Anemurium




İlk araştırma yılımızda Anamur’da eski ancak temiz bir otelde konaklıyarak her sabah erkenden Arazi Aracımıza binip ESKİ ANAMUR olarak anılan, kıyıda muz tarlaları arasında bekçi Osman Efendiye ait küçük bir köy evi ile, kıyıdaki yalçın kayaların üzerinde yer alan ANAMUR DENİZ FENERİ’nin bulunduğu bölgede ANEMURİUM antik kentine gidiyorduk.

Kazı ekibimizin kaldığı ANAMUR FENERİ

Ufuk - Yıldıray – Agah – Erhan ( Anamur Feneri )

Somay ONURKAN – Ufuk BAŞ
Gündüzleri 45’ sıcaklık oluyor ancak bu bizim çok hızlı çalışma tempomuzu asla etkilemiyordu. İlk yıl Araştırma Çalışmalarımıza üç kişi olarak çıktığımızdan karşımızdaki uçsuz bucaksız Anemurium NEKROPOL’ü ve şehire ait pek çok sivil yapı bütün gücümüzü harcıyarak ve çok az dinlenerek çalışmamızı gerektiriyordu.
Ancak konuya çok hakim olan Prof.Dr. Rosenbaum bizi çok iyi yönlendiriyordu. Tüm şehiri önce beraberce gezdikten sonra herbirimiz ayrı bölgelerde tesbit yaparak ve daha sonra tekrar bir araya gelip adeta brifing yaparak çalışmalarımızı çok hızlı ve başarılı bir yola soktuk. Çok değerli arkadaşım TANER TARHAN , yüzlercesi FRESK ve MOZAİK süslemeye sahip ABİDEVİ EV TİPİ MEZARLARDAKİ bu süslemeleri Kağıt üzerine Kara Kalem olarak aktarıyor, 350 den fazla mezar ve Mezar Grubuna sahip olan ve ( A) – ( B) olarak iki büyük gruba ayırdığımız NEKROPOL’ün ( A) bölümünde ben devamlı tesbit yapıyordum.
(B) Nekropolünde Dr. Elisabeth çalışıyor ve belirli bir aşamadan sonra hepimiz tekrar bir araya geliyorduk. Birinci yıl Nekropollerde sadece ben ayrıntılı olarak fotoğraf çekiyordum ve tezim için belirli ve çok iyi bir yola girmiştim.
Odeon – Hamam Yapıları- Basilikalar ve kıyı bölgesindeki Evler, Muntazam Arklı Su Yolları ve Akropol’de Kale Kalıntıları ile Muazzam birde ŞEHİR vardı karşımızda. Dr. Rosenbaum Şehir ve Nekropole ait genel fotoğraflar çekiyordu ve bu Fotoğraflara sezon sonundaki yazım aşamasında çok ihtiyacı olacaktı. Taner Tarhan, şehir çalışmalarında da Dr. Rosenbaum’a yardım ediyordu. Ben A ve B Nekropollerinden ayrılamıyordum.
Öğle saatlerinde Osman Efendinin evinde, yanımızda getirdiğimiz yemeğimizi yiyip cehennem gibi sıcakta tekrar çalışıyorduk.
Bu arada Anamur Fener Bekçisi Ali Efendi ve küçük oğulları bizi arazide ziyarete geldiler. Daha sonraki yıllarda bizlerin en can dostu oldu o ufak tefek ve cesur yürekli insan.

Fener bekçisinin oğlu Hasan

Bekçi ailesi – SOMAY ONURKAN – UFUK BAŞ

Bekçinin küçük oğlu Ali
Fırtınaların ve yağmurların eşliğinde Eylül ayının sonu geliyordu. Şiddetli yağmurun bastırması ile taşan derelerin içinden geçerek, arazi arabamızla Anamur’a dönüyorduk bazı kereler ancak yaz yağmuru çok uzun sürmüyordu.
Uzun, yorucu ancak sistemli bir çalışma ilk yıl çalışmalarımızı başarı ile sonuçlandırmıştı.
DAHA SONRAKİ YILLARDA EKİBİMİZİN ÇALIŞMALARINDAN KESİTLER
1963 ve 1964 yıllarında kalabalıklaşan Ekibimiz ANAMUR FENERİ’nde konakladı.

EKİP FENERE TAŞINIYOR ( SOMAY)
Yolun yarısında merkepten düşen valizler tekrar yükleniyor

Fener Bekçisinin oğlu Hasan (Fenere çıkan dağ yolu taşlarla kaplı ve Ekip günde 4 kere bu yolu geçiyor)


Fenerde yemek sonrası (Thomas - Somay – Karl Schmidt – Rosenbaum –G. Huber)

Fenerde yemek

Somay’ın çay saati
Fenerci ve kalabalık ailesinin ,FENER’in hemen bitişiğindeki evi genişti ve o evde iki odayı kiraladık. Yemeklerimizi onlar pişiriyordu. Sabahları 6 -10 öğleden sonraları 15-19 arası çalışıyorduk Ben Nekropol çalışmalarından sorumluydum. Topografımız Dr. Karl Schmidt’e topografik çalışmalarda Yıldıray Özkan ve Erhan Gür yardım ediyorlardı.
Somay Onurkan çalışmalarını Sivil yapılar üzerine yoğunlaştırmıştı ve Mimarların tümü devamlı olarak plan çizimi ile uğraşıyorlardı. Ancak bu arada Nekropolde en önemli olan çalışma, çok özel bir Abidevi Mezar Kompleksi olan A II 14 numaralı Mezar yapısının KAZISINA başlama kararının alınması ve ilk Mezar kazımıza başlamamızdı.
A II 14 kazısını baştan sona benim yönetmem de Dr. Rosenbaum ‘un , artık bu görevi yapabileceğime kanaat getirmiş olmasıydı. CENTO’nun sponsorluğu ile Mezarın Restorasyonu başlamış ve bir restorasyon ustası ekibe katılmıştı. 1964 yılında Halil Aktay çalışmalarına başlamış, 1965 yılında başlayan Büyük HAMAM Yapısı KAZI çalışmaları sırasında bazı mekanlarda kendisine görevler düşmüştü.
1965 yılında Hamam Kazısı sırasında bazı mekanlarda bende görev alarak Somay Onurkan’ la birlikte bu kazıya katılmıştım. Bütün bu çalışmalar devam ederken, STRATİGRAFİ ( toprak tabakalarını değerlendirme) çalışmalarıda yapılıyor ve bir grup Arkeolog ve Mimar Akropolde de araştırmalarını sürdürüyorlardı.
Genel Fotoğraf çekimi çalışmalarında Prof. Rosenbaum’u daima asiste ediyordum.

Prof. Rosenbaum ile fotoğraf çalışması ( Thomas- Rosenbaum- Ufuk )
1965 yılında, Fener’e çıkan yolun üzerindeki kayalık Bölgede yapılan KAZI EVİMİZE taşınmıştık. Artık uzun tahta yemek masamızda yemek yiğiyorduk. Akşam Brifingi hergün bu masanın başında yapılıyordu. Hergün Somay ve ben kendimize ait odamızda saatlerce masa başında çalışıyorduk. Somay’ın Sivil Yapılara ilişkin çalışmaları,benim Nekropoller Kataloğum ve GÜNLÜK KAZI RAPORLARIMIZ saatlerimizi alıyordu.

Günlük çalışmaların raporu yazılıyor (Somay – Ufuk)
Bu arada BİR DENİZ FENERİ’nin nasıl işlediğini,yakından görmüştük. Açık Denizde Gemiler tam FENER’in hizasına geldiğinde Fenerci Ali Efendi Fenerin önündeki beton platforma çıkıyor, sopaya takılı olan BÜYÜK TÜRK BAYRAĞINI eline alıyor ve dimdik duruyor, GEMİ ÜÇ UZUN DÜDÜKLE BAYRAĞI SELAMLIYOR. Bu bir DENİZCİLİK RİTÜELİYDİ bunu da görüp öğrenmiştik.

Thomas Kreifelts Garzan Tankerini selamlıyor
Topograf Thomas Kreifelts , Fener Bekçisine rica ederek Bu seramoniyi yapmak istemiş ve eline Bayrağımızı alarak ‘’ GARZAN TANKERİ’’ni selamlamıştı. Fotoğrafını burada izleyeceksiniz.
1965 yılı ANEMURİUM çalışmalarımızın bitiminde, kazı işçilerimizden oluşan ‘’FOLKLOR EKİBİ’’nin SİLİFKE ve ANAMUR yöresi oyunlarını içeren gösterilerini, Kazı Evi’nin düz beton damında izlemek ve daha sonra onlara katılarak bu eşsiz hediyeyi hep beraber alarak asla unutulmayacak özel bir anı haline getirmek sanıyorum bu EKİBİN tümünün hafızalarına kazılı olarak kalmıştır.
İSTANBUL ÜNİVERSİTESİ
EDEBİYAT FAKÜLTESİ ARKEOLOJİ BÖLÜMÜ
DAĞLIK KİLİKİA ŞEHİRLERİ NEKROPOLLERİ ÜZERİNE ARAŞTIRMALAR
NEKROPOLLER KATALOĞU
ANEMURİUM – SELİNUS – İOTAPE – ARSİNOE ANTİOCHEİA AD CRAGUM
UFUK BAŞ
1968
HAZIRLANAN TEZ İLE İLGİLİ AÇIKLAMA :
Hazırlanan bu tez Dağlık Kilikia Bölgesi’ nde adı geçen şehirlerin nekropollerinde 500’ e yakın mezar ve mezar grubunun ayrıntılı olarak ele alınması ile hazırlanmış ilk bilimsel arkeolojik çalışmadır.
Tezin birinci cildi 174 sayfa metin,
Tezin ikinci cildi tüm nekropollere ilişkin çizilmiş mezar planları ve krokiler,
Tezin üçüncü cildi tüm nekropollerdeki mezarlara ait ayrıntılı fotoğraflardan oluşmaktadır.
Siteye bu çalışmalardan bazı kısa bölümler konulmuştur.
Metinler içerisinde yer alan Levha ve Resim numaraları Tezin Orijinali için geçerlidir.
Fotoğraf Galerisindeki sıralama ile ilgisi yoktur.
ANEMURIUM NEKROPOLÜ
ANEMURİUM
COĞRAFİ VE TARİHİ DURUMU
İçel'in Anamur kazasının merkezi olan 4265/1955 nüfuslu bir kasabadır.
Kasaba, dik yamaçlar re sırtlarla denize alçalan Toros etek¬lerinde, kuzey-batı, güney - doğu istikametinde akan Sultan Suyu çayının doğ|u kenarında, Anadolu' nun Akdeniz kıyısında en güney noktası olan Anamur burnunun 7 km. kadar kuzey-doğusunda, sahil¬den 3 km. kadar içeride, küçük tepelerin üzerinde bulunmaktadır.
Kasaba ila deniz arasında genişçe bir ovacık vardır. Çorak Ovası denilen bu düzlüğün çevresi dağlarla çevrili, bazı yerleri çıplak olup o bölgenin başlıca ziraat sahasını teşkil eder.
Bu dağlardan şiddetli yağmurlar veya karların erimesiyle meydana gelen seller ovayı sıksık basar.
Kaza arazisi Orta Toroslar’ ın Akdeniz’ e doğru ilerleyen muhtelif kollanndan ibaret, tamamiyla dağlık bir bölgedir. Başlıcaları Alamos, Kızıldağ, Naldöken Dağı, Yalçıdağ, Tekedağı olup çok sarp yamaçları ihtiva eden Kızıldağ bölgesindeki düz yaylalarda muhtelif dağ köyleri bulunmaktadır.
Eski Anadolu’ da Pompeipolis’ den batıda Aspendos şehrine giden sahil yolu Anamur’ dan geçmekteydi. Eski çağlarda dağlık Kilikia'nın bir limanı olan ve Anamoryum denilen eski Anamur şimdiki Anamur kasabasının yanında tarihi ehemmiyeti haiz bir şehirdi.
Şehir Anamur burnunun hemen yanında kurulmuştur. Anamur burnu Anadolu’ nun Akdeniz sahilinde ve yarımadanın en güney ucunu teşkil eden bir burundur. Takribden 40 derece, 2 dakika, 28 saniye kuzey arz derecesinde olup üzerinde bir deniz feneri bulunmaktadır.
Burun, Orta Toros silsilesinin Akdeniz’ e bakan kısımlarından Karagedik Dağının denize doğru uzanmasından meydana gelmiştir.
Roma İmparatoru Caligula tarafından kısmen Batı Kilikia, IV. Antiochus Kommagene' ye verilmiştir. I. asra ait sikkelere onun resmi basılmıştır. Onu takip eden devrede imparator Titus’ dan Valerianus'a kadar paralar ele geçmiş, Anamur daha sonra İsauria’ ya katılmıştır. ( 1 )
(1) S. F. Hill, Catalague of the Greek Coins in the British Museum, Lycaonia, İsavria and Cilicia
Literar kaynaklarda şehirden pek bahsedilmiyor. Eski coğraf¬yacıların ve tarihçilerin listelerinde görülüyor. Tacitus (Annales XII, 55) biraz tarihinden bahsediliyor.
YAPILAN ARAŞTIRMALAR
XIX. Yüzyılda çeşitli milletlerden arkeolog ve seyyahlar şehri ziyaret ediyorlar.
Amiral Beaufort da XIX. Yüzyılda burayı ziyaret ediyor ve Karamania adlı eserinde şehrin coğrafi durumuna kısaca değindikten sonra şehir kalıntılarından söz ediyor. Şehrin necropolünden uzun uzun bahseden Beaufort buranın mimari tiplerini, yapı malzemelerini özetlemeye çalışıyor. (2)
Daha sonra Avusturyalı iki epigraf 24 saat harabede kalıyorlar. Heberdey ve Wilhelm'in başlıca gayeleri yazıtları toplamak olduğu halde necropol ilgilerini çekiyor. Bir iki mezarda inceleme yapıyorlar. (3)
Daha önce şehirden geçen Collignon ve Dushesne de yazıt aramışlar, nekropolü Bizans olarak tespit etmişler ve nekropolden hiçbir binanın detayına inmemişlerdir. (4)
Bunlardan başka Alishan (5), Schultze (6), ve Langlois (7) eserlerinde Anamur'dan kısaca bahsetmektedirler.
XIX. ve XX. yüzyıl başı seyyahları yolların bozukluğu sebebiyle
seyahatlerini at üzerinde yapmışlardır.
Otomobillerin çoğaldığı senelerde Güney Anadolu sahillerine gitmek daha da zorlaştı.
Bu zorluğun başlıca sebebi sahili kat eden bir otomobil yolunun olmamasıydı.
XX. Yüzyılda arkeologların Güney sahilinde yok denecek kadar az
araştırma ve çalışma yapmalarının en büyük nedenlerinden biri de bu yol problemidir.
1960 senesi yaz aylarında İngiliz Arkeoloji Enstitüsü arkeologlarından Dr. Elisabeth Rosenbaum güney sahillerimizde yaptığı araştırma gezisi sonunda Arsinoe ve Alanya vadisinin kuzey ucu arasındaki sahil şehirlerini tespit ediyor ve ilk inceleme konusu olarak Anamur' u düşünüyor.
Dr. Rosenbaum 1962 senesi çalışmaları için İstanbul Üniversitesi Arkeoloji bölümüne müracaat ediyor. Kendisiyle çalışmak üzere iki eleman istiyor.
Kıymetli arkadaşım Taner Tarhan ve ben Dr.Rosenbaum ile çalışmak üzere görevlendiriliyoruz.
16 Eylül 1962 den 26 Eylül 1962 ye kadar 10 gün Anamur' da kalarak sadece nekropolde çalışmalar yaptık.
Derin bir vadi ile batı-doğu yönünde iki kısma bölünen nekropolü A ve B olarak iki büyük gruba ayırdık. Araştırmalarımızı bu programa bağlı olarak sürdürdük.
( 2 ) F.Beaufort, Karamania, London, 1818, s. 195 - 201
(3) A.Wilhelm - R. Heberdey, Reisen in Kilikien, Densschriften der Kaiserlichen Akademie der Wissenschaften in Wien, XLIV, VI, Wien, 1896, s.155
( 4 ) M. Collignon, Notes d’un voyage en Asie-Mineure, Paris, 1876, s.69
( 5 ) P.L.M. Alishan, Sissouvan ou L’ armeno-Cil icie, Description geographique et historique avec carte et İllustrations, traduit du texte Armenien, Venise, 1899, s.379
( 6 ) V. Schultze, Altchristliche Stadte und Landchaften, II Kleinasien, Greiswald, 1926, s.258
( 7 ) V. Langlois, Voyage dans la Cilicie et dans les montagnes du Taurus, Paris, 1661, s.174
NEKROPOLDE ÇALIŞMA SİSTEMİMİZ
Çalışmalarımıza A grubundan başladık. Bütün A nekropolünü farklı genişliklerde yatay kuşaklara böldük. Mezarları dolaşma sırasına göre güney-kuzey ve kuzey-güney yönünde raporlar üzerinde numaraladık.
Hava şartlarının kötülüğü, imkanlarımızın azlığı, çalışma sahasının büyüklüğü, zaman ve eleman azlığı yüzünden mezarların üzerine numaralama yapmak mümkün olmadı.
1963 senesi eylül ayında çalışmaların genişlemesiyle kadromuz da genişledi. İstanbul Üniversitesi Arkeoloji asistanı Somay Onurkan, Cologne’ den Karl Schmidt (Topograf), Viyana’ dan Gerhard Huber (mimar) Cologne' den Thomas Kreifelts (topograf asistan) çalışmalara katıldılar. Bu arada araştırma yapan heyetimize birçok hususi bağışlar da yapılıyor. Bu şahıslar şunlardır :
Dr. W. Rosenberg, Robapharm, Basle ve Mr. C. Jaeger, Columbus, Ohio.
Hususi bağışlar dışında Eski Eserler Genel Müdürlüğü de maddi yardımda bulunmuştur.
Çalışma hızının daha çok şehirdeki binaların tesbitine verildiği bu senede nekropol çalışmaları bir önceki senenin notlarlının tetkiki freskli ve mozaikli mezarların fotoğraflarının alınması, esas tipleri meydana getiren bazı mezarların planlarının çizilmesi yönünde oldu.
1964 senesi Anamur çalışmalarımız 20 Ağustos – 18 Eylül tarihleri arasında oldu.
Nekropol çalışmalarına esaslı ve sistemli bir şekilde bu senede başlandı .
B Nekropolünde daha sonra tafsilatlı olarak bahsedeceğimiz mevsim tasvirlerini içeren B 116 numaralı mezarın dış tesirlerden korunabilmesi için restoresine karar verildi ve mezar Halil Aktay (İstanbul) adlı ustanın nezaretinde restore edilmeye başlandı.
Bu arada Dr. Rosenbaum ile birlikte 1962 senesinden beri ihmal edilen bir işi ele alarak mezarları numaralamaya başladık.
Sağlam bir halde zamanımıza gelen bütün mezar ve mezar grupları yağlı boya ile numaralandılar.
Çok harap durumda olan Mezarlara, raporlarda yazılı oldukları halde, numaralama yapamadık.
Üç hafta süren 1965 senesi Anamur çalışmalarında nekropole büyük bir önem verildi.
Mozaik ve freskolu mezarlarda desen çalışmaları yapıldı. Bu arada gerek mimari gerek dekorasyon bakımından önemli olan I II 14 numaralı mezarda kazı yapma vazifesini üzerime aldım. Kazı ve araştırmalar sonunda yapının eski durumu hakkında bilmediğimiz noktalar aydınlandı. Mezarın planı yeni baştan çizildi. Daha sonra birinci kat, ikinci kat ve iki katı birbirine bağlayan merdiven restore edildi.
Nekropol çalışmaları dışında bana verilan vazifeleri de tamam¬ladıktan sonra şimdiye kadar bir tek mezarı incelenen ikinci büyük grubu, B nekropolünü etüd etmeye çalıştım. Bu grupta yaptı ğım çalışmalardan daha sonraki bölümlerde söz edeceğim.
(Heyetimizin çalışmaları ile ilgili makale ve raporlar ayrıca neşredilmiştir). (8)
ANEMURİUM NEKROPOLÜ
( ANEMURİUM NEKROPOLÜNDE HIRİSTİYANLIK DÖNEMİNDE YAPILMIŞ MEZAR YAPISI YOKTUR )
Anemurium şehri alçak bir dağ sırasının doğu yamacından kuzey-güney yönünde uzanır.
Sarp kayalıklarla kaplı burnun üzerinde başlangıçta şehrin akropolisi olan ve Orta Çağlarda da kullanılmaya devam edilen kale bulunmaktadır.
Bu tepeden kıyıya yer yer geçitleri bulunan ve nöbetçi kuleleri olan bir duvar inmektedir. Bu duvar kalenin bulunduğu yeri diğer kısımlardan ayırmaktadır. Bu duvar şehrin güney sınırını meydana getirir. Az çok buna paralel diğer bir duvar üst şehrin kuzey sınırını işaretler ve aynı zamanda yukarı şehirle nekropolü ayırır. Bunlar sur olmayıp şehrin muhtelif kısımlarını birbirinden ayıran yüksek olarak inşa edilmiş taş duvarlardır.
Bu duvar dar kıyı düzlüğüne ulaşır ve şehrin gelişiminin geç bir safhasında sağa kıvrım yapan bir duvarla birleşir. Bu duvarı kuzey yönünde takip etmek mümkündür. Bunun aynı zamanda mezarlığın doğu sınırını çizdiğini kabul edebiliriz. (Res.l )
Mezarlık batı-doğu yönünde derin bir vadi ile ikiye bölünür. Bu iki bölüm A ve B olarak adlandırılmışlardır. Anı zamanda bütün mezarlık farklı genişlikte yatay kuşaklara bölünmüştür. Tepenin eteğinden başlamak üzere kuzey-güney, güney-kuzey yönünde bu kuşaklara romen rakamları verilmiştir.
A nekropolünü yatay sıralara bölmek şimdi çok bozuk olan, taşlar, çalılar, topraklarla kapanmış eski mezar arası yolların az da olsa kendilerini belli etmeleriyle biraz daha kolaylaşmaktadır.
Nekropolü en tepeden denize doğru, yani batı-doğu istikametinde 4-5 ana yol kat etmekte ve mezar arası yolları dikine kesmektedir. Bu, bize nekropolde muntazam bir yol şebekesinin varlığını gösterir.
Yarlar üzerinde aştıkları yerlerde kemerlerle desteklenen, kayalara oyulmuş ve taşlarla örülmüş iki su kanalı nekropolü güney-kuzey istikametinde kat ederek kaleye su vermektedir.
Bu kanallardan bir tanesi B nekropolünü, A ve B’ yi ayıran vadiyi geçtikten sonra A nekropolünü III. Ve IV. yatay sıralar arasındaki arazide kat eder ve kaleye ulaşır.
Kanalların ikincisi ise B nekropolünü çok yukarılardan, A nekropolünü de IX. ve son sıranın oldukça üzerinde yer alan arazi parçası üzerinde kat ettikten sonra kaleye ulaşır.
Mezarların nekropoldeki dağılışlarını, tiplerini detaylarıyla incelemek için A ve B nekropolünü ayrı ayrı ele almak gerekmektedir.
A NEKROPOLÜ

