyük Tanrıça Danu vardır. İrlanda Keltleri onun soyun dan geldiklerini söylerler. Kendilerine "Danu'nun Oğulları" derler.
Keltler yoğun bir şekilde doğaüstü güçlere inanıyor ve bu inançlarını çok etkili törenlerle sergiliyorlardı. Olağünüstü güçlü görüntüleri ve etkileyici giyimleri ile özelliklede geceleri, meşalelerin ışığında yapılan bu törenlerde onlar, inançlarına bütün varlıkları ile kendilerini kaptırıyorlar ve güçlü bağırtılarla büsbütün bu olaya motive oluyorlardı.
Onlar ölülerin ruhlarının yeryüzüne geri dönerek rahatsızlık vereceklerine inanarak bunu önlemeye çalışıyorlar ve kurban törenleri düzenliyorlardı. Demekki Keltler, ruhların dirilişine inanıyorlardı. 11.yüzyı1da, Strabon’ un anlattığına göre, bir insan kurban ederek, kehanete baş vuruyorlardı. Cinlere ve kurganlara gelen öfkeli ruhlara inanıyor ve bunlardan korkuyorlardı. (Gerald Messadie, Şeytanın Genel Tarihi, 194)
Orta Asya Şamanizminde çok önemli bir yer tutan ateş tanrısına, binlerce yıldır olduğu gibi, zamanımızda Altay Türkleri Tuva'lar ve Hakaslar'da hala dini ayinle de, "süt saçı' sı" yapılmaktadır.
Aynı gelenek Keltlerde de hüküm sürmüş ve ateş tanrısı Loki' ye süt saçıları yapılmıştır ve bugün, Norveç, İsveç, Danimarka, Finlandiya ve İzlanda' da törenlerde, "Loki için diyerek, ateşe sütün kaymağı atılmaktadır."
Keltlerde görülen bu Şamani inançlar, köklerinin olduğu yerde yani Orta Asya' da gelişmiş ve göçlerle anayurtlarından ayrılan bütün kavimlerde, hiç değişikliğe uğramadan devam etmiştir.
"Dumezil, Keltler’ in, Germenlerin, Osetlerin ya da İskitler' in efsanevi temaları arasındaki benzerliğe deyinir. Bu benzerliğe şaşırmış gibi yaparak ilgiyi, Hint-Ari akımının değişik boyutlarda, değişik dallarda, yüzyıllar boyunca pek az değiş¬miş eski kökenini koruduğuna çeker. İskitler ve Keltler akrabadırlar ancak her iki kavminde kendi tarihleri vardır.
Kitap içinde yeri geldiğinde ele aldığımız Nartlar, İskitler, Alanlar, Sarmatlar, Osetler, Tatarlar, Doğu ve Batı Çerkezleri, hepside kültürlerinde birbirlerine çok yakındırlar ve bütün bu kültürler, Kelt kültürünün oluştuğu yerden, aynı kökten filizlenmişlerdir.
Kişilik olarak dahi aynı özellikleri taşırlar: vahşi, savaşçı, kurnaz, kavgacı, kendisi ile övünen, kaba görünüşlerine rağmen yerine göre duygusal, dayanıklı, inançlarına bağlı insanlardır hepside. Hepside macerayı severler, sonsuz ataktırlar, küçük krallıklar, boylar halinde sağa sola dağılarak yaşarlar.
Kelt rahipleri, Şaman gibi, İranlı müneccim gibi, aynı rolleri oynamaktaydılar ve savaşların tam ortasında yer alırlardı ve asla korkak değillerdi. Druidler, savaşçı rahiplerdi ve gerektiğinde çiftçi ve çobandılar.
Kelt toplumlarının hepsi, kabile toplumlarıydı, merkezi bir devlet düzeni oluş¬turmazlardı. Sürekli olarak değişen ve hareket halinde bir kavimdiler. Kelt soyundan gelenlerin hepsi ve hatta Hıristiyan olan Vikingler bile savaşlardaki vahşiliklerini daima korudular. Savaşlarda, geride, başları, kolları, bacakları kopmuş insanlar bıraktılar, kafa kültüne sadık kaldılar ve kestikleri kafalarla onur kazandılar, tıpkı akrabaları İskitler ve Traklar gibi.
Keltlerden Jütler, Angollar ve Saksonlar İngiltereye yerleşerek, orada 7 küçük devlet kurdular. Franklar, Vandallar, Alamanlar, Ostrogotlar, Vizigotlar ve daha pek çoğu devamlı olarak göç halinde Avrupa'yı ele geçirmeye çalıştılar. Vikingler, talanlarla dolu seferlerine devam ettiler, kuzeyden-güneye nehirleri kullanarak ilerlediler ve korsanlıklarına devam ettiler.
