Adrassus Kenti Araştırmaları
DAĞLIK KİLİKİA BÖLGESİ ADRAS DAĞI ADRASSUS KENTİ ARAŞTIRMALARI

HEYETİMİZİN DAĞLIK KİLİKİA’DA YAŞAMI
Bölgede yıllar boyu devam
TOROS DAĞLARININ BALABOLU TEPESİ’nde yer alan ADRASSUS ‘a ulaşabilmek için Yalnızcabağ Köyünden sonra Arazi Aracımızı takviyeli arazi vitesini kullanarak ormanlık bölgenin ve derelerin içlerine doğru ,dik yamaçları tırmanacak şekilde kullanan Prof. Rosenbaum’un çok mükemmel bir sürücü olduğunu da anlamıştık.
ADRASSUS’ da kamp yeri olarak GENİŞ KAYA MEZARLARINDAN , ilk yıl birini , ikinci yıl ise iki KAYA MEZARI’nı seçtik. Nekropol’ün yanından geçen toprak bir köy yolu üzerinde hayrat olarak yapılmış çeşmenin bize yakın olması şanstanda öteydi.
Kaya Mezarının içinde zehirli tabletler yakarak haşaratı uzak tutmaya çalıştık. Mezarın tabanına çok büyük bir plastic örtü serp üzerine kamp yataklarımızı koyduk. Gaz ocağında demlediğimiz sabah çayımızın yanında bisküilerimizi
Yiğerek başlıyorduk güne. Mezar Odamızın ön yüzü doğal olarak açıktı ve biz tam bu giriş kısmında,gündüz topladığımız çalı çırpıyı yakıyorduk gece sabaha kadar. Gündüz çok sıcak olan hava gece buz gibi oluyor ve eksi derecelere düşüyordu.
Prof. Dr. Elisabeth Rosenbaum
Sabaha kadar yanan ateş kurt yada ayıları uzak tutmak için bir tedbirdi aynı zamanda.. Bulunduğumuz yer TOROS DAĞLARININ bir tepesiydi ve en yakın köy çok uzaktaydı. Kat kat kazaklar ve battaniye ile geçirilen bir geceden sonra, çok sıcak bir günde çok yoğun bir arazi çalışması.
Öğle ve akşam yemeklerimiz menemen, et suyu tabletlerinde pişmiş sovan çorbası ve çılbır gibi bir yemek oluyordu. Dayanıklı olan gıda maddeleri dışında hiçbir şeyi muhafaza etmemiz mümkün olamazdı.
Birkaç kere nereden nasıl geldiğini bilemediğimiz bir Yörük Kadını bize Yufka ekmeği ve üzüm getirmişti.
Gece , aşağıda vadide akan GÖKSU NEHRİ’nin sesiyle beraber uluyan çakalları dinliyorduk.
İkinci yıldan itibaren geceleri gökyüzünü ufak bir teleskopla seyretmeye başladık. Topografımız Karl Schmidt sayesinde , dağın üstünde büsbütün iri ve parlak olarak izlediğimiz yıldızları daha yakından izliyorduk.
Dağda ve özellikle Nekropolde yaşam , bazı mecburiyetleride getirmişti. Somay ve ben bulaşıkları ters dönmüş bir lahit kapağı üzerinde yıkıyorduk. ( Somay Onurkan kaybettiğim canım arkadaşım)
NEKROPOL ÇALIŞMALARI
51 nolu lahit

Ufuk BAŞ
İHTİSAS TEZİ olarak hazırlamaya başladığım Kilikia Bölgesi Nekropolleri Kataloğu çalışmalarım hem kendim için hemde Heyetimizin Nekropol çalışmaları olarak değerleniyordu. Araştırma ve Kazı öncesi Ankara’da İngiliz Arkeoloji Enstitüsünde Prof. Elisabeth Rosenbaum tarafından misafir edilerek, Nekropol Araştırmaları ve Nekropollerde Çalışma Teknikleri, ölçü
ADRASSUS Nekropolü, Kaya Mezarları, Kutsal Kayalık Alanları, Lahitleri ve Çok özel Lahit Kapakları, Aslanlı Yolu ve Tarih içindeki yeri açısından ayrıcalıklı bir konuma sahiptir.