Bu nekropol sınırlarının genişliği, ihtiva ettiği mezarların çokluğu ve bu mezarların değişik birçok tipler göstermesi bakımından özel bir önem taşımaktadır.
Mezarların B nekropolündekilerden eski olması, basit tipten kompleks tiplere geçişler ihtiva etmesi bakımından bu gurubu ilk önce incelemenin doğru olacağını düşünüyoruz.
A nekropolünde birbirinden farklı seviyede tepeye doğru gittikçe yükselen 9 yatay sıra tespit edildi.
İncelenmeleri tepeye yaklaştıkça zorlaşan bu mezarlar çeşitli doğa olaylarının etkisiyle kısmen harab olmuşlar.
Bütün bu sebeplere şehrin tarihte geçirdiği istila ve yağmaları ve nihayet zamanımızın mezar soyguncularının yaptıkları telafisi güç veya imkansız zararları da ilave edecek olursak bazı tek mezarların ve mezar gruplarının ayakta duran diğerleri yanında nasıl yerle bir olduklarına şaşmamak gerekiyor.
Tepeye yaklaştıkça manzarası da o nisbette güzelleşen nekropol bugün dahi ruhlara huzur ve sükun verebilmektten uzak değil. Dış görünüşleri heybetli, içine kapanık oldukça soğuk olan bu mezarlar, içlerine girildiğinde insanı adeta büyülüyor.
Kalın duvarlar sizi dışarıdan koparıp alıyor, içeride renk ve değerlerinden hala birşey kaybetmemiş rengarenk desenli fresk ve mozaiklerin sakinleştirici havasına sokuyor.
Bu kalın duvarlara sahip odaların nasıl olup da kapkaranlık olmayıp tatlı bir ışıkla aydınlık olduğu sizi bir kere daha şaşırtıyor.

Yer yer açılmış küçücük delikler, pek nadir rastlanan pencereler ışık huzmelerini içeriye alıyor ve çoğu kere sanatkarane bezenmiş duvarlara aksettiriyor.
Yaklaşık olarak 350 mezar ve mezar grubu içeren A nekropolündeki bütün mezarlar numaralanmış değildir. Üzerlerine numara yazılı mezarların şu üç özellikten birini veya ikisini taşıması gerekiyor :
- Çok harap durumda olmayacak
- İçerisinde mozaik olacak
- Freskli olacak
Grup halindeki mezarlara ise tek bir numara verilerek, bu mezarın iki ayrı yerine yazıldı.
Bütün bu ayırımlar sonunda A nekropolü bugün sistematik olarak numaralanmış durumdadır.
TEK ODALI BASİT TİP MEZARLAR

Serbest duvar gömme odası genel olarak iki veya üç basamaklı bir plâtform üzerinde yer almaktadır. Giriş genel olarak kuzey duvarı üzerindedir. İçinde bazen bir, bazende ikisi uzun, biri kısa tarafta olmak üzere 3 arkosolium bulunmaktadır. Beşik tonoz çoğunlukla kuzey-doğu yöneltisindedir. Yani kıyıya ve tepeye paraleldir.
Tonoz dışarıda koyu pembe bir sıva tabakasıyla örtülmüştür. Bu renk, sıvaya pembe renk tuğla kırıklarının karıştırılmasıyla verilmiştir. Bazılarında bu örtü bütünüyle korunagelmiştir. Bazılarında ise izleri az çok görülebilmektedir.

Birinci tipe giren mezarlarda hiçbir bezeme görülmemiştir. Bunun en akla yakın sebebi odaların oldukça küçük olmaları, bazen tamamen karanlık, bazen beşik tonoz üzerindeki bir veya iki ufak delikten giren hafif ışıkla ancak loş olmaları dolayısıyla yapılacak tezyinatın rahatça görülebileceği bir ışığa sahip olmamalarıdır.
İkinci mühim sebep, bu odaların sadece ölüye ait olmaları dolayısıyla ziyaretçileri barındıracak özellikte olmamalarıdır. İçeride ölü hediyesi ve benzeri küçük eşyaları koyacak hiç bir nişin bulunmaması da içeriye ziyaretçilerin giremediğini destekleyen noktalardır.
Ve nihayet A VI 20 numarada dışarıda kapının üzerindeki küçük niş buraya herhangi ufak bir eşyanın veya kandilin konulduğunu göstermektedir. ( Res. 5 )
Resim ( 5 B ) de A IV 24 numaralı mezarın doğu ve güney duvarlarını görüyoruz. Bu duvarlar üzerinde, görüldüğü gibi, hiçbir pencere veya delik yok. Duvarların düz kısımlarında ve kapı çerçevelerinde büyük, koyu renk kireç taşının kullanılması karakteristiktir.
Kapı lentosunu meydana getiren büyük taş şekil itibarile çeşitlilik gösterir. Genellikle duvar sathını aşmayacak, dışarıya çıkıntı vermeyecek şekilde yerleştirilmişlerdir.
A VI 20 numaralı mezarın kapı lentosu bu tipe girer ve muntazam olmayan bir bloktur. Hemen üzerine çok küçük bir yuvarlak niş oyulmuş ufak bir blok yerleştirilmiştir.
Bu mezarın girişi diğerlerinden farklı olarak güney yönüne bakmaktadır. ( Res. 5)
Giriş istikameti güneye bakan diğer bir mezar da A III 2 numaralı mezardır.
Nekropolü kat edip kaleye ulaşan su arklarından birincisinin hemen önünde yer alır.
Düzgün bir platform üzerindedir. Girişi yıkılmıştır. Beşik tonoz sağlamdır. Kuzey-güney istikametindedir.
A VI 2 B numaralı mezar odası ise zamanımıza çok iyi durumda gelmiş. Bir basamaklı bir platform üzerinde yükselen mezarın üstü doğu-batı yönünde beşik tonozla örtülüdür. Duvarlar üzerinde yer yer pembe sıva izleri görülüyor. Kuzeye bakan küçük kapı ise o orijinal halini muhafaza ediyor.
A VI 16 numaralı mezar kuzey-güney istikametinde numaralanmış. Bulunduğu yer bakımından ulaşılması güç. Dar ara yollardan birinin üzerine inşa edilmiş. Mühim bir özelliği var.
Temeli bulunduğu yerdeki büyük kaya bloğuna istinad ettirilmiş. Adeta kayanın içinden çıkıvermiş gibi. Bu sebeple tabanda bir platform izlemek mümkün değil. Kayaya oyularak başlanmış ve duvarlarla son bulmuş bir mezar.

Tamamen sağlam olarak zamanımıza gelmiş durumda. (Res. l3)
Nekropolün üst sıralarına yaklaştıkça mezarların kesifliği azalıyor. Önlerinde ve yanlarında geniş toprak parçaları yer alıyor.
A VIII 22 ve 23 numaralı mezarlar böyle bir yerde bulunu¬yorlar. Girişleri oldukça harab olmuş durumda. Çok muntazam kapı yan blokları mevcut, fakat kapının üst kısmı tamamen yıkılmış.
Yan duvarlar ve tonoz sağlam durumdadır.
Arkosolium tiplerini de bu basit tip mezarlarla beraber incelemek yerinde olacaktır.
Anemurium'da her tip mezar odasında arkasoller bulunur. Genellikle üç tanedir : Biri arka duvarda birer tane de yan duvarlarda. Bazen sade iki tane olup ya iki yan duvarlarda, yada biri arka, biri de yan duvarlardan birindedir. A VII 24 B mezarının beş arkasolü vardır : Yan duvarlarda ikişer, arka duvarda bir tane. Büyük A. V 23 mezar odasının, yan duvarlarda üçer tane olmak üzere altı arkasolü vardır, bunların her birinde ikişer gömü bulunur. A VIII 12 mezar odasının üst katında, genellikle olduğu gibi derin olmıyan, beş arkasol ve ayrıca da herhalde kül vazoları için kulla¬nılan oyuklar vardır. Iotape'de, Antiochia ad Cragum'da ve çok sık olmak üzere Selinus mezarlıklarında rastlanan iki kat üzerine düzenlenmiş arkasollere Anemurium'da rastlanmaz .
Üç ana tip arkasol vardır (Res. 4) 1 : Duvarların önüne inşa edilmiş oldukça derin kemerler vardır, öyle ki, yan arkasoller arasında dar bir geçit kalmıştır ve bazen de arka arkasol ile yan arkasollerin bittiği yer arasında küçük bir boşluk kalmıştır. Bu tipin genellikle kemerin her iki yanında da kare kesikli bir kanalı vardır. Bu kanalla¬rın iyi korunagelenlerinin sarnıçların içinde gördüğümüz ince bir sıva ile sıvanmış olduğu görüldüğünden, bunların libasyon için kullanılmış olması mümkündür. Ma¬mafih bunların cesedin konulduğu yere mecraları yoktur. Bir tanesinde (B. III 13) kanallar doğruca arkasollere gider. Burada ön odadan mezar odasına açılan kapının iki yanındaki nişlerin yan arkasollere dikdörtgen şeklinde delikleri vardır. Bu menfezlerin akla getirdiği ilk şey libasyon için kullanılmış olmalarıdır.