Kelt halklarında ulusal bir bilinç gelişmedi. Her Kelt Kabilesi diğerinin mal varlığını kıskanırdı ve bu yüzden birbirleriylede devamlı olarak kavga halindeydiler. İngiltere'de, Sicilya'da, Macaristanda, Polonya'da, Balkanlarda, İskandinavya'da Keltler vardı ve Vikingler'de yerlerini yine başka Kelt topluluklarına bırakmışlardı.
Keltler, rahipleri Druidler’ in, tıpkı bir Şaman gibi, gerçek üstü bir dünyaya, ruhun ölmezliğine ve kendi kişiliğinin dışında başka kimliklere girebildiğine inanıyorlardı. Druidler aynı bir şaman gibi rüya yorumlarlar, kuşların uçuş şekillerine ve kurban edilen hayvanların bağırsaklarına bakarak kehanetlerde bulunurlardı.
Druidlerin bu kehanetler için insan kurban ettikleri ve hayati tehlike atlatan bazı Keltlerin, insan kurban etmek için adakta bulundukları, yazılı kaynaklardan öğreniliyor.
Galatyalı bir general, M.Ö.166’ da kazandığı bir zaferden sonra, savaş esirlerinden en gösterişlisini, tanrılara kurban etmişti. Galyalılar, bir savaş yapmaya karar verdiklerinde, aldıkları bütün ganimetleri Savaş Tanrısına adarlardı. Galip gelirlerse esir aldıkları bütün canlıları ona kurban ederlerdi.
Galatlar, zaman içinde Hellen kültürünün etkisine girmiş ve Şamani inançların yanında Yunan Tanrılarına' da tapım göstermeye başlamışlardır. Savaş tanrısı Ares ve sırasıyla Apollon, Kybele, Artemis tapım görmeye başlamışlardı.
Kybele kültü, Keltlerin yaşam tarzlarına ve yaşam felsefelerine çok uygun gelen bir tapım biçimi içeriyordu. Ormanlarda, kırlarda, yüksek yerlerde yer alan basit yontulu dikili taşlar, sunaklar, kayalara oyulmuş tahtlar, Kybele kültü için doğa için de oluşturulmuş tapım yerleriydi. Keltlerin doğa ve hayvan sevgisine en iyi karşı¬lık verebilecek tanrı Kybele' dir. Keltler için kutsal olan Meşe ve çam ağaçları da bu tanrıçanın kutsal ağaçları idi.
Keltler, tapımı doğa içinde gerçekleşen bu tanrıçayı çok sevdiler. Onların yaşam tarzlarını zorlayan en ufak bir ayrıntı yoktu bu tapımda. Onlar öyle kapalı yerlerde tapım isteyen tanrılarla yapamazlardı zaten.
Keltler, ruhun ölmediğine ve ölümden sonra bir kişiden diğerine geçtiğine inanıyorlardı ve bu inanç onlardaki ölüm korkusunu ortadan kaldırıyordu. Onları kahramanlı¬ğa yönlendiren en önemli etkende bu inançtı.
İskoç, Gal, İrlanda edebiyatına bir göz atacak olursak Keltleri daha iyi ve yakın¬dan tanıma fırsatını bulabiliriz ve hatta Kral Arthur' u incelemek dahi çok şey verecektir bu konuda bize.
Gençlere yol gösteren Druid' ler, akın akın Avrupa' nın dört bir yanına gitme zamanı geldiğinde, o yerinde duramayan savaşçı topluluğu yönlendirmeyi çok iyi bilirler¬di. Falcılığa çok inanırdı. Kelt topluluğu ve işte şimdide falcılar, onların kutsal işaretleri SPİRALİ görüyorlardı. Keltler, İskitler, Traklar hepsi inanıyorlardı falcılığa. Kelt savaşçılarının madeni kemerleri, boyun süsleri, bilezikleri hep spiraldi. Kılıçlarının kabzaları, miğferleri, at eğerleri, savaş arabalarının üstü, yemek kazanlarının, içki çanaklarının üzerinde hep aynı işareti taşırlardı.
Savaşçılıkları benzersizdi, ya da akrabaları olan Traklar ve İskitler gibiydiler. Düşmanlarının korkulu rüyası, Kelt-İber Kılıcı hançerden gelmeydi. Hem vuruyor, hem deliyordu.