Adrassus Kenti Araştırmaları

DAĞLIK KİLİKİA BÖLGESİ ADRAS DAĞI ADRASSUS KENTİ ARAŞTIRMALARI

img728

HEYETİMİZİN  DAĞLIK  KİLİKİA’DA  YAŞAMI

Bölgede yıllar boyu devam eden çalışmalarımızda ulaşımımızı Prof. Elisabeth’e ait Land Rover  arazi  cipi ile hallettik. 1964-65 yıllarında  Türkiye’ye özel arabası ile gelen Mrs. Magda Kreifelts, o yıllarda daha kalabalık olan ekibimizin  ulaşım  işinede yardımcı olarak, Land Rover’in yükünü hafifletti.

TOROS DAĞLARININ BALABOLU TEPESİ’nde yer alan ADRASSUS ‘a ulaşabilmek için Yalnızcabağ Köyünden sonra Arazi Aracımızı  takviyeli arazi vitesini kullanarak  ormanlık bölgenin  ve derelerin içlerine doğru ,dik yamaçları tırmanacak  şekilde kullanan  Prof. Rosenbaum’un çok mükemmel bir sürücü olduğunu da anlamıştık.

ADRASSUS’ da  kamp yeri olarak GENİŞ KAYA MEZARLARINDAN , ilk yıl birini , ikinci yıl ise iki KAYA MEZARI’nı seçtik.   Nekropol’ün yanından geçen  toprak bir köy yolu üzerinde hayrat olarak yapılmış çeşmenin bize yakın olması  şanstanda öteydi.

Kaya Mezarının içinde zehirli tabletler yakarak haşaratı uzak tutmaya çalıştık.  Mezarın tabanına çok büyük bir plastic örtü  serp üzerine kamp yataklarımızı koyduk. Gaz ocağında demlediğimiz sabah çayımızın yanında bisküilerimizi

Yiğerek başlıyorduk  güne.  Mezar Odamızın ön yüzü  doğal olarak açıktı ve biz tam bu giriş kısmında,gündüz topladığımız çalı çırpıyı yakıyorduk gece sabaha kadar.  Gündüz çok sıcak olan hava gece buz gibi oluyor ve eksi derecelere düşüyordu.

img588

Prof. Dr. Elisabeth Rosenbaum

Sabaha kadar yanan ateş kurt yada ayıları uzak tutmak için bir tedbirdi aynı zamanda.. Bulunduğumuz yer TOROS DAĞLARININ bir tepesiydi ve en yakın köy çok uzaktaydı.  Kat kat kazaklar ve battaniye ile geçirilen  bir geceden sonra, çok sıcak bir günde çok yoğun bir arazi çalışması.

Öğle ve akşam yemeklerimiz  menemen, et suyu tabletlerinde pişmiş sovan çorbası ve çılbır gibi bir yemek  oluyordu.  Dayanıklı olan gıda maddeleri dışında hiçbir şeyi muhafaza etmemiz mümkün olamazdı.

Birkaç kere nereden nasıl geldiğini bilemediğimiz bir Yörük Kadını bize Yufka ekmeği ve üzüm getirmişti.

Gece , aşağıda vadide akan GÖKSU NEHRİ’nin sesiyle beraber uluyan çakalları dinliyorduk.

İkinci  yıldan itibaren  geceleri  gökyüzünü ufak bir teleskopla seyretmeye başladık. Topografımız Karl Schmidt sayesinde , dağın üstünde büsbütün iri ve parlak olarak izlediğimiz  yıldızları daha yakından izliyorduk.

Dağda ve özellikle Nekropolde yaşam , bazı mecburiyetleride getirmişti. Somay ve ben bulaşıkları ters dönmüş bir lahit kapağı üzerinde  yıkıyorduk. ( Somay Onurkan kaybettiğim canım arkadaşım)

NEKROPOL  ÇALIŞMALARI

img371 img370

51 nolu lahit

img750

Ufuk BAŞ

img375

İHTİSAS TEZİ  olarak hazırlamaya başladığım  Kilikia Bölgesi Nekropolleri Kataloğu çalışmalarım hem kendim için hemde Heyetimizin Nekropol çalışmaları olarak değerleniyordu. Araştırma ve Kazı öncesi Ankara’da İngiliz  Arkeoloji Enstitüsünde Prof. Elisabeth Rosenbaum tarafından misafir edilerek, Nekropol Araştırmaları ve Nekropollerde Çalışma Teknikleri, ölçü alma, sembolleri değerlendirme  ve benzeri konularda  bilgilendirilmiştim.

ADRASSUS Nekropolü, Kaya Mezarları, Kutsal Kayalık Alanları, Lahitleri ve Çok özel Lahit Kapakları, Aslanlı Yolu ve Tarih içindeki yeri açısından  ayrıcalıklı bir konuma sahiptir.