Sadece birkaç örneği bulunan ikinci tip arkasoller (örn. A. V 26, B. I 32, B. II 7), esas tonozunkine dik açı teşkil eden bir eksen üzerine daha alçak bir beşik tonoz inşa etmek suretiyle elde edilmiştir (yahut da B. I 32. de olduğu gibi kubbeli çatının altına), ve bunlar esas tonozun içine girerler ve iki yan arkasol arasında dar bir geçit kalır; fakat arka arkasol ile yan arkasoller arasında bölme duvarı yoktur.
Üçüncü tip arkasollerde de benzer bir teknik kullanılmıştır, fakat burada alttaki tonoz bir çapraz tonozdur. Yine yan arkasoller arasında dar bir geçit vardır ve yan arkasoller ile arka arkasol arasında bölme duvarları yoktur. Çok sık rastlanılmayan bu tipe örnekler A. IV 17, A. VI 3 B, A. VI 10 B ve B. III 10. da görülür.
Arkasollerin üst kısımları da değişik şekiller gösterir. Bazen oldukça düzdürler; bazen klinenin başucundaki gibi hafif kıvrık kenarları vardır (örn. A. IV 6, A. V. 19, 3, B. I 32). Birkaç tanesinde üst kısım mozayık ile kaplıdır (örn. A. II 10 A, A. II 11 C, A. II 14 - üst kat -, A. IV 5). Mozayık taşları genellikle beyazdır, A. II 10. da birkaç tane siyah taş kalmıştır ve A. II 14. te beyaz zemin üzerinde beyaz daire ve zikzaglar görülür. Hem kline şeklindeki tepelerin hem de mozayık kaplı tepe¬lerin bulunuşu gömünün yalnız arkasollerin kemerleri altına değil, aynı zamanda üzerlerine de yapıldığını göstermektedir.
Birkaç örnekte mozayık döşemenin aynı zamanda arkasollerin tabanlarında da bulunduğu görülmektedir; A. II 14. ün üst katında, A. VIII 12. nin üst katında yerler, ve B. II 11. de ise bütün mezar odası mozayık döşelidir.
Arkosolium girişlerinin ilkin kapanmış olup olmadığını ve ölülerin içeriye nasıl yerleştirildiğini bilmemize imkân yoktur. Kesin olarak söylenebilecek şey sadece lâhitlerin kullanılmadığıdır. Deniz kenarında modern duvarda kullanılmış ostothek parçaları bulundu, fakat eğer lahit veya ostothek bol miktarda kullanılmış olsaydı başka hiçbir izin kalmamış olması mümkün olamazdı. Nispeten iyi durumda bulunan mezar odaları içindeki enkazın miktarı ve cinsine göre arkasol girişlerinin tamamiyle örülmüş olması pek mümkün görülmez. Mamafih tümüyle harap olmamış arkasollerin, bir kaçında ön tarafın hiç değilse kısmen duvarla kapatılmış olduğu görülür: kemerlerin kendi¬lerinin harap bulunduğu öyle ki, önü duvarla kapatılmış lahit ihtimalinin ortadan kaldırılamıyacağı A. III 10. da, A. III 16 B. de, ve yine tamamiyle emin olacak kadar kalıntısı bulunmıyan A. VI 18. e. A. IV 22 mezarmdaki tek arkasolün önünde bir çeşit set bulunması, bazen arkasolün önünün kısmen kapatılmış olmasını akla getirir. Arkasol içinde önü duvarla kapatılmış lâhite hemen hemen kesin olarak bir örnek vardır. (B. III 10); bir de büyük A. V 23 mezar odasında iki arkasolün de kemeri al¬tında yere gömülü iki 'lahit' vardır.
Bütün mezarlar yüz yıllarca önce talan edilmiş olmalı; insan kemiğinin hemen hemen küçük bir parçasına bile rastlanmaması bunu açıkça gösterir. Bu durum ve bir de yazıt bulunmaması, gömü metodunu kesin olarak saptamayı güçleştirir. Fakat tahminimize göre ölülerin kolay tahrip olan malzemeden bir tabuta konularak, yada bir kumaşa sarılarak arkasolün kemeri altına ve bazen de üzerine konulduğu ve genel-likle kemerin büyük bir kısmının açık kaldığı söylenebilir.
Anadolu'da klâsik çağ boyunca, hattâ Roma idaresi zamanında, Roma ve İtal¬ya'da ölü yakmanın hâkim olduğu devirde bile, ölüleri gömme usulü uygulanıyordu. Böylece Anemurium nekropolünde ölü külünü gömme ihtimalini akla getiren az örneğe rastlanır .
odalarındaki arkasollerin kline veya mozayıklı tepeleri yoktur, ve bu suretle de bu mezarların, hakikî arkasol gömülerinin nispeten eski örneklerini teşkil ettiği görülür.
Elaeusia Sebaste'de arkasoller muhakkak ki, duvarla kapalı değildir. Iotape' de kemerlerinin altına inşa edilmiş hiç değilse kısmen kiremitten kapaklı, dar lahit bulu¬nan arkasollere kesin bir örnek saptadık ve böyle lahit izleri bulunan başka mezar¬lar da var. Iotape' deki başka mezarlarda arskasollerin kısmen duvarla kapalı olduğu bugün de görülebilir, İtalya' da putperest mezarlıklarındaki arkasollerde tek bir örneğe bağlı kalınmadığı görülür. Isola Sacra'da genellikle cesetler yassı kiremitten yapılmış bir çeşit tabut içine konurdu ve tabutlar ya arkasollerin kemerleri altına yerleştirilir, yada daha erken kolumbariumlarm zemininin altına kazılan mezarlara gömülürdü. Arkasoller çoğunlukla fresk ihtiva ederdi, hattâ bir tanesinde mozayık da vardı, fakat freskli arkasolün duvarla kapandığını gösteren hiç değilse bir örnek görülür.
Genellikle mezar odalarında bezenek yoktur. Duvar nişleri olan birkaç örnek ayrı tutulursa (örn. A. I 10, A. II 9, A. III 16 A, A. VIII 21 A, A. XI 4, B. II 9, B. IV 2) hemen hemen hepsi mezarlık tarihinin daha geç devrine aittir. B II 11.in mezar odasında yer mozayığı ve B IV 2 nin nişlere ek olarak freskleri de vardır.
Hemen hemen daima küçük olan mezar odası kapıları çabuk bozulan malzeme¬den, belki tahtadan, yapılmış olmalı; çünkü diğer erken mezarlıklarda kullanılmış olan ve hâlâ görülebilen taş kapı izlerine rastlanmaz. Selinus mezarlarında sık sık saptadığımız gibi kapı pervazlarında menteşe delikleri de yoktur.Bütün tiplerde ön odaların hemen hemen daima bir miktar duvar nişleri bulunur. Arka duvarda bunlar simetrik düzendedir : Mezar odasına açılan kapının iki yanında birer ve üzerinde de bir üçüncüsü vardır (3, XIII, 1). Bazen nişlerin sayısı artar (örn. B. IV 2), fakat kapımn çevresinde düzen daima simetriktir. Çoğu zaman diğer duvarlarda da nişler vardır, fakat onların dağılımı sıkı bir düzene bağlı değildir. Nişlere bazı ziyafet odalarında ve arada sırada dış duvarlarda ve avlu duvarlarında da rastlanır.
En çok rastlanan niş tipi hemen hemen yarım daire plânlı kavisli ve apsis gibi olan niştir. Bazen nişin alt kısmı ile üst kavisi arasında taş bir raf vardır. (A. VI 28 C), ve duvarın bu noktasında yatay yarığı olan diğer bazı örneklerde de (örn. A VII 32 C) vaktiyle böyle bir taş levha bulunduğunu düşünebiliriz. Bunlardan başka dik dört¬gen plânlı arkası düz duvarlı, kemerli nişlere rastlamr, ve çeşitli derinlikte dik dörtgen nişler de vardır.
Duvarların üst kısımlarında genellikle kare veya dikdörtgen ve bazen de üçgen tepeli, menfezler havalanmaya hizmet ediyordu. Bu menfezlere mezar odalarında, ön odalarda ve hollerde rastlanır. Hollerin bazen çeşitli büyüklükte dik dörtgen veya kemerli pencereleri de vardır; bunlar bazılarında çok büyüktür.
On odalara, hollere ve avlulara giriş kapıları dik dörtgen yada kemerlidir. Kemer¬li olanlarından bazılarında, (örn. A. VII 18), kemer kapıdan biraz daha geniş olup hafifçe geriye oturmaktadır; buna şehirde bazı yapılarda da rastlanır. Zamanımıza kadar gelmiş olan az kapı eşiğinden (A. VII 26, A. VII 31, A. VIII 16, B. II 9) hem tek kanatlı hem de çift kanatlı kapıların kullanıldığı anlaşılır. Az sayıda kapı saçakb-ğma (örn. A. IV 12, üst kat, A. VII 16 A ve B ve birkaç tane silmeli kapı sövesine (A. IV 12, üst kat, A. II 14, erken mezar odasına girişte) rastlanır.
Ziyafet odaları bazen sadece büyüklükleriyle ayırd edilir. Fakat bir kısmının da zi¬yafet odası olduğu duvarlarının bazılarında banklar bulunmasından anlaşılır; ve daha özenilerek yapılmış olan, bazılarının ise bir yanında, bazen kline şeklinde, geniş plat¬formları vardır (A. IV 7 A, A. V 8). Genellikle bu platformlar ana kayadan oyularak meydana getirilmiştir; fakat iki tanesinde platform alçak ve tonozlu bir alt yapı üzerine inşa edilmiştir (A. VIII 2, B. I 16). Herhangi bir taş bankın bulunmadığı örneklerde cenaze ziyafeti için gerekli oturma yerlerinin tahtadan olduğu düşünülebilir. Bu törenlerde portatif masaların da kullanılmış olduğunu düşünmek gerekir.
Bu salonlardan üçünün yere kadar inen ve duvarın içinde olmayıp bir eksedra gibi dışarı çıkıntı meydana getiren nişleri vardır (A. VI 4 A, A. VIII 2, B. 1 9 A).
Avlular bazen mezar kompleksinin bir yada birkaç yamna inşa edilmiştir, bazen ise yapıları tümüyle içine almıştır. Bu ikinci örneklere özellikle B bölümünde sık rast¬lanır. Yüksek duvarla çevrili bir toprak parçası ise (A. VIII 14) bazı hallerde bir ailenin mezar inşa etmeden önce mezar yerini alıp duvarla çevirmiş olduğunu akla getirir. Avlular bazen, A. IV 7 A. da olduğu gibi taş döşeli olmalı; fakat bazılarında daha ziyade bitki ve çiçekli bahçe şeklinde olması da muhtemeldir. A II 14 mezarının restorasyonu sırasında avluda taş döşemeye ait bir iz görmedik ve bu avluda güney taraftan odalara girişi güçleştiren engebeli kaya çıkıntıları olduğundan, burada yerin toprakla düzleştirilip üzerine bitki dikilmiş olması muhtemeldir. B. II 13 B. nin avlu¬sunda bir duvarın, bir oturma yeri olan küçük bir eksedrası vardır. A VII 14. ün avlularından birinde toprak boruları olan iki tonozu vardır, herhalde bunlar fırındır.
Üst katlara götüren merdivenlerin genellikle kemerli alt yapıları vardır. Merdivenin diklik ve uzunluğuna göre bir veya iki kemer bulunmaktadır.
İyi korunagelmiş olanları A. VIII 12, B. II 5, B. II 7, ve B. III 11'de görülür. A. II 14. ün merdivenlerinin alt yapısı o kadar iyi koruna gelmiştir ki, basamakları yerlerine hemen hemen tam bir şekilde koyabildik. A. VIII 14. ün dışında merdiven basamakları kayaya oyulmuştur.
B. I 16 mezarının restorasyonu sırasında batı ve güney duvarları boyunca ilginç bir drenaj sistemi ortaya çıktı (Res. 12, 13, 1-2). Yapıları, bayırdan aşağı inen kış sellerinin tesirinden korumak için diğer mezarların, özellikle üst sıralardaki-lerin, benzer düzeni bulunmuş olması imkânsız değildir. Fakat bugüne kadar başka hiçbir mezar yeteri kadar detaylı incelenmemiştir.
Toprak borular hem mezar odalarında hem de hol yada ön odalarda olmak üzere bir çok mezarlarda bulunmaktadır (örn. A. III 5, A. V 19 A, A. VI 4 A, B. I 38 D). Bu borular muhtemelen havalandırma içindir. Yalnız A. VI 4 A. da borunun su yolu olması mümkündür.
Yukarıda sözü edildiği gibi, çatılar su geçirmez bir sıva veya bir çeşit çakıl taşlı beton ile kaplı idi83. Fakat mozayık döşenmiş çatılar da var. A. VIII 13 mezar odası¬nın düz çatısı üzerine döşenmiş beyaz mozayık hemen hemen tamamen durmaktadır. Diğer örneklerin hepsi beşik tonozların kavsi üzerinde olup sonradan eklenen ikinci katla örtülmüşlerdir (A. VIII 18, B. I 16 B, ve B. III 3), fakat alt katın ilk çatısında mozayık kaplama olduğundan şüphe yoktur. Anemurium çatı mozayıklarınm hiç¬birinde desenli örnek bulunmadığı görülür. .
Beşik tonozlu yapıların çatılarının çoğunda dıştan görünen tonozlar vardır, özel¬likle erken mezar odalarında böyledir. Fakat yukarıda görüldüğü gibi bunlardan bazılarının tonozları sonradan kapanmış, az kavisli, alınlıklı veya düz çatı halini almıştır. Aynı şekil çatılara daha geç devre ait mezarlarda da rastlanır, ve Kilikya' da (Anemurium' un gerek doğu gerek batısında) diğer beşik tonozlu mezarlarda da görü¬lür.
Beşik tonozlar, taşların bir harç tabakası üzerine dikine ve radyal konabilmesi için, ahşap bir kalıp üzerine inşa ediliyor, ve taşlar arasındaki boşluklar harçla doldu-ruluyordu. Kalıp tahtalarının izleri birçok yerde hâlâ görülmektedir. Bu teknik esasında Elaeusa Sebaste'de beşik tonozlarda kullanılan tekniğin aynıdır. İlkin bütün yapıların dışlarında bir çeşit sıva vardır, ya ince bir sıva tabakası bütün duvarı kaplıyor, ya da harç öyle bir şekilde yayılıyordu ki, taşların bir kısmı görünüyordu. Benzer metodlar yine Elaeusa Sebaste'de görülür.
Anemurium mezarları ile Elaeusa Sebaste'dekilerin yapı tekniği arasındaki en büyük ayrılık Anemurium'da hakikî betondan yapı olmaması ve opus vittatum yada quadratum taş kaplama hiç bulunmamasıdır. Yalnız boya ile kesme taş taklidi kaplamaya bir örnek günümüze kalmamıştır.
Mezar tipleri değişecek, gittikçe komplike planlar oluşacak fakat mezar anıtının nüvesi olan mezar odası değişmeyecek, arkosolium şekil ve sayıları basit tipte incelediğimiz şekilde kalacaktır.
Küçük dikdörtgen veya kare kapıdan mezar odasına adeta çömelircesine girdiğimiz zaman mekan ferahlamakta, beşik tonoz başımızın çok yukarısında kalmaktadır.
Loş olan mezar odasında kapıdan girince tam karşımıza kısa duvara bitişik bir tek veya biri kısa duvarda, diğer ikisi yan uzun duvarlarda olmak üzere 3 arkosolium gelmektedir.
( 1 ) BİR ARKOSOLİUM’ LU MEZAR ODALARI
Mezar odasına açılan kapının tam karşısında kısa duvara yapışık olarak inşa edilmiştir.
Genişliği odanın genişliğine eşit olup yan duvarlara da yapışmıştır. ( Lev. 2 c)
Bu tip arkosoliumlara sahip odalar fazla büyük değillerdir.
Arkosolium yükseklikleri 1,20 - l,50 m arasında değişmektedir.
(2) ÜÇ ARKOSOLİUM' LU MEZAR ODALARI
Bir tanesi girişin karşısındaki kısa duvarda, diğer ikisi yan uzun duvarlarda yer alırlar.
Bunlar da arkosolium' ları birbirlerinden ayıran duvarların farklı özellik göstermesi bakımından iki çeşittir. (Lev.2 c)
A- ARALARI BİRBİRİNE DİK HATLARLA AYRILAN ARKOSOLİUM' LAR
Kısa duvardaki arkosolium' un girişe paralel uzanan üst kenarını meydana getiren taş dizileri sağ ve sol yanda iki yan arkosolium' ların yan duvarlarını meydana getirir.
Bu durumda Arkosoliumlar birbirlerinden birbirini dikey kesen duvar şeritleriyle ayrılmışlardır.
B – ARALARI BİRBİRİNDEN DİAGONAL HATLARLA AYRILAN ARKOSOLİUM’ LAR
Üç arkosolium birbirlerinden kesin hatlarla ayrı değillerdir. Bu bilhassa üst kenar şeklindeki örtülerinin birleştikleri noktalarda iyi görülür. İki yan arkosolium’ ların kısa tarafta arkosolium ile birleştikleri yan duvar şeritleri ortadan kalkmış ve herbirinin üst kemer örtüleri birbirleriyle kesişerek köşelerde çapraz tonoz meydana getirmişlerdir.
Sadece yan duvarları sağlam olarak kalabilmiş bu mezar odasına karşıda kısa taraftaki arkesoliumu görmekteyiz. Sol tarafta yıkık yan arkosoliumun biri görülüyor. Sağ tarafta arkosolium görülmemekle beraber, bu, orada bir arkosoliumun olmadığını göstermez. Sağdaki tamamen yıkılmıştır. Fakat çok yakından incelendiğinde izlerini görmek mümkündür.
A VI 17 numaralı mezar ise bize bu tip mezarlardaki boyutları en iyi karakterize eden örnek. 2.95 x 2.91 ebadındaki mezar odasının duvar kalınlıkları 0.65 m. Arkosolium genişlikleri 1.25 m. Arkosoliumlar arasındaki duvar çıkıntılarının kalınlıkları 0.30 m.
Mezar odasının kapısı ise 65 x 70 ebadında. İçeriye doğru derinliği de 0.60 m.
Bu ölçüler bu tip mezarlarda 5 ila 10 cm. farklarla daima aynıdır.
HOL VE MEZAR ODASI OLAN BASİT TİP MEZARLAR
( II. GRUP )
Bu gruba dahil olan mezarların sayısı oldukça çoktur. Bu tip mezarların grup I. de gördüğümüz şekilde 2 veya 3 arkosolium' lu birer mezar odası ve genelde kuzey yönünde olan nişli birer giriş odaları vardır. (Lev.2b)
Bu holler bazı mezarlarda doğuda ve güneyde yer almışlardır.
Bu mezarlarda her iki mekanın üzerini doğu-batı istikametindeki beşik tonoz örtü örtmektedir.
Tonoz örtü ufak tarla taşlarından muntazam olarak yapılmış, sonra üzeri pembe beyaz bir sıva tabakasıyla kaplanmıştır.
Bu sıva tabakası bir çoğunda mevcut olmamakla beraber bazılarında iyi durumda olarak izlemek memkündür. (Res.l6)
Bazı mezarların tonozlarında da içeriyi aydınlatan, muntazam aralıklarla açılmış dikdörtgen ufak oyuklar görülmektedir. Bu oyuklardan giren ışık içeriye belli belirsiz bir aydınlık vermekte ve doğu istikametinde açılan oyuklardan içeriye giren güneşin ilk ışıkları çoğu zaman içerdeki canlı renkli freskoları aydınlatmakta ve gizemli bir hava yaratmaktadır. (Res.l7)
Bu gruptaki bazı mezarlar iki katlıdırlar. Birinci kat planı ikinci katta da aynen uygulanmıştır.
II. gruba giren bu mezarlar arasında entresan olan bir topluluk vardır.
Bunlar üç kademe üzerine sıralanmış, birbirine bitişik olarak yapılmış 3 mezar yapısıdır.

Mezarların girişleri ve arka yüzleri oldukça harap durumdadır. Yan duvarlar ve tonozlar sağlam olarak muhafaza edilmişlerdir. (Res.l5)
Aynı şekilde inşa edilmiş bir diğer üçlü grup diğerine nazaran daha haraptır.
Ortada yer alan mezarın tonozu da çökmüştür. (Res.19)
Bütün bu tahripler, istilalar sırasında ve daha sonra da mezar soyguncularının faaliyetleri sırasında meydana gelmiş olmalıdırlar.
(I) Bu gruba giren Al 8 numaralı mezar yapısı bu tipin özelliklerini taşıması ve iki katlı olması bakımından incelenmeye değer.
Mezar binası A nekropolünün güney-kuzey istikametinde numaralanan ilk sırasında yer almaktadır.
Nekropol ile şehir arasından geçen sonradan yapılma toprak yolun hemen kıyısındadır. Etrafı çalılarla ve ağaçlarla çevrilmiştir.
Mezarın hol kısmına kuzeye bakan dikdörtgen bir kapıdan girilir. Kapı kuzey fasadın tam ortasında olup üzeri yuvarlak kemerlidir.
MEZAR KOMPLEKSLERİ ( III. GRUP )
Bu gruba giren yapılar bir veya iki mezar odasının etra¬fında yer almış odalar kompleksi halindedir.
Nişli hollerden başka bu grupta büyük salonlar bulunuyor ve bu geniş mekanlarda. kısa duvarlardan birine bitişik yüksek platformlar ve iki ya da üç duvarı çeviren sıraların yer aldığını görüyoruz.
Bu salonların biçoğu yuvarlak kemerli veya dikdörtgen nişlere sahiptirler.
Kemerli ya da dikdörtgen pencerelere sahiptirler.

Bu komplekslerin büyük bir kısmı iki katlıdır. Bu gruptaki mezar yapılarında mezar odası. Grup I’ in mezar odaları formunu almış, kapı çerçevelerinde koyu gri büyük taş bloklar kullanılmamıştır.
Mezar binasının batı-doğu veya güney-kuzey istikametindeki beşik tonozlar örtmektedir.
Mezarların etrafı çoğu kere yüksekliği fazla olan tarla taşlarından yapılmış ve üzeri sıvanmış duvarlarla çevrilidir.

Giriş odalarına ait yan duvarlar ve tonoz örtüsü yıkılmış birçok mezar vardır. Bunlardan birinde mezarı çeviren duvar ve holün girişi karşısına isabet eden duvardaki kare mezar kapısı ile bunun iki üst yanında va tam tepesinde yer alan nişler görülmektedir. Nişlerin içi sıvalı olup yer yer fresko izlerine rastlanır.
Mezar odasının da yan duvarları ve çatı örtüsü çökmüştür. (Res. 21)
Aynı şekilde tahribe uğramış birçok mezar vardır. (Res. 23)

Batı-doğu istikametinde yerleştirilmiş, cephesi denize bakan bir diğer mezarda yıkılmış kademeli dış duvar izlenmektedir.
Mezar binasının birinci ve ikinci katında antreler yıkılmış olup ikinci kata ait mezar odasının girişine ait duvarın dış tarafında yuvarlak kemerli nişler görülmektedir. Güney-kuzey istikametindeki beşik tonoz tamamen sağlam olarak günümüze gelmiştir.
Bu grupta kapı çerçevelerinde büyük gri taş bloklar görülmemekle beraber dikdörtgen yüksek kapının üstünde bazı hallerde dışarı taşkın, dar, gri bir blok görülmektedir. ( Res. 24)
Bazı örneklerde bu kompleksleri çeviren dış duvarın yükseklikleri beşik tonoz hizasına kadar çıkmaktadır.
İki katlı bir komplekste yer alan bu çok yüksek duvarlar binaya heybetli bir görünüş vermektedirler. (Res.24-26)

DAĞLIK KİLİKİA ANEMURIUM NEKROPOLÜNDE KONİK İKİ MEZAR YAPISI


A VI 21 numaralı kesik koni biçimindeki yapı A nekropolünün en dikkat değer yapılarından biridir. (Lev. 7a)
3.41 m. yüksekliğindeki kesik koni yapı bir plâtform üzerinde yükselmektedir. Muntazam taş bloklarıyla yapılmış olan plâtform doğu ve güney tarafta oldukça iyi işlendiği hal¬de batı ve kuzeyde toprakla örtülmüştür.
Bu plâtform üzerinde iki basamaklı ikinci bir kare plâtform üzerinde ise konik yapı yükselmektedir.
Resim 36A da doğu yönünden, resim 37 de kuzey yönünden, resim 38 de ise güney ve batı yönümden plâtformun durumunu izleyebiliyoruz.

Metre çapındaki koni aşağıdan yukarı doğru daralmaktadır. En tepesi biraz bozuk olmakla beraber tamamen kapalıdır ve düşen taşlar yerine konulduğunda konik bir şekilde son bu¬lacağı bellidir.
Bu koninin tam sivri olarak olmasa bile hafif yuvarlatılmış bir uçla nihayet bulması mümkündür. (Res.35)
Küçük taşların harçla birbirine tutturulması sistemiyle yapılan konik yapının dış yüzünde açık pembe renkteki sıva tabakası yer yer net olarak görülebilmektedir. Bu tabaka 3- 4 cm. kalınlığındadır. (Res. 36)
Konik yapının batıya bakan yüzünde üst üste sıralanmış, aynı aks üzerinde aşağıdan yukarıya çıktıkça küçülen pencere gibi açıklıklar yer almaktadır. (Res.36)
En alttaki pencere 40 x 22 ebadında olup iki yan ve üs¬tü gri taş bloklarla çevrilmiştir. Bunlar gayrı muntazam taş1ardır ve içeriye doğru 42 cm. bir derinliğe sahiptirler. Bu pencere gibi oyuktan içeri bakılınca tabanın toprakla kaplı olduğu görülür. (Res.39)
En alttaki pencerenin hemen üzerinde aynı tip fakat ko¬ninin yukarıya doğru daralışıyla oranlı olarak ebatları küçülmüş olan ikinci bir pencere şeklinde oyuk görülmektedir.

Bu pencerenin üst ve sağ yan taş bloku mevcut olduğu halde son yan blok yerinde değildir.
Alt ve üstte meydana gelen iki yuvarlak mekânın arasını ayıran yekpare taş blok kırılarak parçalanmıştır. (Res. 40)
Bu ikinci pencerenin biraz üzerinde dikdörtgen üçüncü bir pencere yer almaktadır.
Bu pencerenin sağ ve sol yanında ve üzerinde taş bloklar mevcut olduğu halde alt kısmına konulmamıştır.
Delikten içeri bakıldığında orta kattan ayıran yekpare taş blok görülmekte ve tamamen sağlam olarak durmaktadır.

Yukarı doğru baktığımızda hemen hemen koninin bitimine kadar olan mesafenin bu mekâna bir yükseklik verdiğini görmekteyiz.
İçerisi çok karanlık durumdadır ve oldukça dardır. (Res.43)
Bu şekilde bir görünüş arz eden bu konik bina son seneye kadar diğer mezarlar arasında tek başına yükselmiş olarak durmaktaydı. Fakat 1967 senesi çalışmalarımız sırasında bu ya¬pının etrafında ona çok yakın olarak inşa edilmiş, lâkin oldukça harab durumda olan bazı duvar kalıntılarının, alçak yıkık tonoz örtülü mekânların varlığı ve A nekropolünün V sırasından bu mezara dikine çıktığımız zaman zorluk çekmeden, duvarlar aşmadan adeta bir yol takip ediyormuşçasma buraya ulaşmamız bende bazı düşünceler uyandırdı.
Bu konik yapının etrafında ona ait bazı kısımların da olabileceği fikri zaten garip bir fikir değildi.
Bu. konik yapı grup 1 deki mezarlarla aynı devre ait olamazdı. Çok orijinal yapısıyla mutlaka daha sonraki devirlere ait olmalıydı.
Grup I’ deki .mezarların tekâmülü giriş odalarının, dua ve törenlerin yapıldığı nişli salonların esas mezar odasına ilâvesiyle olmuştu. Yani bu ilk devirden sonra mezar odaları tek başına bırakılmıyor, mutlaka bir ilâve yapılıyordu.
Bu konik yapının da tek başına inşa edilmiş olmasını he¬men kabul etmemiz için bir sebep yoktu.
Sonra bu konik yapının pek az bir farkla benzeri olan ve daha sonra inceleyeceğimiz ve aynı sıra üzerinde bulunan A VI 16 numaralı yapının tek başına inşa edilmemiş olması da beni bu konuda cesaretlendirdi. Sırf bu düşünceyle A VI 21 in civarında bir buçuk-iki gün araştırmalar yaptım.