Nekropolde çalıştığım zaman dilimi içerisinde her gün ayrıntılı olarak tuttuğum raporları, çalışma sonrası Prof. Elisabeth’e okuyordum, kendisi bana fikirlerini söylüyordu ve bir sonraki gün ben gene çalışmalarımı yapıyordum, bu arada kendisi de bazı notlar alıyor ve fotoğraf çekimi çalışmaları yapıyordu. Fotoğraf çekimlerinde daima yanında bulunuyordum. Bana gerekli olan ayrıntılı fotoğraf çalışmalarımı çoğunlukla yalnız yapıyordum.
Onun söyledği, anlattığı herşeyi not ediyordum. Aslında böyle bir çalışmada, Rosenbaum gibi bir hocanın yanında tez hazırlıyor olmak bir ayrıcalıktı.
Arazide onun ölçü aldığını hiç görmedim. Bana bu işlerin bütün ayrıntısını öğretmişti ve bana güveniyordu. Sorumluluğu bana vererek , daha titiz çalışmamıda kendiliğinden sağlamıştı.
Bütün çalışmalar bittiğinde Ankara’ya İngiliz Arkeoloji Enstitüsüne beraber döndük ve çalışmalarımızı birleştirdik. Günlerce Tüm Merkezlerimize ait notlarımızı okuyarak bilgi aktarımında bulunduk. Daha sonra bana , mimarlarımızın Nekropoller ile ilgili tüm plan ve krokilerini de vererek hepsini tezimde kullanmamı sağladı. Blgenin Nekropollerle ilgili tüm kitaplarını da benm tezimden sonra yayınlayarak, bana ve mesleğime verdiği değeri, çok üstün vasıflı bir bilim insanının davranış biçimi ile gösterdi.
BALABOLU - ADRASSUS BÖLGESİ ARAŞTIRMA ÇALIŞMALARINDAN KESİTLER
Balabolu olarak adlandırılan bölge CALYCADNUS’a son şeklini vermek üzere MUT yakınlarında birleşen iki nehri ayıran sıradağların doğusunda kuruludur. Şimdi bu iki nehir tek bir isimle anılmaktadır: GÖKSU NEHRİ
Eskiden sadece kuzeydeki kola CALYCADNUS denildiğini, Güneydeki kola ERMENEK SU denildiğini yazılı kaynaklardan öğreniyoruz.
İki kol arasındaki Sıradağların en önemli bölümü ADRAS DAĞI’dır. Balabolu ‘’Eski Şehir’’ ‘’ Palaiopolis’’den gelmektedir.
Balabolu 6.yüzyıldan itibaren terkedilen, oldukça tahribata ve yıkıma uğramış bir şehirdir. Şimdi bu şehir , bölgenin dağ eteklerindeki Köyler için Yayla olmuştur.Balabolu ,insanda şiirsel duygular uyandırabilecek bir bölgedir.Çevrede çam,ardıç,sedir,selvi türü ağaçlar yoğundur. Bölgede sağımızda yai kuzeyde şu an kullanılan köy yolunun sınırladığı büyük Nekropolü, solumuzda güneyde ise kayaların delip geçtiği taraçalara sahip ,dik eğimli derin vadiyi görürüz.
Bu derin vadi ve yol arasında kalan alan , yolun kuzeyindeki dağdan vadiye doğru inmektedir.
Yolu ve vadiyi birbirinden ayıran vadiler arasındaki platolarda LAHİTLER vardır.Ayrıca üç taraça şeklinde vadinin kuzeydeki eğimli kısmı ve vadinin yan tarafları boyunca KAYADAN YAPILMA MEZAR BÖLMELERİ mevcuttur.