Nekropolde çalıştığım zaman dilimi içerisinde her gün ayrıntılı olarak tuttuğum raporları, çalışma sonrası Prof. Elisabeth’e okuyordum, kendisi bana fikirlerini  söylüyordu ve bir sonraki gün ben gene çalışmalarımı yapıyordum, bu arada kendisi de bazı notlar alıyor ve fotoğraf çekimi çalışmaları yapıyordu. Fotoğraf çekimlerinde daima yanında bulunuyordum.  Bana gerekli olan ayrıntılı fotoğraf çalışmalarımı  çoğunlukla yalnız yapıyordum.

Onun söyledği, anlattığı herşeyi not ediyordum. Aslında böyle bir çalışmada, Rosenbaum gibi bir hocanın yanında tez hazırlıyor olmak bir ayrıcalıktı.

Arazide onun ölçü aldığını hiç görmedim.  Bana bu işlerin bütün ayrıntısını öğretmişti ve bana güveniyordu.  Sorumluluğu bana vererek , daha titiz çalışmamıda  kendiliğinden sağlamıştı.

Bütün çalışmalar bittiğinde  Ankara’ya İngiliz Arkeoloji Enstitüsüne beraber döndük ve  çalışmalarımızı birleştirdik.  Günlerce Tüm Merkezlerimize ait notlarımızı okuyarak bilgi aktarımında bulunduk.  Daha sonra bana , mimarlarımızın Nekropoller ile ilgili tüm plan ve krokilerini de  vererek hepsini tezimde kullanmamı sağladı.  Blgenin Nekropollerle ilgili tüm  kitaplarını da benm tezimden sonra yayınlayarak, bana ve mesleğime verdiği değeri, çok üstün vasıflı bir bilim insanının davranış biçimi ile gösterdi.

BALABOLU - ADRASSUS BÖLGESİ ARAŞTIRMA ÇALIŞMALARINDAN KESİTLER

Balabolu olarak adlandırılan  bölge CALYCADNUS’a  son şeklini vermek üzere MUT yakınlarında birleşen iki nehri ayıran sıradağların doğusunda kuruludur. Şimdi bu iki nehir tek bir isimle anılmaktadır: GÖKSU NEHRİ

Eskiden sadece kuzeydeki kola CALYCADNUS denildiğini, Güneydeki kola  ERMENEK SU denildiğini yazılı kaynaklardan öğreniyoruz.

İki kol arasındaki Sıradağların en önemli bölümü ADRAS DAĞI’dır. Balabolu ‘’Eski Şehir’’ ‘’ Palaiopolis’’den gelmektedir.

Balabolu 6.yüzyıldan itibaren terkedilen, oldukça tahribata ve yıkıma uğramış bir şehirdir. Şimdi bu şehir , bölgenin  dağ eteklerindeki Köyler için  Yayla olmuştur.Balabolu ,insanda şiirsel duygular uyandırabilecek bir bölgedir.Çevrede  çam,ardıç,sedir,selvi türü ağaçlar yoğundur. Bölgede sağımızda yai kuzeyde şu an  kullanılan köy yolunun sınırladığı büyük Nekropolü, solumuzda  güneyde ise kayaların delip geçtiği taraçalara sahip ,dik eğimli derin vadiyi görürüz.

Bu derin vadi ve yol arasında kalan alan , yolun kuzeyindeki dağdan vadiye doğru inmektedir.

Yolu ve vadiyi birbirinden ayıran vadiler arasındaki  platolarda  LAHİTLER vardır.Ayrıca üç taraça şeklinde vadinin  kuzeydeki eğimli kısmı ve vadinin yan tarafları boyunca  KAYADAN YAPILMA MEZAR BÖLMELERİ mevcuttur.

ASLANLI KAYA MEZARI

En büyük mezarlardan biri, şehir duvarlarına oldukça yakın, ilk vadinin batısındaki bir KAYANIN içine oyularak yapılmıştır. Bu mezara kayanın içinden geçen  birkaç basamakla girilir ve burada çatısız iki ayrı bölme mevcuttur.. Bu bölmelerin arka kısımları,yazılı olmayan bir ‘’Tabula Ansata’’ ile  bezenmiş Kayadan yapılma bir lahidi içerir. Bu lahit, yüksek kabartma olarak işlenmiş bir ‘’Kapak’’ içermekteyken, yüzyıllar önce  yerinden alınarak , basamakların en üst kısmında yer alan  düzlüğe  konulmuştur.

Anadolu’daki diğer  görkemli anıtlarla karşılaştırıldığında bu Mezar  oldukça mütevazı kalmaktadır . Ancak bu Lahit ve çevresi Anıtsaldır.

Bu Mezarın şehire yakınlığı göz önüne alınırsa , nekropoldeki en eski mezarlardan biri olduğu söylenebilir.