Bu arada bu kısımdaki kesif bitki topluluğunu köylü çocukları yardımıyla kısmen yakarak, kısmen de kopararak azaltmaya çalıştık ve bu çalışmalar sonunda elde ettiğim mühim bir mimarı buluntunun düşüncelerimin doğruluğunu ortaya çıkardığı kanaatındayım.
I numaralı konik yapıdan seviye bakımından çok az aşağıda ve konik mekânın doğu yönünde 2 numaralı mekân yer almaktıdır. (Lev. 8)
Resim 38’ de sağda bu mekân görülmekte ve resim seviyeler hakkında bir fikir vermektedir.
Bu 2 numaralı odaya ait batı duvarı önündeki çalılar temizlendiğinde duvarın üzerleri sarı renkli sıva ile örtülü taş bloklarla muntazam bir şekilde son bulduğunu görmekteyiz.

Bu bitim noktası bir kapının veya geçidin yan duvarına ait olabilir.
Mekânın (2) batı duvarı ise oldukça uzun olarak devam etmekte ve doğuya doğru 90° lik bir kıvrılma yapmaktadır. Duvarın dönüş yaptığı noktada taşlar üzerinde sıva tabakası dahi izlenebilmektedir. ( Res. 42)
Bu duvarın doğu yüzünde yani denize bakan tarafında yan yana kare iki niş bulunmaktadır. (Res. 45)
Duvarın bu yüzünde en sağda 1.gruba giren basit bir mezar odası sol köşesiyle buraya temas etmektedir. (Res. 42)

2 numaranın kuzey kısa duvarında ise dar mekânın üzerini örten doğu-batı yönündeki beşik tonozun kalıntısını görmekteyiz. (Res. 44, 38)
Odanın (2) yıkılmış güney duvarına ait zemin üzerindeki kalıntıları incelediğimiz zaman taş kalıntıların doğu duvarının bittiği yer ile arasında normal bir kapı mesafesi kadar aralık bıraktıktan sonra başladığı ve batı duvarı hizasına kadar geldikten sonra 90o lik bir kıvrılma yapıp ancak 50 cm. kadar devam edip bittiğini görüyoruz.
Böylece batı duvarının güney-batı köşesine yakın bir yerde bir kapı daha bulunmaktaydı.
Böylece 2 numaranın güneyde ve batıda iki kapıya sahip olan, batı kapısıyla konik yapının hemen önüne açılan ve üzeri beşik tonozla örtülü bir mekân olduğu ortaya çıkıyor.

2 numaranın güney kapısı önünde ince uzun bir kısım yer alıyor (3) ki burası kuzeyde bu mekan ile sınırlı. Güney sınırı ise üzeri açık (Res. 45) denize bakan yönünde yerden 40 cm. yüksekte boydan boya uzanan bir bank olan, kale tarafına bakan yıkık duvar üzerinde ise sıvalı bir nişi bulunan (5) mekânın kuzeyde, 2 numaranın güney duvarının deniz tarafına uzantısına eşit bir noktada son bulan kuzey duvarının tepe istikametinde yaptığı uzantı teşkil etmektedir.
Bu duvar oldukça haraptır. 2 numaranın güney duvarının bitimine eşit olarak devam etmekte, sonra kuzeye dönüş yapmakta ve o duvarla birleşmektedir.
3 numaralı üzeri açık koridorun güney batı köşesindeki bitkiler temizlenince kuzey tarafı yıkılmış, küçük konik bir mimarı unsur ortaya çıktı.
Bu konik küçük yapının güney tarafı aynı aks üzerinde bulunduğu bu duvarın dışına taşıyor ve dış tarafta koniği meydana getiren taşlar üzerinde 2 cm. kaldığında son harç tabakası görülüyor. Bu tabakayı kuzey iç tarafta da izlemek mümkün.

Sağlam olan kısım ölçüldüğünde 1.60 m. yüksekliğinde ve 0.60 m. çapında olduğu anlaşılıyor. (Res. 46) Burada büyük konik yapının küçük bir örneği tekrarlanmış olabilir.
Bütün bu ortaya çıkan hususlardan sonra meydana gelen plânı şöyle izah etmeye çalıştım.
1 numaralı esas konik yapıyı bir mezar binası olarak kabul ediyoruz. Bu üst üste dizilmiş pencereler, dış görünüş bakımından l. grup mezar giriş1erine çok benziyor.
Her üç oyuk da ölü gömmeye müsait olmadıkından akla gelen tek şey bunların ölü küllerini muhafaza ettikleridir.

A ve B nekropo1ündeki bütün mezar tiplerinde ölü daima bir arkosolium içine gömülüdür. Şu halde nekropolde ölünün yakıldıktan sonra arta kalan küllerinin muhafazası şeklindeki gömme tarzına ancak A VI 21 ve A VI 16 da rastlıyoruz.
Bu her iki yapı dini inanış ve arzuları yaşadıkları şeh¬rin halkınkinden farkla, bir veya iki aileye, belki de sülâleye aitti ve bunlar farklı inanışlarını farklı mezar şekilleriyle de kuvvetlendirmek ve bu manevi inanışlarını madde olarak da şekillendirmek istediler.
Belki de mezarın bakıldığı anda bacaya benzemesi, hattâ bizim aramızda dahi bacalı şömineli mezar olarak adlandırılışı bu yapıların insan üzerindeki tesirini de ortaya koymaktadır.
Baca veya şömine doğrudan doğruya ateşle ilgilidir.

İlk bakışta fırın zannedip başımızı en alt pencereden içeri sokup koninin tepesinden gökyüzünü göreceğimizi sanacak kadar şaşıran bizler bununla da yetinmeyip künkler borular arayıp bulamayınca bir üst mezar kademesine çıkıp konik yapıların tepesinin kapalı olduğunu görmüş ve bunların fırın ol¬madıklarına ancak kanaat getirmiştik.
Şu halde bu yapılar ihtiva ettikleri kemiklerin sahiplerinin yakıldığını, kemiklerinin buraya konduğunu mimari şekilleriyle zaten gayet güzel bir şekilde anlatmaktadırlar .

Demek ki bu konik kısım sadece ölüye ait bir mahaldır. Ziyaretçiyi ilgilendiren asıl kısımlar diğer taraflardır.
5 numaralı nişli ve banklı mahal bir tören yeridir. 3 numaralı koridor sonundaki küçük kapı büyük konik yapının sembolik manada bir örneği olabilir ve ziyaretçi duasını bunun önünde yapıyor, ölünün ruhuyla burada konuşuyor olabilir. Zira esas konik yapıda ruh değil, ölüden artakalan maddî artıklar vardır.
Daha sonra 2 numaralı odaya geçilmektedir ki bu da bilhassa çok sıcak aylarda kullanılan ,tören veya ziyafetlerin yapıldığı üzeri kapalı bir mahaldir.
Bu civarda bir kazı yapıldığı zaman bu konik yapı ile ilgili gizli noktaların hepsi aydınlanacaktır.
2. KONİK MEZAR YAPISI

A VI 14 numaralı ikinci konik yapı da benzeri olan diğe¬riyle aynı sıra üzerinde yer almaktadır. (Lev. 7b)
2.50 m. yükseklikte olan bu yapı üç basamaklı bir platform üzerinde yer almaktadır. Platform kuzey ve doğu yönlerde izlenebilmekte, güney ve batıda ise duvarlarla kesilmektedir. (Res. 47)
Konik yapı kuzey tarafında yerden itibaren l/3 nisbetinde çok büyük bir delik açılarak tahrib edilmiş ve ayrıca iç ta rafta zeminde fena şekilde oyularak bozulmakladır.
Konik yapının bütün halini düşünecek olursak tam ortasına isabet eden noktasında kuzeye bakan pencere şeklinde bir oyuk mevcuttur.
Bu pencerenin sadece üstündeki taş blok yerinde durmaktadır. Kuzey cephede altta açılan bu derin yıkıntı halen mevcut olan pencerenin altında bulunan birinci pencerenin genişletilmesiyle meydana gelmiştir. Her halde mezar hırsızları bu dar delikten dolayı içeride rahat araştırma yapamamışlar ve etrafını kırarak bugünkü hale getirmişlerdir.
Alt ve üst katı ayıran yatay taş blok konik yapının içinde bozulmamış olarak durmaktadır. Konik yapının üzerindeki 3-4 cm. kalınlığındaki sarı sıva tabakasının kalıntıları izlenmektedir. (Res. 47)

Çapı 1.50 m. olan koninin üstten mühim bir kısmı ya bilhassa ya da yanındaki yüksek duvarların çöken kısımları tarafından yıkılmıştır. (Res. 48)
Böylece yanındaki duvarın üzerine çıkıldığında koninin yukarıya doğru gittikçe kalınlaşma ve bir noktada birleşerek kapanan cidarları görülmektedir. (Res.48)
1 numara ile gösterdiğimiz konik yapının güneye rastlayan kısmında bir yay parçası halindeki cidarı 2 numaralı odanın kuzey duvarı içine girmiştir.
2 numara ile gösterilen odanın kuzey duvarında, konik yapının girinti yaptığı kısım kemerli bir niş içine alınmış şekilde gözükmektedir.
Bu odaya batı duvarı ortasından açılan bir kapı ile girilmektedir. Doğu duvarında kapının karşısına rastlayan yerde yuvarlak bir niş mevcuttur. Güney duvarından ise iki yanında yuvarlak birer niş olan bir kapı ile 3 numaralı odaya geçilmektedir.
Bu odanın batı ve doğu duvarlarında karşılıklı birer arkosolium bulunmaktadır.
Konik yapının batı yönünde ise kısmen ayakta duran yüksek bir duvar yer almaktadır. (Res. 48) 2 ve 3 numaralı mekânların tonozları tamamen yıkılmıştır. (Res. 49)
Bu konik yapıda ölü yakıldıktan sonra arta kalan küllerin muhafazı için yapılmış bir mezar yapısıdır.
Mimari tip bakımından tamamen bir evvelki mezara benzemektedir.
Kuzey yönünde bir kemer olduğunu kabul edersek, o zaman bu kare mekân güneyde büyük ve yüksek, doğuda ise küçük ve daha alçak bir kemerli girişe sahiptir.
Fakat sonraki bir devirde güneydeki ve varlığını kabul edersek kuzeydeki örülüp kapatılmasıyla bu kare mekân sadece doğudaki kemerli girişle dışarıyla temas halindedir.
İçerisi taş ve toprak dolu olan mekânın dışarıdan güney -batı köşesine bitişik A IV 14 b olarak numaralanan birbirlerine açılan iki küçük odadan ibaret bir grup var. (Res.57)

Birinci oda deniz tarafına bakıyor. Her yöne bakan duvarları yıkık vaziyette. İkinci odaya bu odanın batı duvarındaki küçük dikdörtgen bir kapıdan giriliyor.
Bu odanın duvarları ve yıkık tonozun bir kısmı sağlam vaziyette.
Her iki odada da arkosolium izine rastlanmadı. Bu odaların mahiyetleri hakkında pek fazla bilgimiz yok. Çünkü sağlam kalan kısımları çok az. Bu sebeple her iki odanın da pencere, niş vs. gibi şeyler ihtiva edip etmediğini bilemiyoruz.
Burası bir dua mahali veya ölüye ait eşya ve hediyelerin saklandığı odalar olabilir.
Mezar odası ise kubbeli ve kemerli üst kısmın altındaki mekândır ve gömme arkoso1iumların mevcut olmamasından anla¬şılacağı gibi zemin altına yapılmıştır. Belki ölü gömüldükten sonra toprak üzerine yatay bir taş bloku konulmuş, veya bu kı¬sım tamamen taşlarla örtülerek toprak seviyesinden yükse tilmiş ve üzerine abide şeklindeki mausole kısmı inşa edilmiştir. A nekropolünün sonuncu sırası olan ve romen rakamlarıyla IX olarak numaralanan bu bölümde ancak 8 mezar olmasına rağmen hemen her mezar üzerlerinde durulmaya değer kısımlar içerirler. Bunlardan biri de kompleks mezarlar için iyi bir örnektir.
(9) A IX 1 numaralı bu mezar iki katlıdır. Birinci kat oldukça haraptır. Bitkilerle, taşla, toprakla girilmez hale gelmiştir ve 2. kat planına uygun değildir. (Lev. 9)Kompleks bina arazinin eğimine uygun olarak yapılmıştır. Bu yüzden doğu ve batı tarafları aynı seviyede toprak üzerine inşa edilememişler ve ancak doğu yönünde zemin kata ait bir iki oda yapılabilmiştir.
Mezarın incelediğimiz ikinci katına yapının doğu yüzüne bitişik ve kuzey-güney istikametinde olan biri harap 5 basamaklı taş bir merdivenle çıkılır. (1)
Bu merdivenle (2) numaralı antre arasında bir toprak ve taş yığını mevcuttur ve insanda âdeta tekrar arazi üzerinde yürüyor intibası uyanır.
Bu yerin batısında doğu ve kısmen güney duvarı mevcut üzeri açık bir antre bulunmaktadır.

KONİK İKİ YAPI İLE İLGİLİ YORUM ( 2009 YILINDA YAPILMIŞTIR )
Nekropolde her iki Konik Yapı , gerek bulundukları Anemurion Nekropolünde gerek Araştırma çalışması yapılan diğer Kentlere ait Nekropollerde vede tüm Bölgelerde rastlanılmayan bir mimari formu yansıttıkları için özel bir planı ve özel bir inancı yansıtmaktadırlar.
Konik formda mimari ögelere sahip abidevi bir mezar yapısı Albano’da KURİATİS’lerin Mezarı denilen ve özel bir yapı tarzına sahip yapıdır. Yapının dikdörtgen planı ve merkezdeki dairesel mezar kısmının özel taş işçilikli beden duvarı ve üst kısmının toprakla örtülü olması ve yapıya ait giriş cephesinde , girişe ait açıklığın her iki yanında, muntazam taş işçilikli yüksek kaideler üzerinde , tepe kısımları düz birer konik yapının bulunuyor olması çok ilginçtir.
Aslında KURİATİS Mezar Yapısının bu iki Kesik Konileri görünüşe gore Simgesel Amaçlarla buraya konulmuşlardır ve belirli bir inancın mimari SEMBOLLERİDİRLER.

Daha değişik,daha kalın gövdeli taş örgü bir kesik Koni Yapı İskoçya’nın kueyinde SHETLAND ADALARINDA’ MOUSA Konik Yapısıdır.
Anemurium Konik Yapıları ve bu iki Konik Yapı : herbiri Ateşle ve ölünün yakılması Kültü ile ilgili yapılardır.
Anemurium KONİK YAPILARININ gövdelerinde yer alan ve original kapı girişi formunda ki küçük girişlere sahip Bölmeler, yakılan ölü küllerne ait Osthotek veya Çömleklere ait yerler olabileceği gibi :
Ölünün Yakılma Ritüeli ile bağlantılı olarak yapılmış mimari Formlarda olabilirler.
Nekropol’de belirli törenlerin, anma günlerinin ve buna benzer Ritüellerin yapıldığı gün ve gecelerde , törenlerin daha etkili olmasını sağlamak amacıyla bu bölmelere , yanan MEŞALELER konulmuş olabilir yada Ölünün yakılması olayını kabullenmiş ve Anemurium Bölgesinde yaşamlarını sürdüren Savaşçı ve Megalitik Kültüre sahip Kahramanlara, Askerlere ait çok özel eşyaların: demir Kılıçların, Çeşitli silahların,Kutsal bazı eşyanın bu bölmelere konulmuş olması kuvvetle mümkündür.
Törenlerde ölü için SULU LİBASYON yapıldığını biliyoruz. Binlerce yıldan beri bütün bu Bölgelerde sulu ve katı LİBASYON ,özellikle cenaze törenlerinde kesintisiz olarak uygulanmıştır ve bu işlemler için gerekli olan özel Çömlekler ve bazı kutsal eşya bu bölmelere konulmuş olabilir.
Aslında düşüncelerime en çok uyan olasılık : Geniş ağızlı ve çok büyük YAĞ KANDİLLERİNİN bu BÖLMELERE konulmuş olmasıdır.
Eğer Konik Yapıların üst kısımları açık olsaydı bu olasılığı kesinlikle var sayamazdık:
Ön tarafı ve üst kısmı açık olan bir bölmede hava akımı fazla olacağı için Kandil hemen sönecektir. Ancak sadece ön tarafları açık olan bu bölmelerde KANDİLLER SÖNMEDEN uzun zaman yanacaklar ve özellikle GECE YAPILAN CENAZE RİTÜELLERİNDE , BÖLMELERİNDE BÜYÜK KANDİLLERİN YANDIĞI KONİK YAPILAR, BİRBİRLERNE PARALEL MEZARLIK YOLLARI ÜZERİNE İNŞA EDİLMİŞ YAKLAŞIK 350 MEZAR YAPISININ YER ALDIĞI NEKROPOLDE HEM İŞLEVLİK HEMDE GÖRSELLİK AÇISINDAN ÇOK ETKİLEYİCİ VE UHREVİ BİR GÖRÜNTÜ OLUŞTURACAKLARDIR.
Özellikle yaz aylarının uzun ve çok sıcak geçtiği bir bölgede bulunan Anemurium ‘un Nekropolünde yer alan Mezar Yapılarının çok büyük bir bölümü: Abidevi, merdivenlerle çıkılan ikinci katlara sahip, geniş düz veya kemerli pencerelerinin bulunduğu çok geniş salonların, nişli ve küçük apsisleri olan dua odalarının,denze cepheleri olan veranda ve balkonların bulunduğu, mekanların freskolarla tabanların mozaiklerle süslendiği, mezar odası ve bütün bu ana bölümlern çevrelediği küçük iç bahçelere sahip çok büyük ölçülere sahip MEZAR YAPILARI. İnsanlar bu sıcak iklimde, bu herbiri konak olan bu yapılarda çok sıklıkla ölülerini ziyaret ediyorlar, cenaze ve anma günü yemeklerini burada yedikten sonra ay ışığının aydınlattığı Ak Denize karşı ilahiler söylüyorlardı. Geceleri hafif hafif esen rüzgar onları bu ferah ortamda biraz rahatlatıyor sonra Konik Yapıların yön ve ışık verdiği Mazarlık Yollarından geçerek, deniz tarafındaki(güney) evlerine dönüyorlardı.
Bu Anıtsal Mezar Yapılarının duvarlarındaki çok sayıda NİŞ’in herbiri işte bu gece yapılan tören ve ziyaretler sırasında aydınlanmayı sağlayan KANDİLLER için yapılmışlardı.
Aslında bir an için üçyüz elli mezar yapısının bulunduğu Nekropol’ün karanlık bastıktan sonra kandillerin ışıklarının karanlığa sızdığı, Konik Yapıların hafif ışık ve yön verdiği gizemli ve birazda ürkuten görüntüsünü gözlerinizin önüne getirebilirsiniz.Çok sıcak bölgelerde özellikle yaz aylarında 45’ sıcaklık çok normaldir ve ben gece serinliği dururken , gündüz yapılacak uzun seramonileri, ilahileri, ritual yemekleri düşünemiyorum dahi.
Anemurium Nekropolü Hıristiyanlık döneminde yapılmış hiç bir yapı içermemektedir. Bu bölge özellikle TOROSLAR çok eski KÜLTÜRLERİ ve KAVİMLERİ barındırmıştır. Binlerce yıllık bir KÜLTİSTİK ve SEMBOLİK ARKEOLOJİ yorumunu burada sadece KONİK YAPILAR için yapmak yerine , Bu konuyu AYRI BİR BÖLÜM olarak ele almak daha doğru olacaktır diye düşünüyorum.
Ancak KONİ ve KONİK FORM bizleri binlerce yıl eskiye ve çok görkemli bir İnanç sistemine götürür. KUTSAL OLAN KONİK FORM: Kutsal Yapı Formu olarak, Başlık Biçimi olarak pek çok kültürde kesintisiz olarak kullanılmıştır.
DAĞLAR’da KUTSALDIR. Dağlar konik olarak düşünülmüştür çoğu kez. Dağların en yüksek noktası ( koninin uç noktası) TANRIYA EN YAKIN OLUNAN YER olarak Kabul edilmiştir MEGALİTİK KÜLTÜRLERDE. Kutsal Yapılar’da konik form benimsenmiş ve zaman içinde özellikle Kahramanların, Ataların Mezar Yapıları TÜMÜLÜSLER olarak yapılmışlar ve böylelikle Kutsal Dağ Formu , bir Mezar Formu olarak Çok Büyük bir Coğrafyada Çok Büyük ve Çok Köklü Kültürler tarafından ve asla vaz geçmeden kullanılmışlardır.
Dolayısiyle Tanrıya kavuşan Ruhun bedeni için yaşamda Kutsal Formda bir Mezar yapılmıştır.
Allaha vardıklarında Sonsuz Yaşam’a kavuşacaklarına inanan bu KÜLTÜRLER Özellikle NEKROPOLLER’de ya Kutsal Formda İşlevliği olan Mimari Yapılar yapmışlar; yada Nekropollerine SONSUZ YAŞAM’I simgeleyen Motifleri , sembolleri içeren ANITLAR- TAŞLAR- SUNAKLAR Dikmişlerdir.
Nekropollere yapılan Mimari Yapılar veya Semboller İçeren Taş Anıtlar ‘’ ONLARA YÜKLENEN ANLAMLAR ‘ göz önüne alındığında , Ölülerini gömmeğe yada Ziyaret etmek için gelen ailelerinin ve yakınlarının ( SONSUZ YAŞAM)a olan inançlarını CANLI TUTAN ve İÇLERİNE RAHATLIK VEREN İNANÇ SEMBOLLERİDİR.
Hangi amaçla olursa olsun Anemurium Nekropolünde yer alan bu iki KONİK YAPI Kutsal Dağ ve Sonsuz Yaşam ve ölünün ruhunun yakılarak daha çabuk Tanrıya ulaşacağına inanan Kültürlere sahip insanlar tarafından yapılmıştır.
Analoji olarak verdiğim her iki KONİK YAPI içinde aynı yorumlar geçerlidir.
KONİK YAPI PLANLARI İÇİN TIKLAYINIZ…
ANEMURİUM NEKROPOLÜ’NDE RESTORASYONU YAPILAN MEZAR YAPISI