ASLANLI KAYA MEZARI
En büyük mezarlardan biri, şehir duvarlarına oldukça yakın, ilk vadinin batısındaki bir KAYANIN içine oyularak yapılmıştır. Bu mezara kayanın içinden geçen birkaç basamakla girilir ve burada çatısız iki ayrı bölme mevcuttur.. Bu bölmelerin arka kısımları,yazılı olmayan bir ‘’Tabula Ansata’’ ile bezenmiş Kayadan yapılma bir lahidi içerir. Bu lahit, yüksek kabartma olarak işlenmiş bir ‘’Kapak’’ içermekteyken, yüzyıllar önce yerinden alınarak , basamakların en üst kısmında yer alan düzlüğe konulmuştur.
Anadolu’daki diğer görkemli anıtlarla karşılaştırıldığında bu Mezar oldukça mütevazı kalmaktadır . Ancak bu Lahit ve çevresi Anıtsaldır.
Bu Mezarın şehire yakınlığı göz önüne alınırsa , nekropoldeki en eski mezarlardan biri olduğu söylenebilir.
Çalışmalarımız sırasında Dördüncü Vadinin , kuzeydeki eğimli kısmında yapımı bitmemiş mezarlara rastladık. Lahitlerdeki Aslan Figürleri, Anadoluda çok eski dönemlerden itibaren karşımıza çıkmaktadır. Anadolu’nun Roma Dönemi etkinlik bölgelerinde görülen Aslan motifleri ile hiçbir benzerlikleri yoktur ve üstün sanatsal yapıya sahiptirler. Bu Aslanlar, Nekropolün önemli özelliklerini kendilerinde toplarlar ve Sedir Ağaçlarıyla, Çam Ağaçlarıyla birlikte Nekropolü gizemli bir havaya sokarlar.
BALABOLU’daki Araştırma gezimiz boyunca, Kayadan yapılan bu MEZAR ANITLARININ BAZILARINDA YAŞADIK. Bu mezarlar, 88 a-c numaralı anıtlardı. ( C) noktası ikinci vadinin Büyük vadiye doğru kıvrıldığı, Güneydeki Dağların harika manzarasına sahip ‘’ Konaklama Noktamız’’ konumundaydı.
Bu bölgenin araştırmasında görev alan herkes, yaşamları boyunca burayı hatırlayacaktır.
Şehire yakın 1. ve 2. vadilerin arasında yer alan Kayalık Bölgeler ve Derin Vadinin kuzey kısmındaki Mezarların büyük bir kısmı : Kayalardan oyulan bölmelere ve odalara sahip Kompleks yapılardır.( 103 ve 104 numaralı mezarlar) Bu oda ve bölmeler çeşitli planlar gösterirler. Bazılarında bir bazılarında iki üç gömü olmuştur. Bu Kaya Mezarlarının dış yüzlerinde
ASLANLI MEZAR II
Aslanlı Mezara, güney yönündeki kayanın içinden birkaç adım atılarak girilir..İlk bölüm düzensiz bir plana sahip Büyük Avludur. Kayaya oyularak yapılmış olan basamakların üst kısmında Tabula Ansata’lı ve kayaya oyularak yapılmış olan Lahite ait Aslanlı Kapak durmaktadır. Bu mezar konumu çok enteresan olan bir kaya parçasının üzerinde yer almaktadır. Yakın çevresinde başka bir mezar yoktur. Anıtsal bir görünüme sahiptir. Önemli bir kişi için yapılmıştır.
LAHİTLER


Oldukça büyük ölçülere sahip olan Taş Lahitler, Büyük Vadiye bakan ve eğimleri oldukça fazla olan Taraçalar haricinde, Nekropol’ün bütün bölgelerinde yer almaktadırlar. Kaya Mezarlarıyla birlikte, Gruplar oluşturacak şekilde ve tek olarak bulunurlar. Uzunlukları genel olarak: 1.95 -2.15- 2.25 ve 2.28 ölçülerini verir.