Çalışmalarımız sırasında  Dördüncü Vadinin , kuzeydeki eğimli kısmında yapımı bitmemiş mezarlara rastladık. Lahitlerdeki Aslan  Figürleri,  Anadoluda çok eski  dönemlerden itibaren karşımıza çıkmaktadır. Anadolu’nun Roma Dönemi etkinlik bölgelerinde görülen Aslan  motifleri ile hiçbir benzerlikleri yoktur ve üstün  sanatsal yapıya sahiptirler. Bu Aslanlar, Nekropolün önemli özelliklerini kendilerinde toplarlar ve Sedir Ağaçlarıyla, Çam Ağaçlarıyla  birlikte  Nekropolü gizemli bir havaya sokarlar.

BALABOLU’daki Araştırma gezimiz boyunca, Kayadan yapılan bu MEZAR ANITLARININ  BAZILARINDA YAŞADIK. Bu mezarlar, 88 a-c numaralı anıtlardı.  ( C) noktası ikinci vadinin  Büyük vadiye doğru kıvrıldığı, Güneydeki Dağların harika manzarasına sahip ‘’ Konaklama Noktamız’’ konumundaydı.

Bu bölgenin araştırmasında görev alan herkes, yaşamları boyunca burayı hatırlayacaktır.

Şehire yakın 1. ve 2. vadilerin arasında yer alan  Kayalık Bölgeler ve Derin Vadinin kuzey kısmındaki Mezarların büyük bir kısmı : Kayalardan oyulan bölmelere ve odalara sahip  Kompleks yapılardır.( 103 ve 104 numaralı mezarlar) Bu oda ve bölmeler  çeşitli planlar gösterirler. Bazılarında  bir  bazılarında iki üç gömü olmuştur.  Bu  Kaya Mezarlarının dış yüzlerinde Phrygia mezarlarında  olduğu gibi Aslan Kabartmaları  yer alır.

ASLANLI MEZAR  II

Aslanlı Mezara, güney yönündeki kayanın içinden birkaç adım atılarak girilir..İlk bölüm düzensiz bir plana sahip Büyük Avludur. Kayaya oyularak yapılmış olan basamakların üst kısmında  Tabula Ansata’lı  ve kayaya oyularak yapılmış olan Lahite ait Aslanlı Kapak durmaktadır. Bu mezar konumu  çok  enteresan olan bir  kaya parçasının üzerinde  yer almaktadır.  Yakın çevresinde başka bir mezar  yoktur. Anıtsal bir görünüme sahiptir. Önemli bir kişi için yapılmıştır.

LAHİTLER

img747

img748

Oldukça büyük ölçülere sahip olan  Taş Lahitler, Büyük Vadiye bakan   ve eğimleri oldukça fazla olan Taraçalar  haricinde, Nekropol’ün  bütün bölgelerinde  yer almaktadırlar. Kaya Mezarlarıyla birlikte, Gruplar oluşturacak şekilde ve tek olarak bulunurlar.  Uzunlukları genel olarak:  1.95  -2.15- 2.25 ve 2.28 ölçülerini verir.

Enleri yada genişlikleri : 1.04 – 1.05 -1.10  ve  yükseklikleri: 1.15 – 1.16 – 1.45m. arasında ölçülere sahiptirler.

img778

Nekropolde 2-3 lahitte  hiçbir bezeme görülmemektedir ancak bunların  dışındaki bütün Lahitler kabartma olarak yapılmış olan; ikonografik, sembolik motifler içermektedir.

Tarihi bir olayı Figürler ve sembolik ögelerle, mimari dekor içinde anlatan 51 numaralı Lahit çok özeldir ve son iki yıldan beri Lahidin kabartma içeriğini tekrar araştırıp, incelediğimde oldukça farklı  yorumlar elde ettim.

Lahitlerin geniş yüzleri üzerinde  yer alan TABULA ANSATA’lar Dikdörtgen ve  Daire formundadırlar. İç kısımları boş bırakılmış yada Haç Motifi  ve bazı küçük yazıtlarla doldurulmuştur. Tabula Ansata’ların her iki yanlarında genelde içleri kabartma çiçek motifi ile doldurulmuş Çelenkler yer almaktadır.

img745 img373

Lahitlerin kısa yan yüzlernde çoğu kez daire içinde kabartma Rozet’ler bulunur.

Lahitlerin  üst kenar pervazlari ,kalın veya ince ve genelde kabartma süsleme içeren kuşaklarla  çevrilmiştir.. Lahitlere ait bezeme  konusu oldukça geniş bir yer tutmaktadır. Girlandlı Lahitler ayrı bir grup oluştururlar. Girlandlar arası bağlayıcı motiflerin çıplak insanfigürleri olduğu  lahit  oldukça ilginçtir.