Grup III’ ün en önemli mezarlarından olan AII 14 numaralı mezar üç yapı kademesini de açıkça göstermektedir. (Lev.10)
Duvar mozaikleri bakımından çok değerli örnekleri ihtiva eden bu mezar bu dakoratif yönü ile de ele alınacaktır.
23 Ağustos - 30 Ağustos 1965 tarihleri arasında bu mezarlarda hafriyat yapıldı. Sekiz gün sonunda yapının birçok kısmını örten toprak temizlendi, çıkan buluntular tasnif edildi ve daha sonra mezar binası restore edildi.
İki katlı bir plâna sahip olan mezar binasının en eski kısmı basamaklı bir platforma sahip olan mezar odasıdır. (A) (Lev.ll)
Uzun duvarlarda koyu, büyük kireç taşı blokları ve kapının monolitik kapı çerçeveleri ve işlenmiş silmeleri görülen, kısmen tahrib olmuş tek blok halindeki lento taşı zamanımıza gelmiştir.
Bu odanın tonozunda taşlar ufkî olarak yerleştirilmiştir. İçeride üç arkosolium'a ait izler vardır. Bu orijinal mezar odasının batısına dar va tonozlu bir oda eklenmiştir (B). Bu odanın güney ve doğu duvarları mezar odası (A) da olduğundan farklı bir durum, farklı bir teknik göstarir. B odası 130 m. genişliğindedir.

Arka (güney) duvara dayalı olarak inşa edilen arkosolium'un üzeri platformdur.
Bu mezarın üçüncü yapı devri, merdivenle çıkılan bir üst tabandır.
Ayrıca bu devirde B odasının batı duvarına ikinci katı desteklemek üzere üçüncü devirde çok kalın duvar eklenmiştir. Kompleksin etrafı yüksek duvarlarla çevrilmiş olup kuzeye denk büyük bir avlu odaların önünde yer almaktadır ve mozaikli odanın (B) batısında çok dar bir koridora sahiptir.
Komplekse erken mezar odasının (A) kuzeyinde, doğu duvarı üstündeki kemerli bir kapı ile girilir (E).
Mezar kompleksini ana hatları ile kısa bir şekilde inceledikten sonra burada yapılan araştıranlar ve neticelerine geçmek yerinde olur.

23 Ağustos 1965 de mezarda çalışmaya başladık. A va B odaları önünde taban seviyesine inerek odalara girişin ne şekilde olduğunu araştırmakla işe koyulduk. Odaların önünden alınan toprağın nereye atılacağı başlı başına bir problemdi. Teknik imkanların ve adamların azlığı işi bir kat daha zorlaştırıyordu.
Toprağı doğudaki (E) kapısından dışarı atamazdık. Zaten bu kapının önü toprakla doluydu.
O halde çıkan toprağı önce (C) avlusunun ortasına, sonrada oradan alıp kuzey duvarı dışına atacaktık. Amelenin azlığı toprağın doğrudan doğruya kuzey duvarı dışına atılmasına engel oluyordu.
A odası önünde AveB arasındaki duvara ait taş blok yan dönmüş olarak durmaktaydı. B odasının girişinin batı iç yan bloku da duvardan kurtulmuş ve öne doğru meyletmişti.
Her iki oda önünde toprak kazılmaya başlandı. (Res.59) Aynı günün sonunda toprak temizlendiğinde odaların önünde uzanan ince uzun bir platform ve iki basamak meydana çıkarıldı. (Res. 60) (Lev. 12)
Kazı esnasında kahverengi kiremit parçaları, çiviler, ölüye ait bir kol kemiği, cam parçaları ve bakır çengel bulundu.

Avlunun kuzey doğu köşesinde ikinci kata çıkan merdiven ve altındaki kemerli merdiven altı boşluğu önünde (D) ikinci gün çalışmalarına başladık.
(D) mekanı önünde yapılan kazı neticesinde (F) plâtformuna ait ilk izleri bulduk. Bir ay sonra ise merdivenin başlangıç noktasına isabet eden (H) plâtformu meydana çıkarıldı. (Res. 61, 62) (Lev.12)

Aynı gün avluya ait (C) kuzey doğu duvar parçası üzerindeki topraklar da temizlenmeye başlandı ve duvarın kesintiye uğramadan ilerlediği tesbit edilince, avluya giriş kapısının kuzey duvarının tam ortalarına isabet ettiği daha kesin olarak anlaşıldı.
Üçüncü gün (D) önünde araştırmalara devam edildi ve (F) duvarının batıya doğru ilerlediği görüldü. (Res.63) Bu araştırmalar esnasında bol miktarda çivi ve keramik parçaları bu¬lundu.
Dördüncü gün (F) duvarı üzerinde araştırmalara devam edildi. Duvar doğu-batı istikametinde ilerledikten sonra tam (B) odası hizasında güneye doğru 90o 1ik bir dönüş yaptı. Bu arada bol miktarda yeşil ve beyaz cam parçaları, çiviler, kaba keramik parçaları ve küçük mermer bir parça bulundu. Bu, el bü¬yüklüğünde sırt sırta vermiş iki spiral motifinden meydana gelmiş bir fragmandı.
Beşinci gün (F) duvarı (B) odası önüne kadar gelip, tabanda evvelce bulduğumuz tabii kayada nihayetlendi. (Lev.12)

(F) duvarı (L) şeklinde bir yol halinde o mekânın önünden (B) odası önüne kadar gitmektedir. Bu (B) şeklindeki yol taban seviyesinden 0.25 m. yüksekliktedir.
Burada da en çok çivi, kandil parçaları.yanmış birkaç keramik parçası ve yine yanmış kulplu ve emzikli bir kaba ait fragman bulundu.
Altıncı gün (E) kapısı önünde seviye indirmeye başladık. Kapının güney duvarı (A) odası önünde uzanan plâtform ile aynı aks üzerinde; plâtformun bitimiyle beraber kapı yer alıyor.
Burada da boyalı ve kaba keramik parçaları bulundu. (Res. 64)
Yedinci gün bir yandan restore için gerekli malzeme taşınırken, bir yandan da avlunun ortasına yığılan toprak kuzey duvarı dışına atıldı. (Res. 65)
Müteakip günlerde ikinci katla ilgili çalışmalar devam ederken restorasyon da başladı.
İlk önce ikinci kata çıkan merdiven yapıldı. Batı-doğu istikamentinde dört basamak çıktıktan sonra kare bir plâtfor¬ma, sonra kuzey-güney istikametinde dokuz basamakla ikinci kat¬taki ince uzun plâtforma ulaşılmakladır. (Res. 66)
İstanbul’dan gelerek çalışmalarımıza katılan restorasyon Ustamız Halil bey, A II 14 Mezar yapısında başarılı bir çalışma gerçekleştirdi. İkinci kata,bahce yada avludan çıkan merdiven ve üst sahanlık bölümü onarıldı. MEZAR ODASININ çevresi ele alındı.
A. IV 14 kompleks planlı anıtsal mezarın bir kısmı olup baldakin mauso-leum tipine bir örnektir. Mausoleum, mezar odasını ihtiva eden yüksek bir kaide ve dört azametli kemer üzerinde kubbe şeklinde bir örtüden ibarettir. Çatı haraptır; koni yada piramit şeklinde olabilirdi. Kubbenin altında dik dörtgen kaide üzerinde bir çeşti anıt bulunmuş olmalı. B. IV 3 mezarımn bununla ilgisi vardır. İki tonozlu koridordan meydana gelmiş bir çeşit bodrum üzerinde yüksek bir yapı vardır, üç duvara büyük kemerli pencereler açılmış, dördüncüsü ise penceresizdir. A. IV 14’ ten en önemli farkı beşik tonozlu olan çatısıdır.
Baldakin tipindeki mausoleumlara özellikle Suriye'de rastlanır. Coğrafî bakım¬dan Anemurium'a en yakın olanı Kelenderis (Gilindere)' deki mausoleum olup Anemurium'un 50 Km. kadar doğusunda, sahildedir ve hiç de gereğince incelenmemiş¬tir. Burada piramid şeklindeki çatı zamanımıza kadar gelmiştir. Elips şeklinde kub¬beli ve kesik koni çatılı olan bir örnek de Elaeusa Sebaste'de vardır.
Özellikle önem taşıyan dört mezar vardır ki, bunların mezar odaları tromplar üzerine oturan kubbelerle örtülmüştür. Bunların en iyi korunageleni B. I 32’ dir (Res. 3). Çatılarının önemli bir kısmını kaybetmiş olan diğer üçü, A bölümün¬dedir: III 18, VIII 18, ve VIII 24. Sadece üç tanesinde hakikî tromp bulunur; VIII 18. de, diagonal konmuş taş levhalar tromp işini görmüştür. Bu mezarların dördü de mezarlığın daha geç devrine aittir; fakat öyle olmakla beraber Roma mimarîsinde tromplar üzerindeki kubbelerin nispeten erken örneklerini verirler.
EKSEDRALAR

Eksedraya numara yazıyorum

A II 2 numarala büyük eksedra nekropolün kuzey-güney yönünde uzanan 2. mezar sırası üzerinde bulunmaktadır.
Cephesi doğuya yani deniz tarafına bakan yapının arka yünü tepeye yani batıya dönüktür.
Taş ve harç malzemesiyle inşa edilmiş olan eksedranın dış ve iç yüzünde yer yer sarı sıva izleri görülmektedir.
Eksedranın doğusunda bütün yüzünü boydan boya kat eden ve güney-kuzey istikametinde uzanan çok geniş ve yükseklikleri az olan basamaklara sahip bir merdiven eksedranın kuzey doğu köşesinden batıya doğru dönüş yapmakta ve eksedranın kuzey yan yüzündeki üzeri kemerli dikdörtgen kapının önüne ulaşmaktadır.
Eksedranın iç tarafında zemin üzerinde yer yer beyaz mozaikler görülmektedir. Fakat zemin oldukça tabrip edilmiştir.

Zemin dikdörtgen bir plana sahip olup üzeri içtan yarım kubbe ile örtülüdür.
Çok geniş bir apsis görünümüne sahip olan eksedranın doğuya bakan iki yan duvarı üzerinde, yüksekte birer konsol görülmektedir. Konsolların dış yüzleri yuvarlatılmış.
Eksedranın batı duvarı üzerinde büyük bir oyuk açılmıştır. Bu oyuğun üst kısmında evvelce burada üzeri kemerli bir niş veya pencere olduğunu gösteren bir kısım vardır.
Bu oyuğun sol tarafında oldukça yukarıda ve bu pencere veya nişle aynı hizada yapılmış üzeri kemerli küçük bir niş vardır.
Eksedranın üst örtüsü dışarıdan bakıldığımda kuzey-güney yönünde uzanan bir tonozdur. Yapı zamanımıza oldukça iyi bir durumda gelmiştir.
(2) A II 8 numaralı ikinci eksedra aynı sıra üzerinde olup daha güneyde yer almıştır.
Cephesi doğuya bakan eksedranın arka yüzü batıya bakmakta ve kuzey batı yanındaki bir kapı ile içeriye girilmektedir.
Dikdörtgen planlı zemin oldukça harap durumdadır. Güney batı köşede zeminden başlayarak yükselen 1.90 m. yüksekliğinde, 1.05 m. eninde ve 1.80 m. derinliğinde bir niş vardır. Nişin üst kısmında yuvarlak bitimine geçmeden derin bir oyuk şerit bütün nişi kat etmektedir. Kuzey duvarı üzerinde 12 cm. derinlik ve 135 cm. genişliğinde, 1.90 yüksekliğinde kör bir kemer vardır.
Kapı dikdörtgendir. Kapının iç tarafında duvar oyularak bir derinlik sağlanmak istenmiş ve bu kapının güney üst ucundan başlayan kavisli bir hat eksedranın kuzey duvarında son bulmuştur.
Her iki yapı, Nekropol’de yapılan tüm ÖLÜM ritüellerinde işlevlik görmüşler, ölülerini ziyarete gelen halk için de dua ve adak merkezi olarak kullanılmışlardır.

Edikula
'Edikula gibi' yahut da 'eksedra tipi' denen benzer tipteki mezarlar başka yerlerde de bulunuyorsa da, bu iki Anemurium yapısının yakın analojisini bulamadım. Elausa Sebaste'de A. Machatschek tarafından 'Aedicula-âhnliche Grabhâuser' denen bazı mezarlar bunlarla karşılaştırılabilirler, fakat onların görünüşü kübiktir; Anemu-rium'daki gibi yüksek değillerdir ve muhakkak ki, içlerinde lahit bulunuyordu. Bun¬larla Elaeusa'da karşılaştırılabilecek bir başka mezar ise yarım daire plânlıdır ve yarım kubbe dışardan görülüyormuş. İtalya'da, örneğin Pompeii'de, 'eksedra' tipindeki mezarlar38 Anemurium'daki örneklerden daha da farklıdır.
NEKROPOLDE TAMAMINI NUMARALADIĞIMIZ MEZARLARLA İLGİLİ TESPİT ÇALIŞMASINA ÖRNEK
32 . (31 in düzeyinde, hemen hemen büyük vadinin kenarında). Nişli bir ön oda, kuzeyden giriliyor, ön odanın batı duvarındaki bir kapı büyük bir nişli hole ve güney duvarındaki küçük bir kapı da üç arkosollü bir mezar odasına götürüyor; arkosoller şimdi harap. Bütün tonozlar kıyı ve tepe çizgilerine paralel. Holde iki nişte çok soluk fresk kalıntıları görülüyor. İkinci bir kat varmış, şimdi hemen hemen tümüyle harap.
33 . (32 nin biraz altında, yine vadinin kenarında) Kıyı ve tepelerle dik açı mey¬dana getiren yarı harap bir mezar, nişli bir ön oda ile üç arkosollü bir mezar odasın¬dan meydana gelmiş.
Sıra VIII
(Vadiden başlar çeşitli düzeyleri içine alır).
1 . Nişli ön oda ve iki arkosollü mezar odası, tonozlar kıyı ve tepe çizgilerine para¬lel, ön odamn girişi batı yanda.
2 . (Bayırın biraz daha yukarısında) (Res. 1). Üç arkosollü bir mezar odası, ve kı¬yı tepe çizgilerine paralel, batısına bitişik bir hol. Holün kuzey duvarında dışarı doğru çıkıntı yapan, az derin, küçük bir apsisi ve altı kemerli nişi var; bunlardan ikisi güney duvarda, dördü doğu duvarda; bir yedinci niş daha küçük olup kuzey duvarda, apsisin batısındadır. Güney duvarda, tepede küçük kare bir menfez vardır. Holün güney ucun¬da küçük bir tonoz bulunmaktadır, amacının ne olduğu karanlıktır. Mezar odasının girişi kuzeyde, holünkü kuzey-doğu köşededir. Mezar odasının kuzeyinde bir ön oda olduğu görülmektedir. Çatıların ikisi de haraptır.
3 . (2 nin yukarısında, vadinin kenarında). Kıyı ve tepe çizgilerine paralel, nişli ve pencereli, girişi batı duvarda olan bir ön oda, kuzeyinde, kuzey duvarında bir arko-solü olan bir mezar odası ve genellikle rastlanan tipte üç arkosollü bir mezar odası da güneyinde. Bunun tonozunun önemli bir bölümü haraptır, ön oda ile kuzey mezar odasını ayıran duvar da yine haraptır.
4. (3 ün düzeyi) Kıyı ve tepe çizgileri ile dik açı meydana getiren iki yarı harap mezar, ikisi de genellikle rastlanan tipte birer ön oda ile üç arkosollü birer mezar oda¬sından meydana gelmiş.
5. (1 in düzeyi) Tip 1 den tek mezar odası, üç arkosollü, kıyı ve tepe çizgilerine paralel. Sonradan yan duvarlar yükseltilmiş böylece tonoz gözden gizlenmiştir. Bu me¬zarın çevresinde ne olduğu seçilemiyen harabeler yardır.
6. (1 in düzeyi) Çok harap bir mezar, kıyı ve tepe çizgilerine paralel, doğudan girilen büyük nişli bir ön oda ile bir mezar odasından meydana gelmiş. Bu mezarın batısında belirtilemiyen harabeler.
7. (6 nin üstü, 3 ün düzeyi) A) Bir ön oda ile bir mezar odasından meydana gel¬miş çok harap küçük bir mezar. B) Tip 1 den bir mezar odası, tonoz harap, giriş kuzey yanda.
ANEMURİUM
B NEKROPOLÜ

Bu nekropol sınırlarının genişliği ve ihtiva ettiği mezarların değişik tip ve durumda olması bakımından konumuzda önemli bir yer işgal etmektedir.
Şehrin tüm nekropolü batı-doğu istikametinde derin bir vadi ile ikiye bölünmekte ve bu vadinin kuzey tarafı (B )nekropolünün başlangıç noktasını teşkil etmektedir (Lev. 1). Bu vadi kayalar ve dikenli bitkilerle kaplı olup pek az geçit vererek nekropolü boydan boya kat etmektedir. (Res.78)
Resim 78 de bu vadi ve vadinin sol tarafında (A) nekropolünün son mezarları görülmektedir.
(B) nekropolünün kuzey sınırı ise kesin bir hatla ayrıl¬mış değildir. Sınır olarak mezarların son bulduğu dikey sını¬rı kabul etmek yerinde olur (Res. 79).