Enleri yada genişlikleri : 1.04 – 1.05 -1.10 ve yükseklikleri: 1.15 – 1.16 – 1.45m. arasında ölçülere sahiptirler.
Nekropolde 2-3 lahitte hiçbir bezeme görülmemektedir ancak bunların dışındaki bütün Lahitler kabartma olarak yapılmış olan; ikonografik, sembolik motifler içermektedir.
Tarihi bir olayı Figürler ve sembolik ögelerle, mimari dekor içinde anlatan 51 numaralı Lahit çok özeldir ve son iki yıldan beri Lahidin kabartma içeriğini tekrar araştırıp, incelediğimde oldukça farklı yorumlar elde ettim.
Lahitlerin geniş yüzleri üzerinde yer alan TABULA ANSATA’lar Dikdörtgen ve Daire formundadırlar. İç kısımları boş bırakılmış yada Haç Motifi ve bazı küçük yazıtlarla doldurulmuştur. Tabula Ansata’ların her iki yanlarında genelde içleri kabartma çiçek motifi ile doldurulmuş Çelenkler yer almaktadır.
Lahitlerin kısa yan yüzlernde çoğu kez daire içinde kabartma Rozet’ler bulunur.
Lahitlerin üst kenar pervazlari ,kalın veya ince ve genelde kabartma süsleme içeren kuşaklarla çevrilmiştir.. Lahitlere ait bezeme konusu oldukça geniş bir yer tutmaktadır. Girlandlı Lahitler ayrı bir grup oluştururlar. Girlandlar arası bağlayıcı motiflerin çıplak insanfigürleri olduğu lahit oldukça ilginçtir.
Adrassus Lahitlerinin iki – üç tanesinde Mitolojik ve Savaşçılarla ilgili konuların işlendiğini de eklemek gerekir.
LAHİT KAPAKLARI

Düz Dam şeklinde, dam şeklinde ve üzeri kiremit gibi dizilmiş yaprak motifleri ile kaplı ve Aslan Kabartmalı Kapaklar, kendi içlerinde tekrar gruplara ayrılırlar.
Lahitlere ait tüm kapaklar toprak üzerindedirler. Kapakların bazıları önce yerinde parçalanmış ve daha sonra aşağıya yuvarlanmıştır. Tüm Lahitlerin içleri boştur ve çok öncelerde soyulmuşlardır.
Kaya mezarlarının içleri de tahrip edilmiştir.
NEKROPOLDE ASLAN MOTİFİ
Balabolu’daki aslant figürleri çok değişik özelliklere sahiptirler.. Anadolu’da Aslan motifi birçok merkezde ve değişik kültürlerde kullanılmıştır ancak bölgeden bölgeye farklılıklar göstermiştir. Sanatsal açıdan bakıldığında, BALABOLU ASLANLARI diğer bölgedekilerden çok daha üstün konumdadırlar..Adrassus yada Balabolu Aslanları , ARAZİ ÇALIŞMASI ve daha sonraki YAZIM ÇALIŞMALARINDA çok büyük ayrıntıları ortaya çıkarttılar.
BALABOLU - ADRASSUS Lahitleri son derece önemli bir konuma sahiptirler, Lahitler üzerindeki bezemeler, semboller , düşük seviyeli ve kaba bir sanat anlayışının ürünleri değillerdir. Bu Lahitlerin desenlerinde bir asalet ve ayrıntılarda mükemmel bir işçilik görülmektedir.
Bu LAHİTLERE EŞİT SEVİYEDE OLAN BAŞKA LAHİTLERE, şu ana kadar ne Anadolu’da ne de yakın çevrede rastlanılamamıştır.