Adrassus Lahitlerinin iki – üç tanesinde Mitolojik ve Savaşçılarla ilgili konuların işlendiğini de eklemek gerekir.

LAHİT KAPAKLARI

img758

Düz Dam şeklinde, dam şeklinde ve üzeri kiremit gibi dizilmiş  yaprak motifleri ile kaplı ve Aslan Kabartmalı Kapaklar, kendi içlerinde tekrar gruplara ayrılırlar.

Lahitlere ait  tüm kapaklar toprak üzerindedirler. Kapakların bazıları önce yerinde parçalanmış ve daha sonra aşağıya yuvarlanmıştır. Tüm Lahitlerin içleri boştur ve  çok öncelerde  soyulmuşlardır.

Kaya mezarlarının içleri de tahrip edilmiştir.

img343

NEKROPOLDE ASLAN MOTİFİ

Balabolu’daki aslant figürleri  çok değişik  özelliklere sahiptirler.. Anadolu’da Aslan motifi birçok  merkezde ve değişik kültürlerde  kullanılmıştır ancak  bölgeden bölgeye farklılıklar göstermiştir. Sanatsal açıdan bakıldığında, BALABOLU ASLANLARI diğer bölgedekilerden çok daha üstün konumdadırlar..Adrassus yada Balabolu Aslanları  , ARAZİ ÇALIŞMASI  ve daha sonraki YAZIM ÇALIŞMALARINDA  çok  büyük ayrıntıları ortaya çıkarttılar.

BALABOLU - ADRASSUS Lahitleri son derece önemli  bir konuma sahiptirler, Lahitler üzerindeki bezemeler, semboller , düşük seviyeli ve kaba bir sanat anlayışının ürünleri değillerdir. Bu Lahitlerin desenlerinde bir asalet ve ayrıntılarda mükemmel bir işçilik görülmektedir.

Bu LAHİTLERE EŞİT SEVİYEDE  OLAN BAŞKA LAHİTLERE, şu ana kadar ne Anadolu’da ne de  yakın çevrede rastlanılamamıştır.

Yazılı kaynaklara gore M.S. 6. yy.dan sonra , bir daha dönülmemek üzere Balabolu’dan ayrılınmıştır. Ancak  Roma ve Bizans dönemine ait  kullanımların tesbit edilmesine rağmen ben buradaki pek çok  Arkeolojik Veri nin çok daha eski tarihlere ait  olduklarına eminim .

Bölgede yapılan çalışmalar sırasında  elde edilen ‘’ küçük mimari parçalar’’ Adana Arkeoloji Müzesine Arazi Aracımızla götürüldü.

BALABOLU - ADRASSUS NEKROPOL KATALOĞU  ÇALIŞMAMLA İLGİLİ OLARAK :

Bu  bölgenin çok büyük ve farklı özelliklere sahip olması ve ANEMURİUM-İOTAPE- SELİNUS – ANTİOCHEİA AD CRAGUM – ARSİNOE  Nekropolleri ile birlikte  ele alınmasının haksızlık olacağının düşünülmesi sonucunda, Tez kapsamından  çıkarılarak ‘’ Tek Başına’’ bir  ARAŞTIRMA  ÇALIŞMASI ya da kitabı olarak  yayınlanmasının daha doğru olacağına , Ord. Prof. Dr. ARİF MÜFİD MANSEL tarafından karar verildi.

ADRASSUS’TA TOPOGRAFİK ÇALIŞMALAR

img753 img751

Karl D. Schmidt

img755

Somay ONURKAN

Bonn Üniversitesinden Topograf   Karl D. Schmidt ve  Topograf  Thomas Kreifelts ADRASSUS’ta  Çok geniş bir Alana yayılmış olan Nekropol ve  kuzey-batıda yer alan  Hıristiyanlık dönemine ait küçük  Mezarlık  Kilisesinin bulunduğu bölgede ayrıntılı olmak üzere  mimari kalıntıların bulunduğu  tüm antic  alanda  çalışmalar yaparak Topografik Haritaları çizdiler.  Bu çalışmalar için  bizi ziyarete gelen köylülerdende  faydalandılar.

Kare alanların köşe noktalarında  duran  köylü dostlarımız , ölçüm işlemlerinde nirengi noktaları  oldular.  Bu çalışmaların pek çoğunu fotoğrafla tesbit ettim.

TOPOGRAFİK ÇALIŞMALAR  ANEMURİUM- İOTAPE – SELİNUS – ANTİOCHEİA AD CRAGUM  MERKEZLERİNDE DE  ÇOK AYRINTILI  OLARAK YAPILDI.

ADRASSUS’TA  MİMARİ  ÇALIŞMALAR

KAYA MEZARLARININ PEK ÇOĞUNDA ve  MEZARLIK  KİLİSESİNDE  Avusturyalı mimar Dr.  GERHARD  HUBER  çok ayrıntılı PLAN çalışmaları yaptı ve hemen bütün ölçü alma işlemlerinde  kendisine yardım ettim.

