Bilim İnsanları
Destekleyen Bilim İnsanları
Arkeolojik Araştırma ve Yazım Çalışmalarımı Destekleyen Bilim İnsanları
PROF DR. HALUK ABBASOĞLU
İSTANBUL ÜNİVERSİTESİ EDEBİYAT FAKÜLTESİ ARKEOLOJİ ANABİLİM DALI BAŞKANI
Haluk Abbasoğlu ve eşi Eser Abbasoğlu, Arkeoloji’yi hep birlikte bitirdik. Revza Ozil, Ülkü İzmirligil, Taner Tarhan, Sümer Atasoy, Beral Madra, Selçuk Gür, Rasim Özgürel bizler ayrı bir grup oluşturmuştuk ve ekseri günler Alman Arkeoloji Enstitüsü’ne gidiyorduk okuldan çıkınca. O dönemde Alm. Ark. Enst.’de Kütüphane asistanlığını benim can arkadaşım Somay Onurkan yapıyordu.
Prof. Haluk Abbasoğlu, sakin ve zarif bir insandır Kilikia Araştırmalarımız sırasında Side’ye dinlenmek için gittiğimizde, Haluk ve diğer arkadaşlarımız orada kazı yapan ekipteydiler Ben Haluk'un , gerek kazı sırasında gerek fakülte hayatımızda bir gün dahi yüksek sesle konuştuğunu hatırlamyorum. Ord.Prof.Dr. Arif Müfid Mansel’den sonra, Bölüm Başkanlığı’nı, çalışmaları ve nezaketi ile hake den,yumuşak ve iyi huyları ile öğrencileri tarafından sevilip, sayılan bir bilim adamı.
Son ikiyıldan beri Nazım Hikmet Kültür Merkezi Arkeoloji Atölyesinde Hocalık yapıyorum ve Haluk Abbasoğlu’nun mezun olmuş Arkeolog öğrencilerinden birkçı benim de öğrencim oldu. Megalitik- Kültistik- Sembolik Arkeoloji çok değişik içeriği olan konular olduğu için geliyorlar ve Haluk Hocaları için hepsinin ilk kullandıkları kelimeler’’ Haluk Hoca çok nazik, çok iyi bir hoca’’ oldu
Ve ben kendisiyle gurur duyuyorum. Onun Side ve özellikle Perge Çalışmaları Uluslararası düzeyde ses getirdi. Öğrencilik yıllarından itibaren özel ihtisas konusu olan Hamam Mimarisi. Ve öğrencilik yıllarında gerçekleştirdiği kazılar , kendisini bu güne taşımıştır.
Trakya, ISTRANCALAR Bölgesinde İĞMELİ EVLER—Köylerde ESKİ GELENEKLERİN- DESTANLARIN İZLERİ ve ARKEOASTRONOMİ VE MEGALİTLER Konularında hazırladığım KİTAPLARIM için yaptığım özverili ve yorucu çalışmalarım sırasında bana verdiği manevi destek , Araştırmacı bir Arkeolog olarak bütün çalışma hayatımı ve yaptığım çalışmaları yakından izlediğini ortaya koymuştur ve ben bundan çok gurur duydum.
(Yukarıda isimleriyle andığım Sınıf ve Kazı Arkadaşlarım : Prof. Dr. Taner Tarhan _ Prof. Sümer Atasoy - ve aramızdan ayrılan Prof. Dr. Somay Onurkan ‘ dır. )
Edebiyat Fakültesi
Arkeolog Ufuk Anğ Baş İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Arkeoloji ve Prehistorya Bölümü'nden döneminin en ünlü hocalarmdan eğitim alarak mezun olmuş, çeşitli kazı ve araştırma projelerinde başanyla görev yapmıştır. Bu araştırma ve kazılarda özellikle Nekropoller üzerine yaptığı çalışmalar dikkat çekicidir. Nitekim "Dağlık Kilikia Şehirleri Nekropolleri Araştırmaları" konulu bitirme tezi bu çabalarının en güzel örneğidir. Arkeolojik kazıların yanı sıra Ufuk Arığ Baş, Ege Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi'nde, îzmir Dokuz Eylül Güzel Sanatlar Fakültesi'nde, İstanbul Mimar Sinan Üniversitesi Konservatuar Bölümü'nde Genel Sanat Tarihi, Arkeoloji, Kazı ve Koruma Teknikleriyle ilgili dersler vermek üzere öğretim görevlisi olarak çalışmıştır. Bunlar Ufük Arığ Baş'ın pratik alandaki çalışmaları yanı sıra teorik alanda da bilime katkısmı açıkça göstermektedir. Böyle bir deneyime sahip Ufuk Arığ Baş'ın son yıllardaki ilgi alanı Trakya bölgesi olmuştur. Burada saptadıkları ve belgelediklerinin bir kitap halinde yaymlanmasını Trakya araştırıcıları için bir şans olacağı kanısında olduğumu bilgilerinize sunarım.