Yazılı kaynaklara gore M.S. 6. yy.dan sonra , bir daha dönülmemek üzere Balabolu’dan ayrılınmıştır. Ancak Roma ve Bizans dönemine ait kullanımların tesbit edilmesine rağmen ben buradaki pek çok Arkeolojik Veri nin çok daha eski tarihlere ait olduklarına eminim .
Bölgede yapılan çalışmalar sırasında elde edilen ‘’ küçük mimari parçalar’’ Adana Arkeoloji Müzesine Arazi Aracımızla götürüldü.
BALABOLU - ADRASSUS NEKROPOL KATALOĞU
Bu bölgenin çok büyük ve farklı özelliklere sahip olması ve ANEMURİUM-İOTAPE- SELİNUS – ANTİOCHEİA AD CRAGUM – ARSİNOE Nekropolleri ile birlikte ele alınmasının haksızlık olacağının düşünülmesi sonucunda, Tez kapsamından çıkarılarak ‘’ Tek Başına’’ bir ARAŞTIRMA ÇALIŞMASI ya da kitabı olarak yayınlanmasının daha doğru olacağına , Ord. Prof. Dr. ARİF MÜFİD MANSEL tarafından karar verildi.
ADRASSUS’TA TOPOGRAFİK ÇALIŞMALAR

Karl D. Schmidt
Somay ONURKAN
Bonn Üniversitesinden Topograf Karl D. Schmidt ve Topograf Thomas Kreifelts ADRASSUS’ta Çok geniş bir Alana yayılmış olan Nekropol ve kuzey-batıda yer alan Hıristiyanlık dönemine ait küçük Mezarlık Kilisesinin bulunduğu bölgede ayrıntılı olmak üzere mimari kalıntıların bulunduğu tüm antic alanda çalışmalar yaparak Topografik Haritaları çizdiler. Bu çalışmalar için bizi ziyarete gelen köylülerdende faydalandılar.
Kare alanların köşe noktalarında duran köylü dostlarımız , ölçüm işlemlerinde nirengi noktaları oldular. Bu çalışmaların pek çoğunu fotoğrafla tesbit ettim.
TOPOGRAFİK ÇALIŞMALAR ANEMURİUM- İOTAPE – SELİNUS – ANTİOCHEİA AD CRAGUM MERKEZLERİNDE DE ÇOK AYRINTILI OLARAK YAPILDI.
ADRASSUS’TA MİMARİ ÇALIŞMALAR
KAYA MEZARLARININ PEK ÇOĞUNDA ve MEZARLIK KİLİSESİNDE Avusturyalı mimar Dr. GERHARD HUBER çok ayrıntılı PLAN çalışmaları yaptı ve hemen bütün ölçü
Topograf ve Mimarlara asiste ettiğimiz zamanlar bizler için yeni bilgiler öğrendiğimiz dersler gibiydi.
GERHARD HUBER – UFUK BAŞ
GERHARD HUBER
TANER TARHAN
Çok ayrıntılı ve yoğun MİMARİ ÇALIŞMALAR, Araştırma ve Kazı yaptığımız bütün diğer Merkezlerde de Avusturyalı Üç MİMAR tarafından yapıldı ve bu çalışmaların tümü KİTAP olarak yayınlandı.
ARAŞTIRMA VE KAZILARIMIZI DOĞRU VE BAŞARILI KILAN YÖNTEM
Araştırma çalışmalarımızın ilk iki yılında ADRASSUS’a gitmeden once MUT’a çok yakın ve Dağların yüksek bir tepesinde yer alan ALAHAN uğrak ve inceleme merkezimiz oldu.
Çok yüksek konumu sebebiyle, aşağıya ve uzaktaki vadilere, Dağlara baktığımız zaman Adrassus’a varabilmek için geçmemiz gereken bölgeyi uzaklaşan siluetler halinde görebiliyorduk. Çalışacağınız bölgeyi değişik konumlarda group tanımak, sizi yapacağınız işe yakınlaştırır. O yer neresi ise oraya konsantre olmaya başlarsınız ve orası daha bir bildik yer gibi gelir. Bölgeye karşı olan yabancılığınızdan sıyrılmaya başlarsınız.