Topograf ve Mimarlara asiste ettiğimiz zamanlar bizler için yeni bilgiler öğrendiğimiz  dersler gibiydi.

img763

GERHARD  HUBER – UFUK BAŞ

img762

GERHARD  HUBER

img746

TANER TARHAN

Çok ayrıntılı ve yoğun MİMARİ ÇALIŞMALAR, Araştırma ve Kazı yaptığımız bütün diğer  Merkezlerde de  Avusturyalı Üç MİMAR  tarafından yapıldı ve bu çalışmaların tümü KİTAP olarak yayınlandı.

ARAŞTIRMA VE KAZILARIMIZI DOĞRU VE BAŞARILI KILAN YÖNTEM

Araştırma çalışmalarımızın ilk iki yılında  ADRASSUS’a gitmeden once MUT’a çok yakın ve Dağların yüksek bir tepesinde yer alan  ALAHAN uğrak ve inceleme  merkezimiz oldu.

Çok yüksek konumu  sebebiyle, aşağıya ve uzaktaki vadilere, Dağlara  baktığımız zaman  Adrassus’a varabilmek için geçmemiz gereken bölgeyi  uzaklaşan siluetler halinde görebiliyorduk.  Çalışacağınız bölgeyi değişik konumlarda group tanımak, sizi yapacağınız işe  yakınlaştırır.  O yer neresi ise oraya konsantre olmaya başlarsınız ve orası daha bir bildik yer gibi gelir. Bölgeye karşı olan yabancılığınızdan sıyrılmaya başlarsınız.

img741

ALAHAN

İki yıl üst üste Alahan’a gitmek , biz o anda farkında olmasakda  bu yakınlaşmayı sağlamıştı  saıyorum.   ALAHAN, Kayalık Dağlık Bölgede yer alan  görkemli manastırı ve  KAYA   MEZARLARI ve  KAYALARA oyulmuş LAHİTLERİ ile  ve Lahitlerin  üzerlerindeki semboller ile , bize ADRASSUS çalışmamızda  kıyaslama yöntemini çok  iyi kullanabileceğimiz bir  Merkez ve biz burada neler olduğunu iyice bildiğimiz için kendi Nekropol çalışmamızı yaparken bize belirli bir bilgi kaynağını görsel olarak  aktaran, kıyaslama imkanı veren  yakınımızdaki bir merkez.

img587

Taner TARHAN – Ufuk BAŞ (ALAHAN YOLU, ADRASSUS’A GİDERKEN)

Prof. Rosenbaum bir aşama daha ileri giderek , benden Alahan Lahitlerinin ölçülerini almamı istedi.  NEKROPOL KAVRAMININ İYİCE  İÇİNE SOKMAK İSTİYORDU BENİ.

Uzun yıllar sonra onun bu  yönteminin mükemmelliğini çok daha iyi kavrayacaktım.

ANEMURİUM, SELİNUS, İOTAPE ve ANTİOCHEİA AD CRAGUM  Çalışmalarından öncede yaptı. İlk yıl sınıf arkadaşım Taner Tarhan ile beni daha sonraki yıl Somay Onurkan, Yıldıray Özkan  ve Mimar  Ekip arkadaşlarımızla hepimizi  MERSİN – ALANYA arasındaki tüm  Antik  Merkezlerle  tanıştırdı.

Pek çoğunun  Özellikle Nekropollerinde dolaştık. Ayaş, Gilindire, Arsinoe, Nagidos ve daha sonra çalışacağımız merkezlerimizin Nekropollerinin bu gezdiğimiz  Merkezlerle olan benzerlik ve farklılıklarını belleğimize kaydettik.

Bölgede Nekropoller haricinde ki sivil yapıların  anlaşılabilirliği için kazı yapmak gerekmektedir. Ancak Nekropollerde Abidevi Mezarlar  kazı yapmadan öncede özelliklerini yansıtırlar.   Araştırma ve Kazı öncesi  yaptığımız  Arkeolojik ziyaretler  benim Analoji yaparak yazacağım dönemler için  sonsuz kolaylık sağlıyordu.

Kısacası bu  ekip,  Göreve başlamadan önce , çalışmalar ve yazım aşamasında gerekli olacak  tüm bilgilerle donatılmıştı.  Ekipte görev alanların büyük bir kısmı bu işe  gönül verenlerdi.

Tüm  çalışmalar bittiğinde ortaya çıkan   yayınların çokluğu ise bu şartlarda normaldi.

Ekip arkadaşlarımın pek çoğu hayatta değiller. Çok  erken yaşlarda aramızdan ayrılanlar oldu.