Nekropolde mezarların yerleşme tarzları (A) nekropolünde olduğundan çok farklıdır.
Mezarlar sıkışık olarak değil, gayet serbest bir şekilde aralıklı olarak inşa edilmişlerdir.
Burada birbirine paralel 6 yatay sıra tesbit edilmiştir ve herbir sıraya ait mezarlar muntazam olarak yapılmış güney - kuzey istikametindeki ana yollar üzerinde bulunmaktadır. Bu yollar küçük taşlarla yapılmış olup, zamanımıza kadar çok iyi korunagelmiş kısımlar hâlâ izlenebilmektedir.
Bu yatay mezar kademeleri arasında yollar doğu tarafla¬rı örülmüş duvarlar halinde düz uzanmaktadırlar (Res. 80).
Mezarlar yer yer gruplaşma göstermektedirler.
Birkaç sırada birden birbirlerinden uzak olarak inşa edilen mezarlar haliyle gruplar meydana getirmektedirler (Res. 81).

(B) nekropolünde tepenin eğiminin az oluşu ve mezarların girift olarak inşa edilmeleri neticesi en üst sıralara dahi kolaylıkla çıkabilmeyi mümkün kılmıştır (Res. 82).
(B) nekropolündeki mezarlar zamanımıza diğerlerinden çok daha iyi vaziyette gelebilmişlerdir. Mezarların daha büyük ölçülerde yapılmış olmaları, duvarların daha kalın oluşu, biri yıkıldığı zaman diğeri de hasar görebilecek şekilde yakın olmayışları, daha geç devre ait oluşları bunu sağlayan sebepler olarak kabul edilir.
Hattâ içlerinden çok sağlam olan bir ikisi köylüler tarafından ev olarak kullanılmaktadır. Bunların etraflarında taşlardan yapılmış bahçe duvarları dahi mevcuttur (Res. 83).
Mezar yapılarının yarıdan fazlası yüksek duvarlarla çev¬rili avlulara sahiptirler. Bu avlu duvarları küçük taşlardan inşa edilmiş, araları harçla doldurulmuş ve dış yüzleri beyaz sıva ile sıvanmıştır (Res. 84).
Mezarların hemen hepsi arka yüzleri tepeye dönük olarak inşa edilmişlerdir. Üstleri kuzey-güney yönünde uzanan beşik tonozlarla örtülüdür (Res. 84).
Mezarların cepheleri ise denize yani doğuya bakmaktadır. (Res. 85).
Nekropolün kuzey sınırına yaklaştıkça cepheleri çeşitli yönlere bakacak şekilde inşa edilmiş mezarların sayısı artmaktadır, tek istikamate, tekliğe bağlılık fikrinin zayıfla¬dığı anlaşılmaktadır.
Mezarların ekserisi iki katlı olarak inşa edilmiş komp¬lekslerdir. Her iki katta da mekânların tavanlarının oldukça yüksek oluşu dikkati çeker (Res 86),
Ön odalarda ve bilhassa mezar odasının kapısı etrafında çok sayıda nişler karakteristiktir.
Nişlerin içinde ve antreye ait duvarlarda bitkisel ve geometrik desenli freskolar görülmektedir. Bazı örneklerde zeminde zengin desenli mozaik panolar, duvarlarda stukko süsler mevcuttur. Arkosoliumların yerden yüksekliklerinin çok fazla oluşu, bazen insan boyunu aşacak şekilde yapılmış olmaları da dikkati çeker.
Mezarların ekserisinin cepheleri harap vaziyettedir. Bilhassa esas mezar odasına ait kapılar yıkılmış, tahrib edilmiştir.
Birçoğunun tonozları çökmüştür. Birçoğunun da zeminleri bozuktur (Res.87).
Sağlam olarak zammımıza gelmiş olanların hemen hepsinin ağıl olarak kullanılmaları zeminleri çökertmekte, yakılan ateşe ait isler duvarları boyamaktadır.
Avluların mevcudiyeti hayvanların dağılmamaları, muhafazaları için iyi birer çaredir.
Bu nekropole ait taşların nekropolün bitiminden itibaren inşa edilmiş olan köy evlerinin yapısında kullanıldığı açıkça görülmektedir.
(B) nekropolünde 150 den fazla mezar mevcuttur. Bunların pek azı tek odalı basit mezar tipindedirler.
Mezarların numaralama işine burada pek ehemmiyet veril¬medi. Romen rakamı ile numaralanan 4 sırada sadece 34 mezara numara verildi. Ben bu 150 mezarın içinde mimarı bakımın¬dan karakteristik olanları, dekore edilmiş olan örnekleri da¬ha detaylı olarak inceledim.
(B) nekropolüne ait B I 16 numaralı mezarın grup halinde yapılan çalışmaları haricinde bütün krokileri elimden geldiği kadar aslına uygun olarak çizmeye çalıştım.
Çalışmaların yetersiz olan yönleri için kusurlarımın affını rica ederim.
(B) nekropolünde mezar yapılarını dört grupta inceleyeceğiz :
a. I. Grup - Tek odalı basit tip mezar yapıları.
b. II. Grup - Ön oda ve mezar odasından ibaret bir plana sahip mezarlar.
c. III. Grup - Mezar kompleksleri ki bunlar tek veya iki katlı yapılar olup avlulu veya
avlusuz da olabilirler.
d. IV. Grup - Bodrum katana sahip olan mezar yapıları.
ANEMURİUM
A VE B NEKROPOLLERİNDE DEKORASYON
A Nekropolünde Dekorasyon
I. Fresko Süsleme

A nekropolü mezarları, bilhassa fresko süsleme bakımından zengin çeşitler verirler.
Fresko doğrudan doğruya bir süsleme vasitasıdır. İnsanlar asırlar boyunca freskonun dekoratif faydasından azami istifadeyi sağlama yoluna gişmişlerdir.
Anemurium A nekropolünde I. grup mezarlarda fresko süsleme hiçbir şekilde görülmemiştir.
II. grup mezarlarda fresko yer yer görülmekte, çok büyük konular, panolar halinde olmasa bile yine de parlak renkler ile bazı motifler mezarları süslemişlerdir.

Bu freskolar sarı, yeşil, kırmızı, mavi, lâcivert, pembe renk¬lerle yapılmış olup bilhassa boyaların parlaklığı ve canlılığı, üzerinden asırlar geçmesine rağmen muhafaza edilmiştir.
Korunagelen motifler geometrik desenler, geometrik sisteme göre yerleştirilmiş hayvan, ve bitki motifleri, ağaçlı manza¬ralar, küçük çocuk motifleri, çeşitli tiplerde serpili çiçekler, yaprak motifleri, asma dalı, nişlerde ve duvarlarda çok rastlanılan bir figür olan tavuskuşu (cepheden veya profilden), insan figürleri ve insan yüzleridir.
III. grup mezarlar fresko bakımından en zengin mezarlardır.
Freskolar mezar binasının ön oda duvarlarında, nişler içinde ve tonozlar üzerinde yer alırlar.
Geç devir mezarlarında boyalı dekorasyon bazı ip uçları vermektedir. Bu mezarları freskoları vasıtasiyle tarihlemaye çalışmak Anadolu’ da bu türlü karşılaştırma malzemesinin eksikli¬ği dolayisiyle zordur.
Roma çağından korunagelmiş, ortaya çıkarılmış ve yayınlanmış freskler Sardis mezar odalarından ve Efes' deki yapılardandır.

Bundan dolayı Anamur freskolasını Roma İmparatorluğu’ nun diğer bölgelerinde bulunanlarla, özellikle İtalya'daki örneklerle karşılaştırmak gerekir.
Fakat bu da yetersiz kalacaktır. Çünkü Roma İmparatorluğu’ nda, Akdeniz havzasında bu kadar kendi karakterini saklayan mimarı ve sanat yoktur.
Küçük Asya'nın herbir bölgesi kendi özel tarihine sahiptir ve yerli üsluplar bir yerden diğerine değişik olarak gider.
Anamur' un da bulunduğu bu kıyı bölgesi tarihin bütün çağlarında arka planda kalmış ve böylece zorluklar meydana gelmiştir.
(c) A I 3 numaralı mezarın ön odasında kuzey duvarı üzerindeki niş içinde bir tavus kuşu motifi yer almaktadır. (Lev.24)Kuş cepheden tasvir edilmiştir. Elips bir vücudu, iki yana açılmış kısa ayakları vardır. Kuyruğu hafifçe sola dönük olan başın arka tarafında bir yelpaze gibi açık olarak durmaktadır.
Kırmızı yeşil ve sarı renkler kullanılmıştır. Kırmızı renkli kuyruk üzerinde fırça darbeleriyle belirtilmiş tüyler görülmektedir.
Kuşun gagası hafifçe aralanmıştır.
Çok canlı bir görünüşü vardır. Zamanımıza oldukça iyi bir vaziyette gelmiştir. (Res. 129)
(d) A III 23 numaralı mezarın ön odasında kuzey duvarı üzerinde kemere kadar ulaşan bir pano yer almaktadır. (Lev. 25)
Duvar iki yatay kırmızı renkli şeritle üç bölüme ayrılmıştır.
Birinci alt bölümde dikdörtgenlere ayrılmış bir pano görülmektedir. Yağmur suları ile tonozdan akan kireç bu kısmı oldukça tahrib etmiştir.
İkinci bölümde başlayıp, üçüncü bölümde son bulan bir tavus kuşu kuyruğu motifi görülmektedir ve diğer kısımlar tahrib olmuş durumdadır. Burada evvelce kuyruğunu havaya kaldırmış olarak yürüyen bir tavus kuşu motifi olmalıydı. Fa¬kat daha geç bir devirde bunun üstü sıvanmış ve üzerinden iki kırmızı şerit geçirilmiştir. Alt tabakanın üzerinde sıva tabakası ve sonra bu şeritler kolaylıkla görülmektedir.
Üçüncü bölümde ise kemerin bitimine yakın açılmış deliğin solunda profilden bir tavus kuşu motifi görülmektedir.
Kuşun başı bozıılmuştur. Gövdesi sağlam vaziyettedir. Kırmızı, sarı ve mavi renkler ku11anılmıştır. Mavi renkli kuy¬ruk üzerinde kırmızı renkli benekler görülmektedir.
(e) A VI 3a numaralı mezarın ön odasına ait bir niş içinde sarı zemin üzerine yeşil dalları ve kırmızı renkli üzüm taneleriyie gayet canlı bir asma dalı motifi yapılmıştır.
Freskin alt sol tarafi tahrib edilmiştir. Roma’ da Cladius Hermes' in mezarının içimdeki asmalarla yakından alâ¬kalı görünmektedir .Yine Roma’ da Santa Sebastiano katakombunun içindekilerle de benzerlik gösterir. Bu freskler de II. ve III. asırlara aittirler. ( Res. 130)
(f) A VII 17 numaralı mezarın ön odadan mezar odasına geçişi sağlayan kuzey duvar üzerindeki kare kapının sol yanında sarı zemin üzerine iri salkımlı asma dalı motifi resmedilmiştir. (Lev. 26)
Yeşil ve kırmızı renklerin kullanıldığı bu freskoda bilhassa üzüm taneleri çok canlı olarak yapılmıştır. Bu asma dalı, bir parçası gözüken boğumlu bir sütunun etrafındadır.
Asma dalının altında ise kırmızı renkli serpme çiçekler yer almaktadır.
(g) A VII 14 numaralı mezarın ön odasından mezar odasına girişi sağlayan kapısının yan tarafında sarı zemin üzerine serpiştirilmiş kırmızı renkli çiçekler yer alır (Lev.27). Çiçeklerin küçük yeşil sapları ve yapraklan vardır.
Bunların arasında biri tam, diğerinin yarısı mevcut olan iki figür vardır.
İki yanı boğumlu bir rulonun iki ucunda lâle şeklinde çiçekler ve sapları görülmektedir. Kımıızı olan çiçek başları ortasındaki boğumlu şerit yeşil renklidir.
(h) A IX 1 numaralı mezarın nişli ön odasında nişlerin üst seviyesinden itibaren bütün tonozu da kaplayacak şekilde yapılmış geometrik desenli freskolar mevcuttur. (Lev.28)
Sarı zemin üzerine kırmızı boya ile yapılmış desen¬ler, köşelerinden diagonal çizgilerle birleştirilmiş veya yan yana dizilmiş karelerden ibarettir.
Karelerin içleri değişik şekillerde doldurulmuştur. Doldurma sistemi de geometrik şekillerle yapılmıştır.
(i) A III 5 numaralı mezarın ön odasında batı ve doğu duvarları üzerinde geometrik şekiller arasında hayvan ve çeşitli eşya figürleri resmedilmiştir.
Sarı zemin üzerinde kırmızı renkli kare şekiller birer baklava şekli meydana getirmiştir.
Baklavanın köşelerinde bu kareler yer almakta, kareler ise birbirlerine iki şeritle bağlanmaktadırlar.
Baklavalardan birinin içinde boyun ve baş kısmı sağ¬lam vaziyette profilden bir keçi resmedilmiştir.
Keçinin uzun bir boynu, iri çekik,_gözleri vardır. Ağzı kapalıdır. İki kulak ve iki boynuz da resmedilmiştir. ( Lev.29 )
Diğer bir pano da aralarında kareler bulunan sekizgenlerden meydana gelmiştir.
Sekizgenlerden birinin içinde kırmızı renkli (s) bi¬çiminde iki kulplu, ince boyunlu, geniş basık gövdeli ve boğumlu kaidesi olan bir kab resmedilmiştir (Lev. 30)
(k) A IV 12 numaralı mezar duvarlarında ince bir yatay pano içinde bir desen meydana getirecek şekilde yerleştirilmiş dört eşkenar dörtgenin defalarca tekrarlanmasından ibaret bir motif yer alır.
Dörtgenler vişne çürüğü rengindedir. Bu dar panolar duvar boyunca alt alta tekrarlanmışlardır. (Lev. 31 a)
Aynı mezarın bir başka duvarında sarı zemin üzerine kırmızı renkli serpiştirilmiş çiçek motifleri yapılmıştır. (Lev.31 b)
(1) A V 2 numaralı mezarın avlu duvarında sarı renkli sıva üzerine yan yana dizilmiş daire motifleri yapılmıştır. Daire motifleri kenarları kırmızı şeritlerle sınırlandırılmış dikdörtgen bir pano içerisinde yer alırlar.
Freskonun çok az bir kısmı zamanımıza gelebilmiştir.
Aynı freskin biraz aşağısında çok güzel çizilmiş pembe renkli bir sağ kol ve sol el görülmektedir.
Elin içinde çiçek kısmı aşağı sarkan bir saplı çi¬çek vardır. Baş parmak havaya doğru kalkmıştıır. Tombul bir ço¬cuk elidir bu. (Lev.3I c)
A IV 7a da görülen ele üslub ve şekil bakımından çok benzemektedir.
(m) A nekropolünde bütün ön oda kısmı yıkılmış ve yalnızca mezar odası ile mezara girilen kapının sağ ve solunda bir de üstündeki üç nişin zamanımıza gelebildiği bir örnekte nişler içerisinde sarı zemin üzerine kırmızı ile yapılmış çiçek motifleri ve yeşil saplarını görmekteyiz. (Res.131)
(n) A II 8 numaralı eksedranın güney duvarı üzerindeki nişin üst seviyesinden başlayan fresko oldukça sağlam bir du¬rumda güney duvarda duruyor.
Dört yatay şeritle beş bölüme ayrılan panoda birin¬ci şeridin altına rastlayan kısım düz yeşil boya ile renklen¬dirilmiştir.
İkinci bölüm sarı renkli bir şerit halindedir. (c)
Üçüncü bölüm kırmızı renklidir. Dördüncü bölüm yine sarı renklidir ve üzerinde yeşil saplı kırmızı başlı bir çi¬çek görülür.
Beşinci bölüm yine kırmızıdır. Bu kırmızı bölümün üst kısmında yan yana karelerden dana motifine benzeyen bir motif meydana gelmiştir. Levhada (a) ile gösterilen kare¬ler kırmızı, (b) İle gösterilenler ise yeşil renklidirler. Burada geometrik motiflerden ibaret bir pano meydana getirilmiştir. (Lev. 32)
Eksedranın kuzey yan duvarı üzerinde ise birbirle¬rine dik olarak yerleştirilmiş bir takım şeritler, üçgenler ve bunların aralarında meydana gelen boşluklarda da hayvan figürleri görülür.
Lâcivert renkli iki yatay şerit arasında yer alan bu çok renkli geometrik desenlerin sol tarafında profilden ve vücudunun yarısı gösterilmiş bir kuş resmi görülmektedir.
Levha 32 de (a) ile gösterilen kısımlar kırmızı, (b) ile gösterilen kısımlar yeşil, (c) ile gösterilen kısım¬lar sarı, (d) ile gösterilen kısımlar ise lâcivert renklidirler. ( Lev. 33)
( 2 ) MOZAİK SÜSLEME :
Mozaik de doğrudan doğruya bir süsleme vasıtasıdır. Mozaik tekniğinin ilkel misallerde çok basit örnekler verdiğini görmekteyiz.
Bunlar doğrudan doğruya bir takım renkli veya düz taşların düzensiz olarak birleştirilmeleriyle meydana getirilmişlerdir.
Mozaiğin geniş çapta, ileri bir teknik ve sanat anlayışı ile kullanılışı ise Roma devri sanatı ile başlar. Roma sanatında ilk mozaikler tezyini iken sonraları figürlü olanları da yapılmıştır. M.Ö. II. asırdan itibaren, Pompei başta olmak üzere birçok yerlerde çok ince bir teknikle yapılmış mozaikler görülür.
Hadrianus zamanına kadar mozaik döşemeler çok yaygın bir moda halindeydi.
Roma sanatında mozaik, döşemelerde taştan yapılmış bir halı gibi kullanılmış, duvarlar ise freskolar ile süslenmiştir.
Mozaik döşemelerin yapılmasında fresko duvar süsleri dikkate alınmıştır.
Geç Roma ve erken Bizans devrinde mozaik döşemeler çok sevilen bir süsleme şekliydi.
Geç Roma devrine ait mozaik döşemeler imparatorluğun sınırlan içine giren bütün bölgelerde görülür.
İlk çağda Romalıların geliştirdiği mozaîk, Orta Çağ boyunca, Roma İmparatorluğu’ nun mirasçısı olan Bizans’ da II. altın devrini yaşamıştır.
II. asır mozaiklerinde çerçeve dardır. Sahayı resimli tablo doldurur. III. asır başında ise çerçeve, resimli sahanın aleyhine genişlemeye başlar. Nihayet III. asrın sonlarında geometrik bordür figürlerin arasına girer.
Sanatkarlar II. asrın son yarısı ile III. asrın ilk yarısında duvar resimlerinin mozaik kopyalarını mükkemmel bir şekilde zemine işlemişlerdir.
Figürlerde renk, ışık ve denge gayet ustalıklı olarak hallediliyordu.
Anamur nekropolünde mezarlarda zeminde, duvarlarda, tonoz üzerinde, tonozların dış yüzlerinde, arkosoliumların üzerinde mozaik süsleme zamanımıza kadar gelmiştir.
Anemurium A nekropol mozaikleri çok renkli değillerdir ve oldukça büyük mozaik küplerinden meydana gelmişlerdir.
Mozaik süslemeye mezarların zeminlerinde, arkololium’ ların üzerlerinde, duvarlarda ve pek az misalde düz renkli taşlardan bir örtü şeklinde tonoz veya kubbe dışında rastlanılmaktadır.
Mozikli mezarlar diğer mezarlardan daha fazla tahrib edildiğinden pek az örnek tam olarak tespit edilebilmiştir.
Mozaikler çok itinalı işçilik göstermezler. Fazla renk de kullanılmamıştır. Açık renkler tercih edilmiştir. Mozaik küpleri taş veya camdandır. Cam küpler daha ufaktırlar.
Zeminde kullanılan taş küpler çok büyüktürler.
Birkaç örnek vererek mozaik sanatını daha yakından inceleyeceğiz :
(a) A II 14 numaralı kompleks mezarın plânda (B) ile gösterilen ve içinde küçük bir arkosolium ihtiva eden mezar odasının doğu-batı aksı üzerindeki tonozun iç yüzünde görülen mozaikler oldukça ilgi çekicidirler.
Arkosolium’ un arka duvarında, tonoz va fasadındaki beyaz mozaik küpleri iyi bir şekilde zamanımıza gelmişlerdir.
Tonozda açık mavi şeritlerle sınırlandırılmış bir pano içlsda yan yana iki madalyon yer almaktadır. Madalyonların dış taraflarında altta ve üstte üçer tane olmak üzere altı çiçek figürü yer almaktadır.
Batıdaki madalyonun içinde uzun saçlı bir kadın portresi yer almaktadır. (Res.132) (Lev. 34) Kadının dolgun yanakları, basık bir burnu, çekik gözleri ve yay şeklinde kaşları vardır. Saçları ortadan aynlmış olup yüzün iki yanını çevrelemektedir.
Doğudaki madalyonun içindeki kadın ise uzun yüzlü. etli dudaklı, uzun burunludur.
Gözler iridir, bakışlar sol tarafa çevrilmiştir.
Saçlar dalgalıdır. Başın iki yanını çevreler.
Batıda yan duvarın başlangıcında çıplak bir kadın figürü vardır. Kadın yüzüne ait detay görülememektedir, fakat yüz hatları ovaldir.
Uzun saçlar ve başın üzerindeki tül veya kumaş sol omuzdan aşağı sarkmaktadır.
Baş hafifçe sağ yana eğiktir. Sağ kol dirsekten bükülü vaziyettedir. Sağ el tahrib olmuştur, fakat elin havaya doğru kaltığı kolun şeklinden anlaşılır.
Sol kolun az bir kısmı mevcuttur. Çıplak göğüsler ve belin üzerinde hiçbir şey yoktur.
Boynun altında uçları arkada olan bir atkının atılmış olduğu görülmektedir.
Doğu duvarında da bir kadına ait baş ve omuzlar görül¬mektedir. Fakat bu figür çok haraptır. Bunun da diğerleri gibi çıplak bir figür olması mümkündür.
Bu çıplak kadın figürü Anamur’ da bulunan bütün mezar dekorasyonları içindeki tek gerçek "pagan" konulu örnektir.
(b) A IV numaralı mezar binasının ön oda zemininde de geometrik desenli mozaik fragmanlar bulunmaktadır.
Desenler siyah ve beyaz renkli mozaik taşlardan meyda¬na getirilmiştir. 1 dm2 de 42 adet mozaik taşı bulunmaktadır.
Zeminin etrafını çeviren bir bordür sağlam vaziyettedir. Burada en dışta orta kalınlıkta siyah taşlardan yapılmış bir şerit vardır.
Bu ince şeritle önündeki kalın siyah şerit arasında kalan boşluk beyaz renkli mozaiklerle doldurulmuştur.
Kalın şeritle önündeki ince siyah şeridin arası be¬yaz mozaikle doldurulmuş olup içinde yan yana, birbirlerinden çok az ayrık ufak (+) desenleri vardır. Beyaz zemin üzerinde bu siyah süsler çok güzel durmaktadır. (Lev. 35a)
b. B NEKROPOLÜNDE DEKORASYON
(1) FRESKO SÜSLEME
B nekropolü mezarlarında fresko süslemeye çok fazla rastlanılmaz.
Mevcut freskolar ise teknik, üslup ve konu bakımından A nekropolündekilerden çok daha farklıdır, çok daha gelişmiş bir teknik gösterirler.
Freskolar umumiyetle nişli ön odalarda, duvarlarda ve nişlerin içinde A nekropo1ünden farklı olarak mezar odasının içinde yer alırlar.
Konular geometrik, bitkisel ve mitolojiktir. Ayrıca nişler içinde ve duvarlarda tavus kuşu motifine sık sık rastla¬nır.
Mezar odalarının duvarlarında umumiyetle renkli şeritler ve serpme çiçekler yer alır.
Freskolarda kullanılan renkler oldukça çeşitlidir. Kırmızı, sarı, yeşil, lâcivert renkler çok canlı ve parlaktırlar.
B I 16 MEZAR YAPISI FRESKOLARI