Saygılarımla,
Prof. Dr. Haluk ABBASOĞLU
PROF.DR. GÜZİN KONUK
MİMAR SİNAN ÜNİVERSİTESİ MİMARLIK FAKÜLTESİ DEKANI

Trakya , ISTRANCALAR Bölgesinde yaptığım çalışmaları , yazdığım kitaplarla ilgili tüm çabaları, bölgeye; dağları, ormanları, köyleri kısacası tüm doğası ile duyduğum hayranlığı çok yakından izleyen, duyarlı, ilime saygılı ,mükemmel bir bilim insanı ve sevgili arkadaşım.
Zaman zaman çalışmalarımla ilgili görüşlerini söyleyerek bana yardımcı olmuş, ve gerektiği anda kendi bilimsel katkılarıyla , birlikte projeler yapacağımızdan emin olduğum üretken, özverili, saygıdeğer bir Profösör.
Prof. Güzin Konuk’un , varlığını ve bilimsel desteğini yanımda bilmek benim için gurur sebebi olmuştur.
ARKEOLOG OĞUZ ALPÖZEN ( BODRUM MÜZESİ ESKİ MÜDÜRÜ )

Öğrencilik yıllarımızdan başlayarak kendisini Sualtı Arkeolojisi’ne adamış , ideallerinden vaz geçmeyen, mesleğine tutkulu, heyecanlı, sevgi dolu, enerjik ,insanca değerlere sahip başarılı bir ARKEOLOG.
Okul senelerinde, bizlere yaz aylarında katıldığı Batık Çalışmalarını anlatırken dahi heyecanlanan ve hepimizi peşinden sürükleyen ve zaman zaman ‘’ sonra ne oldu, nasıl çıkarttınız…’’ türünden sorular sorduran arkadaşımız.
Sadece kendisiyle meşkul bir Arkeolog değildir Oğuz. Arkadaşları nerede , hangi araştırma yada kazı çalışmasında , neler yapıyor, kim hangi konu ile ilgili bir çalışma yapıyor , bütün bunları bilmeğe çalışır ve bu bizlere verdiği önemin göstergesidir.
Takya – Istrancalar Bölgesi ile ilgili kitap çalışmalarımı destekleyen yazısı çok değerli benim için. Kendi kendime ‘’ Demekki arkadaşlarm benim bilimsel çalışmalarımı biliyorlar, aslında beni ve yaptıklarımı en iyi değerlendirecek olanlar gene ONLARDIR’’ dedim.
Bizler, HOCALARIN, HOCALARINDA yetiştik, onlar bizlere ARAŞTI RMA CI RUHLARINI ARMAĞAN OLARAK VERDİLER….
Oğuz Alpözen ve Gülşen Alpözen’e teşekkür ediyorum.
Eskinin ilmi olan Arkeolojiye tutkunluğunıuz 1960’larda başladı. Ben genç bir arkeoloji öğrencisi olarak denizlerin dibinde, eski testi (amphora) yığınlarımn altındaki batık gemilerin gizemini çözmeye çalışırken, sınıf arkadaşım Ufuk Baş Anadolu içlerinde, dağların doruklarında eski uygarlıkların izlerini arıyordu. Elinde fotoğraf makinası ile bazen Akdeniz kıyı şeridinde, bazen de Güney ve Güney Doğu Anadolu'nun tozlu yollarında dolaşıyordu. Anadolu arkeolojisini dünyaya tanıtmaya çalışan bir çok bilim heyetinin önemli bir üyesi olarak kazı ve araştırmalarda yer alıyordu. Baraj göllerinin altında kalacak olan antik yerleşimlerin bilgilerini açığa çıkarıyor, o uygarlıkların sesi ve nefesi olarak günümüz insanına sesleniyordu. Onun yazdığı makaleleri okumak, konferansları izlemek, oluşturduğu bilgi pınarından bir tas su içmek, çoğu meslekdaşımda olduğu gibi beni de derinden etkiliyordu.
Güneşin doğduğu yer Anadolu derken, batıda günümüz Trakya'sında Trakları ve onların kutsal açık hava tapınaklarını araştırdığını öğrendiğimde büyük bir heyecan duydum. Türkiye arkeolojisinin az bilinen bir yöresini meslekdaşım Ufuk Arığ Baş, on yıllar boyunca inceledi. Yüzlerce yıl öncesinden bu güne kadar dağların doruklarında yükselen som kayalar, biz ölümlüleri hep etkilemiştir. Kayalar ölümsüzlüğü çağrıştırmıştır. İnsanoğlunun ölüme başkaldırışının simgesi, bu kayalar olmuştur. Kavimleri, Traklarda olduğu gibi derinden etkilemiş, çok tanrılı dinlerin tapınma yerleri olmuştur. Kabe'deki Hacer-ül-Esved örneği, tek tanrılı dinlerde bile kayalar önemini sürdürmüştür. Trakya'daki oluklu kutsal alanları, eski kavimlerin huşu içinde tapınmalarını Ufuk Arığ Baş'ın kaleminden okumak, bizleri sevindirecek ve derinden etkileyecektir.
Dr.h.c. T.Oğuz Alpözen
Bodrum Sualtı Arkeoloji Müzesi Emekli Müdürü