İŞ  CİDDİYETİ  VE   ÇOK ÇALIŞMAK

ARKEOLOJİK KAZI VE ARAŞTIRMALAR KENDİNİZ VE YAPTIĞINIZ  İŞE KARŞI SORUMLULUKLARIN ÇOK  GÜÇLÜ VE ÖZEL  OLDUĞU  ZORLU  GÖREVLERDİR.

img766

Ekibin kamp yaptığı kaya mezarının önünde sabah çalışmasına çıkmadan önce

Dağlık Kilikia Bölgesi ADRASSUS – ANEMURİON – İOTAPE – SELİNUS – ANTİOCHEİA AD CRAGUM  MERKEZLERİNDE  BİLİMSEL ÇALIŞMALARI GERÇEKLEŞTİREN  İLK EKİP

Bölgede muntazam bir kara yolu ağının olmadığı bir  dönemde, SİLİFKE’de  ANAMUR’A CİPLE  gidiyoruz dediğimiz zaman Köy Kahvesinde oturanlar bize acıyarak  vede gitseler bile dönemezler gibi bakmışlar ve  aşağısı uçurum ve demiz olan  dar, toprak Anamur  yolunda  yan yana iki aracın geçmesinin zor olduğunu, iki araç karşılaşırsa birinin uygun bir noktaya kadar geri geri gitmesi gerektiğini vede zaten o yoldan günde bir kere yolu çok iyi bilen  şoförü ile  ‘’burunlu Yolcu Otobüsünün geçebileceğini’’  söylemişlerdi 1962 yılı ağustos ayında.

img591

Taner TARHAN kamp yaptıkları kaya mezarının içinde

Tanıdığım en usta sürücü olan Prof. Elisabeth, bizi Land Rover’ı ile  o yoldan  geçirdi ancak gerçekten denize uçarken görmiyelim  diye pek çok yerde  gözlerimizi kapadığımızı hatırlıyorum. Anadoluda binlerce kilometer yol yaptım ancak  öylesine hiç rastlamadım..

İlk sefer ve daha sonraki geçişlerimizde gık demeden, en ufak bir taşkın tepki vermeden geçtik o yoldan.  Sanıyorum  bir Arkeoloğun  en önde gelen özelliğinin: SOĞUK KANLI OLMASI olduğunu en başından öğrenmiştik. Kimbilir belkide nefes dahi almadık.

img770

Ufuk BAŞ kamp yaptıkları kaya mezarının içinde

Biz çok zor şartlarda ancak şikayet etmeden, sızlanmadan görev yaptık. Hepimiz ailelerimiz için çok değerliydik ve hiç birimiz daha önce TOROS DAĞLARINDA KAYA MEZARLARINDA KAMP YAPMAMIŞTIK VE ÇAKAL ULUMALARI  İLE KARANLIKTA UYUMAMIŞTIK. GECE MANZARAMIZ KARŞIMIZDA DURAN DEVASA LAHİT OLMAMIŞTI ancak   yıllar içinde  bende dahil olmak üzere birtek kişinin korku  kelimesini  kullandığınıda  duymadım.

Çadır kurmak akıldan dahi geçemezdi : sabaha kadar esen rüzgar  buna imkan vermezdi ve güvenlik açısından dab u imkansızdı çünki biz gece boyunca ateş yakmak zorundaydık.

img768

Kamp mezarının önünde yerleşme anı

Aynı yıllarda ALAHAN EKİBİNİN çadırlarının nasıl uçup gittiği anlatılıyordu çevremizde.

Mesleğine aşık bir profösör ve mesleğine tutku derecesinde bağlı genç arkeologlar.

Yaptıkları işe ve Arkeolojiye saygı duyan Mimarlardan kurulmuş bu ekip Doğa sevgisi taşıdıkları, kendilerine ve birbirlerine saygılı oldukları,ARKEOLOJİDE BELİRLİ BİR AMACA ULAŞMAYA ÇALIŞTIKLARI, yorgunluk ve bıkkınlık nadir bilmedikleri,için beş yıl gibi kısa bir zamanda  Topografik ,Mimari ve Arkeolojik  açılardan beş büyük Arkeolojik Merkezde yapılması gereken tüm çalışmaları  tamamladılar.

Anemurium’da  onarım ve kazı çalışmalarına başladılar ancak Prof. Dr. Elisabeth Rosenbaum Toronto’ya döneceği için Anemurium da kazı çalışmaları Amerikalı Arkeologlara devredildi.

Diğer Merkezlerde yapılacak kazılar, bizlerin sunduğu calışmalarla daha kolay olacaktır.

Bir  Nekropolog olarak ORD.PROF. DR. ARİF MÜFİD MANSEL tarafından onay almaya hak kazandıysam, bunu  benim çalışmalarıma saygı ile  yaklaşan ve  beni  Nekropoller konusunda yetiştirmeyi kendisine görev bilen mütevazı  bilim insanı Dr. Rosenbaum’a borçluyum.