ALAHAN
İki yıl üst üste Alahan’a gitmek , biz o anda farkında olmasakda bu yakınlaşmayı sağlamıştı saıyorum. ALAHAN, Kayalık Dağlık Bölgede yer alan görkemli manastırı ve KAYA MEZARLARI ve KAYALARA oyulmuş LAHİTLERİ ile ve Lahitlerin üzerlerindeki semboller ile , bize ADRASSUS çalışmamızda kıyaslama yöntemini çok iyi kullanabileceğimiz bir Merkez ve biz burada neler olduğunu iyice bildiğimiz için kendi Nekropol çalışmamızı yaparken bize belirli bir bilgi kaynağını görsel olarak aktaran, kıyaslama imkanı veren yakınımızdaki bir merkez.
Taner TARHAN – Ufuk BAŞ (ALAHAN YOLU, ADRASSUS’A GİDERKEN)
Prof. Rosenbaum bir aşama daha ileri giderek , benden Alahan Lahitlerinin ölçülerini almamı istedi. NEKROPOL KAVRAMININ İYİCE İÇİNE SOKMAK İSTİYORDU BENİ.
Uzun yıllar sonra onun bu yönteminin mükemmelliğini çok daha iyi kavrayacaktım.
ANEMURİUM, SELİNUS, İOTAPE ve ANTİOCHEİA AD CRAGUM Çalışmalarından öncede yaptı. İlk yıl sınıf arkadaşım Taner Tarhan ile beni daha sonraki yıl Somay Onurkan, Yıldıray Özkan ve Mimar Ekip arkadaşlarımızla hepimizi MERSİN – ALANYA arasındaki tüm Antik Merkezlerle tanıştırdı.
Pek çoğunun Özellikle Nekropollerinde dolaştık. Ayaş, Gilindire, Arsinoe, Nagidos ve daha sonra çalışacağımız merkezlerimizin Nekropollerinin bu gezdiğimiz Merkezlerle olan benzerlik ve farklılıklarını belleğimize kaydettik.
Bölgede Nekropoller haricinde ki sivil yapıların anlaşılabilirliği için kazı yapmak gerekmektedir. Ancak Nekropollerde Abidevi Mezarlar kazı yapmadan öncede özelliklerini yansıtırlar. Araştırma ve Kazı öncesi yaptığımız Arkeolojik ziyaretler benim Analoji yaparak yazacağım dönemler için sonsuz kolaylık sağlıyordu.
Kısacası bu ekip, Göreve başlamadan önce , çalışmalar ve yazım aşamasında gerekli olacak tüm bilgilerle donatılmıştı. Ekipte görev alanların büyük bir kısmı bu işe gönül verenlerdi.
Tüm çalışmalar bittiğinde ortaya çıkan yayınların çokluğu ise bu şartlarda normaldi.
Ekip arkadaşlarımın pek çoğu hayatta değiller. Çok erken yaşlarda aramızdan ayrılanlar oldu.
İŞ CİDDİYETİ VE ÇOK ÇALIŞMAK
ARKEOLOJİK KAZI VE ARAŞTIRMALAR KENDİNİZ VE YAPTIĞINIZ İŞE KARŞI SORUMLULUKLARIN ÇOK GÜÇLÜ VE ÖZEL OLDUĞU ZORLU GÖREVLERDİR.