B I 16 numaralı mezar yapısı freskoları bakımından ayrı bir değer taşır.
Mezar binası III. grup mezarlarındandır. Fena hâlde tahrib edilmiş bekleme odasının kuzey duvarındaki kemerli ufak kısım gayet zengin freskolar ihtiva eder. (Lev. 36)
Bu kemerli ufak girintinin kuzey duvarı üzerinde, boy¬dan boya bir pano bulunmaktadır. Esas konu alt alta sıralanmış üç yatay bölüm içinde yer alır.
En altta bu yatay bölmelerin altında kalan kısımda güle benzer kırmızı serpme çiçekler bulunmaktadır. Panoda bütünüyle mevsimler tasvir edilmişlerdir. En yukarıda kemere ya¬kın kısımda yan yana iki madalyon ve iki kare mevcuttur. Bunlar bir kireç tabakasıyla yer yer örtülmüşlerdir.
Bunların altında en solda bir madalyon, ortada bir ka¬re ve sağda yarısı mevcut bir madalyon görülmektedir. Bu madalyonun yanında da en sağda bir kare olması kuvvetle muhtemeldir, fakat bu kısım kireç tabakasıyla örtülüdür. Böylece kalan kısımlardan anlaşılacağı gibi her mevsim iki kere takdim edilmiştir.
Bir kere madalyonlar içinde büst halinde, bir kere de kare çerçeve içinde elinde atribüsü olan kanatlı figürler şeklinde gösterilmişlerdir.
En üstteki merkezi madalyonda muhtemelen yer yüzünün tasviri vardı.
Tamamen sağlam vaziyette olan batı madalyonu içinde sakallı bir portre halinde kış tasviri yer almaktadır. (Res. 133)

Portrenin solunda gözler hizasında yazılı bir kitabe mevcuttur. Wilhelm ve Heberday de bu ferski görmüşlerdir, fakat yanındaki yazıyı görememişlerdir. (21)
Ağır bir kireç tabakası yazının olduğu yeri kısmen örtüyordu. Bu sebeple bu kısa kitabe rahatça görülemiyordu. Fakat kitabenin üzeri ıslak bir sünger ile ıslatıldığı zaman harfler gayet net olarak görülebilir hale gelmektedir. Kitabede bu portrenin kış tasviri olduğu belirtilmektedir.
Büst, sakallı bir ihtiyara aittir. Üzerinde mavi ve yeşil renkli tünika olduğu omuz kısımlarından anlaşılmaktadır.

Uzun sakallar lüle şeklinde dört bukle ile belirtilmiştir. Alnı kısmen örten saçlar şakakları da örter ve sakal ile birleşir.
Alın dardır, kavisli gür kaşlar görülmektedir. Saçlar, sakal ve kaş kızıla çalan kahve rengidirler.
Gözler keskin nazarlarla seyirciye bakmaktadır. Bir burun, onun altında kırmızı renkli küçük ağız bulunmaktadır.
Baş Berlin'deki Septimius portresine çok benzemektedir. (22), (23)
Analojilere dayanılarak, burada bir KIŞ sembolü ile karşı karşıya olduğumuzu söyleyebiliriz.
Kış tasvirinin sakallı bir adam olarak tasvirine sık sık rastlanılmaz.

(21) Wilhelm ve Heberday’ in bu mezardaki kısa tariflerinden " V. Schultze, Altschristliche Stade und Landschaften II, Kleinasien, Gütersloh 1926, s. 258 ’’ bahseder.
Schultze sakalı va uzun saçı sebebiyle İsa'yı kış olarak kabul eder. Bunları V. asır sonundan daha önceki bir tarihe koymamıştır.
Bu hususu da " W. Elliger, Zur Enststehung und frühen Entwicklung der altschristlichen Bildkunst, Leipzig, 1934. s. 177 " ele almıştır.
(22) F. Goethert, Neue Beitrage zur klassichen Alterums- wissenschaft, Stuttgart 1954, s. 8l.
( 23 ) La Chebba’ daki mozaikten Hanfmann bahsetmektedir. Hanfrcann, The Season Sarcophagus at Dumbarton Oaks, I, s. 223, II, 118, 445
Küçük oda (3) her ne kadar ilkin sadece merdivenin taşıyıcısı olmuşsa da bir za¬man arkosol yahut da kült nişi olarak hizmet etmiştir, çünkü bütün duvarlar ve tonoz freskle bezelidir. Tonozda genellikle rastlanan şekilde serpme kırmızı çiçekler ve aralarında figürler ve başka şeyler vardır. Batı köşede başsız uzun elbiseli ve küçük ayaklı figür hâlâ görülebiliyor, sağında bu uzun elbiseli figürden daha büyük ölçüde bir adam bacağı ve bunun üzerinde, yarım tonozun güney kenarı yanında uzun kıvırcık saçlı bir kadın başı görülmekte. Tonozun doğu kenarına doğru oldukça küçük ölçüde bir kline-nin arka ayağı ve baş yeri vardır.
Tonozun altında kuzey ve doğu duvarda, tonozdan bir çiçekli yaprak (renzo) mo¬tifi ile ayrılmış, figürlü bir filiz vardır: üçü kuzey duvarda ve biri de kısa doğu duvarda. Doğu duvardaki hemen hemen tümüyle haraptır, fakat diğer üçünde önemli kalıntı vardır. Ortada başı ile beraber üst kısmı tümüyle dökülmüş olan bir adam figürü var¬dır. Bacaklarının biçiminden hafif sağa dönük olduğu anlaşılır; dağınık kıvırcık saçlı bir kadın figürü örtülü olan ellerinde, belki içinde meyva olan, bir kâse yada az derin sepet tutarak sağdan yaklaşmaktadır. Adamın solunda aşağı yukarı dizlerine kadar inen kısa bir tunik ve belki dar pantalon giymiş diğer bir adam figürü görülür. Saçları kıvırcık bukleler halinde omuzlarına düşmüştür. Sağa doğru yürümekte, ortadaki adamdan uzaklaşmaktadır, o da ellerinde (belki örtülü) bir kâse yada sepet taşımak¬tadır. Panonun üst kenarından sarkan festonlar figürlerin başlarını çerçeveler; ve ara-larında, ayaklarının düzeyinde, mezar stelleri ve lâhitler üzerindeki resimlerde rastla¬nan şahıslar tarafından tutulan çelenklerin biçiminde, çelenkler vardır. Altta frizin çift kırmızı çizgiden bir bordürü vardır bordürün altında fresk devam eder fakat he¬men hemen tümüyle dökülmüştür.
Ön odanın üstündeki odanın mozaik döşemesinden yalnız kuzey-batı köşe kalmıştır. Mozaik taşları kireçtaşındandır, dış çerçevede dcm2 de 52 tane, orta bölü¬mün kalan kısımlarında ise dcm2 de 64 tanedir.
MEZAR YAPILARINDA SÜSLEME (FRESK VE MOZAİKLER)
Daha geç mezarlarda ön oda ve hollerin çoğunun fresklerle bezenmiş olması ve döşemelerin mozaik kaplı bulunması çok muhtemeldir. 55 mezarda fresk kalıntısı, yedisinde bir çeşit stüko tespit edilmiştir. Beş mezarda hiç değilse bazı bölümleri iyi kalmış mozaik döşeme görülmüştür ve diğer birçoklarında da mozaik döşemenin bulunduğunu gösteren dağınık mozaik taşları bulunmuştur96. Ayrıca A. II 14 me-zarında önemli sayıda duvar mozaik kalıntısı vardır.
Fresk ve stük bulunan mezarların yarıdan fazlasında, kullanılan bezeme motifleri ve teknik hakkında, bir fikir edinmeğe yeter örnek bulduk.
Duvarlar kaba bir harç tabakası ile kaplanmış, onun üzerine ince bir sıva yapıl¬mış, onun üzerine de desen çizilmiştir. Desenin baklava biçimi veya daire gibi geo¬metrik şekillerden meydana geldiği hellerde esas desen önce ıslak sıvaya kazınarak çizi¬lirdi. Bu çalışma tarzı A. IV 7 A, A. VI 9 A, A. IX 1, ve B. I 16 (mevsim madalyonları) da görülebilir. Bu ana desen bazen boya solduğu yahut da çıktığı zaman kalmış durum-dadır. Kazınarak çizilmiş daireler filiz motifinin işleneceği yeri göstermek için de kullanılırdı (A. II 8). Detay doğrudan doğruya bu çizgilerin üzerine fırça ile boyanırdı.
Hemen hemen bütün fresklerin üzerini bir kireç tortu tabakası kaplamıştır, an¬cak hafifçe süngerle silmekle renkler meydana çıkmaktadır. Sadece birkaç örnekte renkler nispeten iyi durumdadır ve üzerinde bir kireç tabakası teşekkül etmemiştir.
Görüldüğü kadar, renk çeşidi fazla değildir : kırmızılar, yeşiller, maviler ve sarı¬lar, ve muhtemelen siyah da vardır. Çiçekler hep kırmızıdır, festonlarda da kırmızı renk vardır.
Duvarlar çeşitli şekilde çerçevelenmiş panolara bölünmüştür : ince çizgiler veya geniş bantlarla.
Panoların kendileri ya düz, birbirini diyagonal bir şekilde kesen ince girlantlarla süslenmiştir, yahut da, daha ziyade, mermer kaplama taklidi göstermektedirler (örn. A. IV 20, A. V 15, A. IV 7 A, ve A. IV 12).
Çiçek ve bitki motifleri en çok rastlanan bezeme şeklidir ve özellikle ser¬pilmiş çiçeklere çoğunlukla festonlar arasında, ya kendi başına bezeme olarak yada başka motiflerle birleşmiş olarak, genellikle kısa duvar¬ların tonozlarında, ve lünetlerin içinde, hattâ nişlerde rastlanır. Çeşitli çiçekler vardır, bazıları büyük çiçekli, bazıları küçük, bazıları ince işlenmiş yapraklı, bazıları sadece kısa saplı. Desen kalite bakımından da çeşitlidir, özellikle güzel örnekler A. II 11 B ve A. VII 14 mezarlarında görülebilir.
Ya yalnız yahut da kuş ve insan resimleri gibi başka motiflerle karışık olarak serp¬me çiçeklere ve festonlara Roma duvar resimlerinde ve döşeme mozaiklerinde sık sık rastlanır, ve bunun bütün Akdeniz çevresinde örnekleri vardır. Bu bezemenin mezarlarda çok sevilen bir süsleme şekli olduğu görülür, özellikle ikinci yüzyıldan bu yana duvarlarda, tavanlarda ve arkasollerde görülmektedir. Bu motifin mezarlarda hâkim oluşu, mezarları çiçeklerle, özellikle menekşe ve güllerle (hem sade çiçekler hem de feston içinde çiçekler), süsleme geleneği ile pek iyi açıklanabilir. Roma dünyasının çeşitli yerlerinden analojiler arasında Isola Sacra106 ve Güney Rusya' dakiler, özellikle dikkati çeker, zira bunların bulunduğu çevreler Anemurium' la başka yönlerden de karşılaştırılabilir.
Tonoz tavanda, biri hariç (mezar A. VI 2) serpilmiş çiçeklerden başka bir miktar geo¬metrik desenlere rastlanır : birbirini kesen daireler, sekizgen ve karelerden meydana gelmiş bir desen, çeşitli motiflerle doldurulmuş sekiz¬genler, altıgen ve karelerden müteşekkil bir çeşit petek deseni, (dörtgenlerin içi perspektif olarak görünen paralel kenarlı altıgenler ile doldu¬rulmuştur), bir baklava deseni, baklavaların çizgilerini nakışlı bantlar meydana getirmiş ve içerleri çeşitli motif ihtiva eden madalyonlarla doldu¬rulmuştur, kesişme yerlerinde çiçekler bulunan ince gırlantlardan bir kafes deseni (A. VI 4), ilmikli dairelerden bir desen (A. VI 3 A), ve kesişen bir çeşit baklavalar. ( Bu panoya ait ilk desen çalışması Arkeolog Taner Tarhan tarafından yapılmıştır.)
Bu geometrik tavanlardan en iyi durumda kalmış bulunanı aynı zamanda en ince işlenmiş olanıdır (mezar A. VI 2). Burada baklavalar, basamaklı kareler, kiriş uçlarına benzer perspektiv bir desen ihtiva eden çeşitli bantlar; kuşlarla doldu¬rulmuş bir seri pano; diyagonal kesişmiş çizgileri ve basamaklı kareleri olan bir seri panodan meydana gelmiş bir band daha vardır ve bu düzen tonozun öbür ucuna kadar aynı şekilde gider.
Bu tavanlarda yer alan bütün desenler Roma İmparatorluğu’ nun her yerinde mozaik döşemelerde görülen desenlerdendir. Başka yerlerde de, tavanlarda korunagelmişleri vardır. Roma’ da Titus hamamlarında tavanda kesişmiş daireler örneği sadece resimden bilinir. A III 5 ve III 261 mezarlarının sekizgen ve kareli tavanları bu desenin bir variyasyonunu gösteren Bulgaristan’ da Silistra' daki mezarın tavanı (kare yerine daire¬ler ve sekizgenlerin uçları kıvrık) ile karşılaştırılabilir. VI 3 A ve VI 3 B mezarlarının nişlerinde de benzeri görülen A. V I4 mezarı tavanındaki kafes deseni Brestovik' teki me¬zarın, baklava değil de kare üzerine dayanan, tavan deseni ile karşılaştırılabilir. Aynı etki Via Taranto' nun kolumbariumunun tonozunda da görülür ; burada diyagonal giden çiçek gırlantları ince çizgiden bir ızgara üzerine yerleştirilmiştir. Mozaik döşemelerde özellikle sevilen " kiriş uçları" na tavanlarda da rastlanır : Yukarıda değinilen Silistra'daki mezarda, Bulgaristan'da Serdica’ da başka bir mezarda, yukarıda sözü edilen Rusya Kerç' teki mezarda da görülür.
Tavanlarda geometrik şekillerin içini doldurmak için kullanılan motiflerden koru¬nagelmiş olanlar arasında çiçekler, bir amfora, boynuzlu bir hayvan, bu eldeki tek dört ayaklı yaratıktır, kuşlar, bir insan başı vardır. Mezar A. IV 12’ nin üst kattaki ön odasının kısa duvarlarından birindeki madalyon içinde bir insan başı görülür ve mezar A. V 2’ de bir duvarın kalmış bölümünde korunagelmiş bir kumaş parçası tutan el, başka yerlerde de insan figürünün bulunduğunu gösterir. Kuşların yalnız geometrik çerçeve içinde motif olarak kullanılmadığını gösteren örnekler de vardır (örn. mezar A. VII 30’ un en alt bölümündeki kuşlu panolar, A. VI 2 nin tavanmdaki panolar ile karşılaştırıla¬bilir). En fazla rastlanan kuş tavus kuşudur. Örneğin profilden tavus kuşları A. VII 30 un panolarından birinde görülür, fakat daha ziyade mezar odasına açılan kapının üzerindeki kısmın içinde bulunurlar (Örn. mezar A. IV 12, üst kat, 2, mezar B. II 13). Kuyruğu açık önden görünen tavus kuşlarına birçok mezarların nişlerinde rastlanır. En iyi korunagelmiş örnekler A. I 3 ve B. II 13’ tedir. Ölümsüzlüğün sembolü olarak tavus kuşlarına her çeşit putperest ve hıristiyan mezar anıtlarında sık sık rastlanır.
Mezar B. I 16’ nın zemin katındaki ön oda iki serinin kalıntılarını ihtiva eder.
Esas tonozda, her biri ikişer defa temsil edilmiş olan dört mevsim bulunuyordu.
Bu, defne dalı çelenklerle çerçevelenmiş madalyonlar içinde büst halinde şahıslandırılmış olarak, bir de madalyonlar arasında kare içinde, uygun atribülerle, alegorik figür olarak. Birincide yalnız kış, ikincide ise son bahar korunagelmiştir. Yukarıda adı geçen makalede, özellikle sakallı kış ile Berlin' de ki Septimius Severus portresi arasındaki tip ve üslûp bakımından yakın ilişkiden dolayı mevsim freskleri Septimius Severus zamanına ait olabilir. Mevsimlerin şahıslandırılmış olarak, bir kere de atribülerle beraber alegorik figür ola¬rak temsiline bir miktar lahit kapaklarında rastlanır, bunlarda şahıslar yatar durumdadır ve atribüleri putto' lar tarafından taşınır. Dört mevsime, hem lahit ve hem de mezarların tavanlarında olmak üzere, mezar sanatında sık rastlanır. Isola Sacra nekropolünde çok kullanıldığı görülür. Genellikle köşelerde, çelenklerle çerçevelenmiş üçgen yada yuvarlak levhalar içinde¬dirler. Mantonun bir kısmı örtü gibi başının üstüne çekilmiş sakallı adam olarak temsil edilmiş nadir kış örnekle¬rinden biridir. Bu mezar Isola Sacra' da en erken mezarlardandır (M. S. 123). Kışın sakallı ve başı örtülü adam olarak şahıslandırılmış geç bir örneği Argos' taki villanın yer mozaiğinde (muhtemelen 5 inci yüzyıl) görülür.
Ön odanın kuzey duvarındaki merdivenin altında yarım tonozun içindeki freskler değişik tip ve üslûptadır. Bazı kısımları fena dökülmüş olduğundan ikonografisini tam olarak tayin etmek mümkün değildir, fakat yorumlayabilmemize yetecek kadar kalıntı vardır. Tonozun kendi, serpme çiçeklerle bezenmiştir, aralarda (solda) insan figürleri, (sağa doğru) başucunun ayakları hâlâ görülebilen bir kline görülür. İnsan figürleri parçalar halindedir, fakat uzun elbiseli küçük, narin bir figürü, ayak bileğine kadar fotin giymiş, an¬cak dizinin altına gelen tunikli bir adam bacağını ve daha büyük bir boyutta, bütün yüzü çerçeveliyen ve başın üst kısmında toplanan bol kıvırcık saçlı, ikişer incili sallantılı küpe takmış ve boynunda bir dizi inci olan bir kadın başı ve omuzlarını görebiliriz. Baş biraz sola dönüktür ve bakış yukarı ve sola doğrudur.
Bu baş tonozun hemen hemen tam tepesindedir ve bacağı bunun altında, uzakta, duvarla tonozu ayıran filiz motifinin biraz üsütündedir. Bu bacakla baş arasında oran farkı olduğundan bunlar aynı figürün par-çaları olamazlar. Böylece bu başın bir tam figüre ait olmayıp bir büste ait ol¬duğu anlaşılır. Uzun elbiseli figürle bacağın ait olduğu figür de ayrı orandadır. Her ikisinin de havada uçan durumda oldukları açıktır. Kline, soldaki havada uçan figürlerle karşılaştırıldığı zaman yine küçüktür. Kuzey duvarın aşağı kıs¬mında hizmetçi kıyafetinde üç figür vardır. Kısa doğu duvarda da bir dördüncüsünün bulunduğu, fakat hemen hemen tamamiyle dökülmüş olduğu görülür. Büyük panonun üst bordürünü meydana getiren filiz motifli geniş banttan festonlar sarkmaktadır, festonların altında da figürler durmak¬tadır; ve figürlerin arasında, bacakları hizasında gırlantlar vardır. En iyi korunagel¬miş figür solda bir kadın figürüdür. Oldukça dağınık görünen kıvırcık saçları vardır, büeklerinin biraz yukarısına kadar inen tunik ve bileklerine kadar çıkan fotin giymek¬tedir. Vücudunun üst kısmı hemen hemen cepheden görünmekteyse de muhakkak ki, sağa doğru (bizim sağımız) yürür vaziyettedir, örtülü olan ellerinde sığ bir sepet yada bir kâse içinde meyva veya çiçek taşımaktadır. Örtü ağır işlemelidir. Ortada üst kısmı hemen hemen tümüyle harabolmuş bir adam figürü vardır. Soldaki kadına (kendi sağma) dönüktür. Geniş uzun kollu, diz altına kadar inen bir tunik ve bilek üzerinden bağlanan yüksek fotin giymektedir. Bir şey taşıyıp taşımadığını bilmeye imkân yoktur. Onun yanında (solunda), panonun sağında, ancak dizinin altına gelen çok kısa bir tunik giymiş, yüzü öbür tarafa dönük bir başka erkek figürü vardır. Bu figür bir hayli fena çizilmiş olup, baş doğrudan doğruya omuzlar üzerine oturmuştur, boyun yoktur. Adamın omuzlarına düşen uzun, kıvırcık bukleleri vardır. Soldaki kadın gibi, örtülü ellerinde sığ bir sepet yada kâse taşımaktadır ve küçük bir parçası koru¬nagelmiş olan örtü tıpkı kadınınki gibi işlemelidir.
Bu küçük yapının tonoz ve duvarlarındaki freskleri bir bütün olarak görmek ge¬rekir ve bunların yorumlanmasında ip ucunu tonozdaki kline verir. Tonoz serpilmiş güle benzer çiçeklerle "cennet" olarak karatkterize edilmiştir ve klinede uzanmış olması gereken ölünün figürü bu şekilde cennette dinleniyor olarak gösterilmektedir. Tono¬zun sol tarafındaki havada uçan figürler sadece bu cennet çevresine uymaktadır. Oran gözetilmemiş olması tonozdaki manzaranın bu dünyaya ait olmama karakterini arttı¬rır. Aşağıda duvarlardaki figürler, yalnız cenaze günü değil aynı zamanda ölüler için yapılan kutlama günleri ve festivallerde de verilen cenaze ziyafetlerinde hazır bulunan hizmetçilerdir.
En iyi korunagelmiş ve en ince işlenmiş döşeme B. I 16 mezarının üst katının ön oda ve holünde bulunmaktadır. Anemurium nekropolünün şimdiye kadar bilinen mozaik döşemelerinde en ilginç geometrik motif büyük panonun esas karesinde bulunmaktadır. Bu motifin ana hattını ikili örgü nakış bandı ile çizili birbirlerine dolanmış üç sekiz rakkamı meydana getirmektedir. Merkezde dört yapraklı bir rozet vardır, nakış bandının kavisleri arasındaki boşluklarda stilize çiçekler, motifin dış kavisleri ile bütünü içine alan daire arasındaki hafif kavisli üçgenlerde ise küçük haçlar vardır. Ortadaki motifle içinde bulunduğu kare arasındaki üçgen kısımlarda peltalar ve çifte baltalar bulunur. Bu karışık desene çok sık rastlanmaz, fakat toplanabilen örnekler yine değişik yerlerden olup çeşitli tarihlere aittir. Aquileia' da tarihi kesin değil fakat üçüncü yüzyıldan da geç olmıyan bir örne¬ğin herbir sekiz rakkamı değişik işlenmiştir: biri ikili örgü nakış bandı, biri dalga bandı, biri de gök kuşağı bandı. Daire ile dışındaki kare arasındaki üçgenlerin ikisi peltalar diğer ikisi de kalykslerle doludurulmuştur. İkinci yüzyılın sonuna yada üçüncü yüzyılın başına ait olan diğer bir örnek de Kyrene' de Jason Magnus Insula'smm bir odasında bulunur ve ikinci yüzyıl sonu yada üçüncü yüzyıl başına tarihlenebilir. Burada üç sekiz rakkamı da ikili örgü nakış bandı ile yapılmıştır ve aynı motif etrafındaki daire ve bütünü içine alan karede de kullanılmıştır. Ortadaki altıgende bir yıldız deseni vardır; sekizlerin kavisleri arasındaki büyük boşluklar balık pulu motifi ile doldurulmuştur, daha küçüklerinin herbirinde bir gökkuşağı bandı vardır ve dış üçgenler de koyu renk küplerle doldurulmuştur. Köşe üçgenlerinin koyu renk çizgilerle birbirinden ayrılmış beyaz küplerden bandları vardır. Sousse'ta biri parça olmak üzere iki örnek bilinmektedir. Daha iyi korunagelmiş olanı bir evde bulunmuştur; bu ev üçüncü yüzyılın ortalarına tarihlenir. Sekiz rakkamları ikili örgü motifi ile işlenmiş dış kenarları yaprak gırlandları ile sınırlandırılmıştır. Kalan bütün boşluklarda hayvan figürleri, ortada ise Orpheus vardır. Dış daire ile tüm motifi içine alan kare arasındaki üçgenler de hayvan figürleri ile doldurulmuştur. Parça halinde olan panoda buna benzer: sekizler yaprak gırlantlar ile çizilmiştir, sekiz rakkamlarmm iç içe dolanması ile meydana gelen boşluklarda hayvan figürleri ve bir de kuş figürü vardır. Fakat daire ile dış kare arasındaki üçgenlerde spiraller bulunur.
Bir başka geç fakat ilkel örnek Filistin' de Mukhmas' ta bulunmuştur. Burada sıralanan bütün örneklerden Kyrene' de ve Aquileia' da bulunanların Anemuriurn panosuna en çok benzediği söylenebilir.
Amazonların atribüleri olan pelta ve çifte baltalara başka zemin mozayıklarında da rastlanır. Peltaların müstakil geometrik motif olarak kullanıldığı birçok örneklerden başka Kıbrıs' ta Kato Paphos' ta bir evin kapı eşiğindeki mozayıkta iki pelta ve iki çifte balta görülmektedir. Bir baklava ile baklavayı içine alan dikdörtgen arasındaki üçgenlerde yalmz iki çifte baltaya Antakya' da The House of The Evil Eyle mozaiğinde rastlanır, aynı vaziyette baklavanın içinde bir pelta ile beraber olarak da The House of the Buffet Supper' da bulunmaktadır. Hem pelta hem de çifte balta Alode (Isauria)' da, muhtemelen Ikonoklast devrine ait, küçük bir kilisenin mozayık döşemesinde de vardır.
Mozaiğimiz kullanılan desen ve geometrik motiflere ve hattâ bunların kompo¬zisyonuna dayanılarak tarihlendirilemez. Panonun küçüğündeki daha iyi koruna-gelmiş kuşlar (her iki keklik çeşidi) da kesin bir tarihlemeye yeterli değildir, fakat genel¬likle kuşların stil bakımından kiliselerin mozayık döşemelerin deki kuşlara benzediği görülür. Mezardaki diğer bezenekler mozayığın tarihi hakkında daha doğru ipucu verir. Görüldüğü gibi zemin katında ön odadaki dört Mevsim freskleri M.S. 200 civa¬rına tarihlenebilir ve merdiven altındaki tonozun freskleri de üçüncü yüzyılın ikinci yarısı yada sonuna aittir. Üst kat muhakkak ki, zemin katından daha geçtir, ve merdi¬venler de üst kat inşa edilirken yapılmış olmalı. Basamakları taşıyan tonozun altındaki yer muhakkak ki yapıldığı zaman gömü yeri olarak kullanılmamıştı. Muhtemelen mezarın diğer odalarında yer bulunmadığından dolayı sonradan akla gelmiştir. Üst katın mozaik döşemelerinin burası inşa edildiği zaman yapılmış olması akla uygun görülmektedir, böylece alt kattaki fresklerin ait olduğu tarihler arasına, üçüncü yüzyıla, tarihlenebilir. Zemin katının ilkel bezeneği ile üst katın inşası arasında biraz zaman, belki bir kuşak geçmiş olması düşünülerek bu zaman süresi biraz sınırlandırılabilir.
B I 16 MOZAİK DÖŞEMELERİ