FOTOĞRAF GALERİSİ ve PLANLAR İÇİN TIKLAYINIZ…

KAZI EKİBİNİN FOTOĞRAFLARI İÇİN TIKLAYINIZ...

ARAŞTIRMA SONRASI YAPILAN BİLİMSEL YAYIN

001

002

PREFACE

I first visited the Necropolis of Adrassus (Balabolu) in 1959 during a long journey in Turkey which was mainly devoted to the study of Roman and Early Byzantine portrait sculpture. During this trip I also looked at as many ancient sites as possible, paying attention especially to funerary monuments which had interested me since my student days. I was accompanied by Miss Ülkü Ülküsal, now Mrs. Bates, then a second-year student of Art History at the University of Istanbul. At this time it was possible to get by Land Rover as far as the village of Yalnızcabağ, after which the ascent to the site of Balabolu had to be made on donkey back or on foot. One afternoon on the site convinced me that it deserved a detailed survey. There were at this time still some unviolated tombs, and one of the most important sarcophagi with relief decoration was still more or less intact. Accompanied by my nephew Thomas Kreifelts I went back again in 1961. By this time, the Turkish Forestry Department had begun to construct a jeep road from Yalnızcabağ up towards Balabolu, so that we had to walk only for about one hour to get to the site. Sarcophagus No. 40 had already been destroyed by villagers, who still believe that gold can be found within the stone. During this year my nephew and I worked for a week with Michael Gough in Alahan and Gough, with whom I had previously discussed my survey plans, encouraged me to undertake detailed work on the necropolis of Adrassus. He had himself visited the site in 1952 and 1957 and had made squeezes of various inscriptions, taken photographs of many of the more important sarcophagi (one of which, the now destroyed No. 40, can be fully studied only from his photograph); he had also surveyed one of the churches in the city.

Balabolu had been visited in the 19th century by the Reverend Davis and by the Austrian epigraphists Heberdey and Wilhelm; after that the first scholar to visit it was Michael Gough. After our own survey work was basically completed, Otto Feld went to the site and published photographs of two of the sarcophagi in the report of his journey in Cilicia (Istanbuler Mitteilungen 13—14 [1963—64] 95f., pi. 48). Lastly T. B. Mitford visited Balabolu in the course of the epigraphical survey of Rough Cilicia he made with G. E. Bean (see the bibliography).

My own survey began in 1962, by which time the forestry jeep road had been extended as far as the site. My assistants were two young students of the University of Istanbul, Mr. TANER TARHAN and Miss UFUK BAŞ. We stayed on the site for one week, living in one of the rock-cut tombs, and we managed to get a record of practically all the tombs of the site and the two cemetery churches. During that season we saw and recorded a few inscriptions which had disappeared by the following year, and we also rescued a fragment, obviously from a sarcophagus, which had been prepared for transportation to Mut; this piece is now in the Museum in Adana. In 1963, the survey was resumed with a larger team, including K. D. Schmidt (Cologne) for the topography, Dr. Gerhard Huber (then Vienna) as architect, Miss Ufuk Baş, Miss Somay Onurkan (both Istanbul), and Mr. Thomas Kreifelts as assistants. Again we spent one week on the site, this time occupying three adjoining rock-cut tombs. During this season, the photography was virtually completed, plans were made of a representative selection of the rock-cut tombs, previous data were checked, and the topographical map was prepared. In 1966, K. D. Schmidt, assisted by his son Stefan Schmidt and by Erhan Gür (then a senior student at the University of Istanbul) returned to the site and spent several days completing the topographical map of the necropolis.

All these operations were done on shoe-string budgets and with a bare minimum of equipment. Hence our map, which is presented here, has no reliable indication of the levels of the various sections of the cemetery. But it is accurate enough to enable any visitor to the site to find the monuments that survive. I do not know what has happened to the Balabolu necropolis after 1966, except that one of the lion lids was to be seen in the "famous" tea house under the plane trees in Mut in 1973 (see pi. LXV). The rock-cut tombs will still be where and how we saw them; I believe that many of the other tombs surveyed by us will still be in nearly the same condition as when we saw them last. But since we ourselves in the course of our survey work saw inscriptions appear and disappear from one year to the next, we cannot be certain about the fate of the "mobile" features of this necropolis. However, it is re-assuring that the lion, now in Mut, survived its trip down the mountains in excellent shape.

It has taken me a long time to write up the results of this survey, partly because the coastal cities of Western Cilicia, and above all Anemurium had to be given priority, and partly because of many other commitments. I finished the typescript, on which the present book is based, in 1972. Some additions were made subsequently. In the meantime, K. D. Schmidt, our topographer, and Michael Gough, to whom I owe the principal inspiration for carrying out this work, have died. The book is dedicated to their memory.