Ekibin kamp yaptığı kaya mezarının önünde sabah çalışmasına çıkmadan önce
Dağlık Kilikia Bölgesi ADRASSUS – ANEMURİON – İOTAPE – SELİNUS – ANTİOCHEİA AD CRAGUM MERKEZLERİNDE BİLİMSEL ÇALIŞMALARI GERÇEKLEŞTİREN İLK EKİP
Bölgede muntazam bir kara yolu ağının olmadığı bir dönemde, SİLİFKE’de ANAMUR’A CİPLE gidiyoruz dediğimiz zaman Köy Kahvesinde oturanlar bize acıyarak vede gitseler bile dönemezler gibi bakmışlar ve aşağısı uçurum ve demiz olan dar, toprak Anamur yolunda yan yana iki aracın geçmesinin zor olduğunu, iki araç karşılaşırsa birinin uygun bir noktaya kadar geri geri gitmesi gerektiğini vede zaten o yoldan günde bir kere yolu çok iyi bilen şoförü ile ‘’burunlu Yolcu Otobüsünün geçebileceğini’’ söylemişlerdi 1962 yılı ağustos ayında.
Taner TARHAN kamp yaptıkları kaya mezarının içinde
Tanıdığım en usta sürücü olan Prof. Elisabeth,
İlk sefer ve daha sonraki geçişlerimizde gık demeden, en ufak bir taşkın tepki vermeden geçtik o yoldan. Sanıyorum bir Arkeoloğun en önde gelen özelliğinin: SOĞUK KANLI OLMASI olduğunu en başından öğrenmiştik. Kimbilir belkide nefes dahi almadık.
Ufuk BAŞ kamp yaptıkları kaya mezarının içinde
Biz çok zor şartlarda ancak şikayet etmeden, sızlanmadan görev yaptık. Hepimiz ailelerimiz için çok değerliydik ve hiç birimiz daha önce TOROS DAĞLARINDA KAYA MEZARLARINDA KAMP YAPMAMIŞTIK VE ÇAKAL ULUMALARI İLE KARANLIKTA UYUMAMIŞTIK. GECE MANZARAMIZ KARŞIMIZDA DURAN DEVASA LAHİT OLMAMIŞTI ancak yıllar içinde bende dahil olmak üzere birtek kişinin korku kelimesini kullandığınıda duymadım.
Çadır kurmak akıldan dahi geçemezdi : sabaha kadar esen rüzgar buna imkan vermezdi ve güvenlik açısından dab u imkansızdı çünki biz gece boyunca ateş yakmak zorundaydık.
Kamp mezarının önünde yerleşme anı
Aynı yıllarda ALAHAN EKİBİNİN çadırlarının nasıl uçup gittiği anlatılıyordu çevremizde.
Mesleğine aşık bir profösör ve mesleğine tutku derecesinde bağlı genç arkeologlar.
Yaptıkları işe ve Arkeolojiye saygı duyan Mimarlardan kurulmuş bu ekip Doğa sevgisi taşıdıkları, kendilerine ve birbirlerine saygılı oldukları,ARKEOLOJİDE BELİRLİ BİR AMACA ULAŞMAYA ÇALIŞTIKLARI, yorgunluk ve bıkkınlık nadir bilmedikleri,için beş yıl gibi kısa bir zamanda Topografik ,Mimari ve Arkeolojik açılardan beş büyük Arkeolojik Merkezde yapılması gereken tüm çalışmaları tamamladılar.
Anemurium’da onarım ve kazı çalışmalarına başladılar ancak Prof. Dr. Elisabeth Rosenbaum Toronto’ya döneceği için Anemurium da kazı çalışmaları Amerikalı Arkeologlara devredildi.
Diğer Merkezlerde yapılacak kazılar, bizlerin sunduğu calışmalarla daha kolay olacaktır.
Bir Nekropolog olarak ORD.PROF. DR. ARİF MÜFİD MANSEL tarafından onay almaya hak kazandıysam, bunu benim çalışmalarıma saygı ile yaklaşan ve beni Nekropoller konusunda yetiştirmeyi kendisine görev bilen mütevazı bilim insanı Dr. Rosenbaum’a borçluyum.
FOTOĞRAF GALERİSİ ve PLANLAR İÇİN TIKLAYINIZ…
KAZI EKİBİNİN FOTOĞRAFLARI İÇİN TIKLAYINIZ...
ARAŞTIRMA SONRASI YAPILAN BİLİMSEL YAYIN

PREFACE
I first visited the Necropolis of Adrassus (Balabolu) in 1959 during a long journey in
Balabolu had been visited in the 19th century by the Reverend Davis and by the Austrian epigraphists Heberdey and Wilhelm; after that the first scholar to visit it was Michael Gough. After our own survey work was basically completed, Otto Feld went to the site and published photographs of two of the sarcophagi in the report of his journey in
My own survey began in 1962, by which time the forestry jeep road had been extended as far as the site. My assistants were two young students of the
All these operations were done on shoe-string budgets and with a bare minimum of equipment. Hence our map, which is presented here, has no reliable indication of the levels of the various sections of the cemetery. But it is accurate enough to enable any visitor to the site to find the monuments that survive. I do not know what has happened to the Balabolu necropolis after 1966, except that one of the lion lids was to be seen in the "famous" tea house under the plane trees in Mut in 1973 (see pi. LXV). The rock-cut tombs will still be where and how we saw them; I believe that many of the other tombs surveyed by us will still be in nearly the same condition as when we saw them last. But since we ourselves in the course of our survey work saw inscriptions appear and disappear from one year to the next, we cannot be certain about the fate of the "mobile" features of this necropolis. However, it is re-assuring that the lion, now in Mut, survived its trip down the mountains in excellent shape.
It has taken me a long time to write up the results of this survey, partly because the coastal cities of
My thanks are due to a number of friends and institutions who gave help in a variety of ways. I am grateful to Joyce Reynolds, who agreed to work on the inscriptions on the basis of my photographs, squeezes, and notes, although this is not a satisfactory arrangement for an epigraphist. The topographical map was drawn in its final form by Mr. Willi Rufener of Spiez (
The villagers of Yalnızcabağ were very helpful during our field work by keeping us stocked with food supplies: they should not be held responsible for any illicit digging or destruction of some of the sarcophagi. Antique dealers with tempting offers reach even so remote a place as this; but before their era no damage was done to the site. The local authorities of the Kaymakamlık in Mut were most co-operative, during my short visits in 1959 and 1961 as well as during the survey seasons in 1962 and 1963: they provided extra transport, on one occasion police protection, and they visited us on the site to make sure that we had everything we needed.
The General Directorate of Antiquities and Museums in
For financial support I have to thank the British Institute of Archaeology in
My thanks are further due to the Kommission für die Archäologische Erforschung Kleinasiens of the Österreichische Akademie der Wissenschaften and all its members, in particular to Professor Dr. F. Schachermeyr, for accepting the book into the series of the Denkschriften, which seems to be the most appropriate place for the publication of a survey which, in a sense, almost literally followed in the footsteps of two of the foremost explorers of the ancient monuments of the region in which Adrassus is situated, Heberdey and Wilhelm.
I am grateful for the editorial help received from Dr. G. Lamtnger-Pascher, member of the Kommission and the officer of the Kommission Dr. Georg Rehrenböck.
Last, but not least, I should like to express my thanks to the Humanities Research Council of Canada, whose grant of a subsidy made the publication possible.
Survey work like that carried out in Balabolu is a demanding task that requires a great deal of dedication on the part of the team taking part in it. I am grateful to all the members of my team for their work undertaken in such primitive conditions. When I set out on this survey I did not anticipate the importance of the results. My first aim was to record substantial remains of the Anatolian past which, because of the rapid develop¬ment of the country, are in danger of disappearing without a trace. However, the sarcophagi of this necropolis of an obscure city in the remote Isaurian mountains have provided some important links between the art of

Elisabeth Alföldi-Rosenbaum, geboren 1921. Studium der Altertumswissenschaften in Köln, Wien, Budapest,