My thanks are due to a number of friends and institutions who gave help in a variety of ways. I am grateful to Joyce Reynolds, who agreed to work on the inscriptions on the basis of my photographs, squeezes, and notes, although this is not a satisfactory arrangement for an epigraphist. The topographical map was drawn in its final form by Mr. Willi Rufener of Spiez (Switzerland) from the sketch maps prepared by K. D. and Stefan Schmidt, who, in turn, had had the help of Thomas Kreifelts and Erhan Gür for the field work, and of a rough sketch made by TANER TARHAN in 1962. All the plans of tombs and the church (no. 9) are due to Gerhard Huber, whose contribution to our effort is, however, not restricted to the plans. Most of the photographs reproduced were taken by myself, the exceptions being noted in the Catalogue. Mary Gough very kindly put at my disposal photographs and notes taken by Michael Gough and herself during their earlier visits: it appears that one of the sarcophagi recorded by them had vanished without a trace by 1962. I am grateful to the Kleinasiatische Kommission of the Österreichische Akademie der Wissenschaften for their generous help in establishing the route to Balabolu HEBERDEY AND WILHELM (see p. 14, note 3).

The villagers of Yalnızcabağ were very helpful during our field work by keeping us stocked with food supplies: they should not be held responsible for any illicit digging or destruction of some of the sarcophagi. Antique dealers with tempting offers reach even so remote a place as this; but before their era no damage was done to the site. The local authorities of the Kaymakamlık in Mut were most co-operative, during my short visits in 1959 and 1961 as well as during the survey seasons in 1962 and 1963: they provided extra transport, on one occasion police protection, and they visited us on the site to make sure that we had everything we needed.

The General Directorate of Antiquities and Museums in Ankara, and especially its late Director General, Mr. Hikmet Gürcay, were as helpful as they always have been in all my archaeological work in Turkey.

For financial support I have to thank the British Institute of Archaeology in Ankara during the field seasons, and the American Philosophical Society for a grant which helped me to do the research work necessary for the completion of the book.

My thanks are further due to the Kommission für die Archäologische Erforschung Kleinasiens of the Österreichische Akademie der Wissenschaften and all its members, in particular to Professor Dr. F. Schachermeyr, for accepting the book into the series of the Denkschriften, which seems to be the most appropriate place for the publication of a survey which, in a sense, almost literally followed in the footsteps of two of the foremost explorers of the ancient monuments of the region in which Adrassus is situated, Heberdey and Wilhelm.

I am grateful for the editorial help received from Dr. G. Lamtnger-Pascher, member of the Kommission and the officer of the Kommission Dr. Georg Rehrenböck.

Last, but not least, I should like to express my thanks to the Humanities Research Council of Canada, whose grant of a subsidy made the publication possible.

Survey work like that carried out in Balabolu is a demanding task that requires a great deal of dedication on the part of the team taking part in it. I am grateful to all the members of my team for their work undertaken in such primitive conditions. When I set out on this survey I did not anticipate the importance of the results. My first aim was to record substantial remains of the Anatolian past which, because of the rapid develop¬ment of the country, are in danger of disappearing without a trace. However, the sarcophagi of this necropolis of an obscure city in the remote Isaurian mountains have provided some important links between the art of Italy and of Asia Minor. On the one hand, they gave us a first "eastern" example of an iconography on sarcophagi that was known only from Roman monuments of the 2nd and 3rd centuries (sarcophagus No. 40), while on the other hand, they show that peculiar blend of ornaments characteristic of the decorative sarcophagi of Ravenna and of later Lombardic art which is not documented by the surviving art of Constantinople. Since it goes without saying that the decoration of the sarcophagi of Adrassus cannot have been designed by the craftsmen of this insignificant town, we may, I believe, consider it as a reflection of an art flourishing in the main centres of the Eastern Empire. The long delay between the actual field work and the writing of this book may be justified by these results.

Toronto, February 1980


003

Elisabeth Alföldi-Rosenbaum, geboren 1921. Studium der Altertumswissenschaften in Köln, Wien, Budapest, Berlin. Promoviert in Berlin (1944) mit einer Arbeit über Porträts auf Pannonischen Grabsteinen und in London (1952) über „Late Antique Models of Carolingian Art". Forschungsarbeiten: in der Kyrenaika (1954—1963): Porträtplastik der Cyrenaica und justiniani¬sche Mosaiken in Kirchen der Cyrenaica. Kleinasien (1957—1971): Porträtstudien (inklusive Ephesos); Survey der Küstenstädte Westkilikiens; Beginn der Ausgrabung von Anemurium. Knöcherne alexandrinische Spielmarken. Kontorniaten. Apicius (Das Kochbuch der Römer). Beiträge zur Historia Augusta Forschung. Derzeit Professor für Klassische Archäologie, früh¬christliche und frühbyzantinische Kunstgeschichte an der University of Toronto.