Odaların mozaik döşemeleri 1965’ te meydana çıkarıldı. Yeşillik ve ağaçlarla yoğun bir şekilde örtülmüştü, kökler mozayiği kısmen harap etmiş. Fakat desen bütün olarak kalmıştır, iki bölümün birbiri ile ilgili olarak kompoze edilmiş olduğu açıktır. Ön odanın döşemesi doğu girişten bakılmak üzere kompoze edilmiş. Beyaz zemin üstünde büyük bir pano var; etrafını çerçeveliyen bor¬dur koyu lâcivert üzerine bir astragal motifi, onu beyaz bir band ve koyu lâvcivert beyaz kaz ayağı deseni izliyor, koyu lâcivert bir şeritle sınırlanmış. Orta pano ise ikişer ikişer sıra halinde düzenlenmiş altı sekizgenle doldurulmuş. Sekizgenlerin kendileri ikizkenar üçgenlerle çevrilmiştir, öyle ki iç yana gelen üçgenlerden herbiri bitişik sekiz¬genle paylaşılır. Bu suretle aralarında kareler olan sekiz köşeli yıldızlar meydana getirirler. Bordur boyunca bu küçük kareler geniş açılı üçgenlerle birbiri ardına sıra¬lanırlar. Karelerin ortalarında dış kare ile açı meydana getiren daha küçük kareler ve geniş açılı üçgenlerin içinde de lâcivert üçgenler vardır. Sekizgenlerin çerçeveleri beyaz zemin üzerine mavi serisinin iki rengi ile yapılmıştır. İkizkenar üçgenler lâcivert çizgilerle çerçevelenmiş olup açık mavi renktedir. Tam olarak yada kısmen kalmış olanlardan çıkartıldığına göre sekizgenler kuşlar ve balıklarla doldurulmuşlardır, öyle ki, her sırada bir kuş bir balıkla karşı karşıyadır. Aşağı yukarı iyi korunagelmiş iki kuş keklik çeşidin dendir, yalnız parçaları kalmış iki balık ise yunusa benzemektedir. Kuşların renkleri lâcivert, pembe, sarı ve beyazdır.

İki oda arasındaki kapı aralığı, içine bir baklava yerleştirilmiş, bir dik dörtgen ile doldurulmuş. Çerçeve lâvicert ve beyaz kaz ayağı deseni ve onu izleyen iki sıra beyaz mozayık taşından meydana gelmiş. Baklava beyaz üzerine iki lâcivert çizgi ile çerçevelenmiş ve açık mavi küplerle doldurulmuş. Ortada lâcivert küplerle çizilmiş ve beyaz küplerle doldurulmuş küçük bir baklava var. Büyük baklava ile dışındaki dik dörtgen arasındaki üçgenler bir pembe bir beyaz, bir pembe bir beyaz olarak devam eder.
Daha büyük olan odanın döşemesinde yalnız geometrik desen görülür. Şekil bü¬tünüyle odaya biraz iğri yerleştirilmiş olup dikdörtgen şeklindedir. Desen ile duvar arasında kalan yer lâcivert küplerle doldurulmuş ve aralarına ortasında lâcivert benek olan beyaz yıldızlar konmuştur. Bütünü içine alan çerçeve baklava dizilerinden meyda¬na gelmiştir ve her baklavanın ortasında daha küçük bir baklava vardır. Kenarlarda dış boşlukları uygun üçgenlerle doldurulmuştur. Esas baklava bandının ana çizgileri beyazla yapılmış, içleri açık mavi ile doldurulmuştur, ortadaki baklavalar ise koyu lâcivertle doldurulmuş olup ortalarında beyaz benekleri vardır. Kenarları izleyen üç¬genlerin renkleri tersinedir : Lâcivert, açık mavi ve lâvivert benek. Bu çerçevenin içindeki pano bir esas kare ile güney yanda bir dikdörtgen banda bölünmüştür. Büyük kare, açık mavi zemin üzerine koyu lâcivert bir çizgi ile çerçevelenmiş, içini bir daire kaplamış, dairenin içine de birbiri içinden geçen üç sekiz rakkamı yerleştirilmiştir. Sekiz rakkamları (koyu lâcivert üzerine beyaz) geniş nakış bantları halinde işlenmiştir. Nakış bantlarının kavisleri arasındaki boşluklar çeşitli şekilde doldurulmuştur : Or¬tada dört yapraklı bir rozet varmış, bunun çevresinde üçüncü halkada sivri ucu içeri bakan koni şeklindeki boşluklarda stilize çiçekler, bütünü içine alan daire ile sekiz¬lerin dış kavisleri arasında haç şeklinde çiçek bezenekleri vardır. Daire ile kare arasındaki üçgenlerde, çapraz köşelerde, amazonların atribüleri olan peltalar ve çifte balta¬lar vardır. Bu atribüler koyu lâcivert üzerine beyazdır.

Taban mozaik planı
Büyük karenin güneyindeki dikdörtgen bant, herbiri sekiz yapraklı rozet ve or¬tada bir karesi olan, dört sekizgen ile doldurulmuştur. Burada renkler yine lâcivert, açık mavi ve beyazdır.
Bu mozayık halen yerinde bırakılmış fakat korunması için örtülmüştür. Mezarın alt katma sudan tam koruyacak bir dam elde etmek için sonradan kaldırılması gereke¬bilir.
Bu mezarın yapı restorasyonu sırasında dıştaki drenaj tünelleri açılıp emniyete alınmış, A yer katının ön odası (1) tam olarak ve beton bir damla inşa edilmiş ve bu odaya dövme demir bir kapı konmuştur.
NEKROPOL’ ÜN YORUMLANMASI
Birinci bölümde Anemurium nekropolündeki mezarların en az iki ayrı devre ait oldukları tespit edilmiştir; bunun erken olanını basamaklı platform üzerinde arka-sollü, beşik tonozlu, basit mezar odaları temsil eder. Sonradan bunlar bazen bir ön oda ile genişletilmiş, yada ön oda, ziyafet odası, avlu v.s.yi de içine alan daha büyük bir yapı tümü içine alınmıştır. Baştanberi ön odası ve diğer odaları olan mezarlar da vardır. Bezenek yalnız geç devir mezarlarında ve birkaç özel durum dışında ön oda ve ziyafet odalarında bulunuyordu, ikinci bölümde bu bezeneklerin hepsinin (fresk ve mozaİk) yaklaşık olarak M.S. 200 ile 300 yılları arasına ait olduğu ispata çalışıl¬mıştır (yalnız birkaç tanesi pek az erken olabilir). Bu demektir ki mezarlığın tarihinde ikinci dönem en erken ikinci yüzyıl sonunda başlamış ve üçüncü yüzyıl boyunca devam etmiştir. Her ne kadar erken ve geç inşa tekniğinde açık bir fark görülürse de, bu tek başına erken yapıların tarihini veremez.
M.S. birinci yüzyılda Anemurium' da sadece mütevazi ve sade bir şekilde, tonozu dışarıdan görülen, su geçirmez pembe sıva ile kaplı, duvarlarında koyu renk kireç taşı blokları olan, aynı koyu rengin çeşitlerinde kireç taşı blok¬larla çerçevelenmiş küçük kapılı mezarlar vardı. Duvarlar içerde de sıva ile kaplıydı, fakat hiç bezenek yoktu. Ölüler genellikle bir mezar odasında üç tane olan arkasollere gömülürdü. Bu oldukça monoton görünüşlü basit mezarlar arasında iki de konik yapı bulunmaktadır (A. VI 17 ve 22), bunlara kül vazoları konmuş olabilir. Başka herhangi bir özenilerek yapılmış ölü kültü ile ilgili eşya bulunmuyordu. Bu tip mezarlar, modern yola yakın en aşağıdaki sıra hariç, nekropolün bütün A bölümüne dağılmış durumdadır.
B bölümünde birkaç benzer mezar vardır, fakat bunların hiçbiri kesin olarak bu erken tipten değildir.
Bu basit yapıdaki mezarların ikinci yüzyıl boyunca yapılmasına devam edilmiş olması mümkündür, fakat yüzyılın sonuna doğru daha esaslı mezarlar yapılmaya baş¬lanmıştır, ve bunların bazıları mevcut eski mezarlardan faydalanmışlardır. Mezar oda¬ları yeni de yapılmış olsa eski şeklini korumuş ve bezemesiz kalmıştır, fakat arkasollere, hiç değilse bazen iki ölü gömülmüştür : Biri kemerin altına biri de üzerine; o zaman kemerin üstüne ya mozaik döşenmiş yada bir kline şekli verilmiştir. Bazılarında çatı¬lar da değişik şekil almıştır ve bazı aileler eski mezarlıkta görülmeyen mezar şekilleri seçmişlerdir. Nekropolün görünüşünde en göze çarpan değişikliği sadece ölü kültü için eklenen odalar meydana getirmiştir. Bunlar yaşıyanlarm ölülerin anısı için toplandık¬ları fresk ve mozaiklerle bezenmiş odalardır. Bu inşa faaliyeti üçüncü yüzyıl boyunca devam etmiş olmalı. Bu sırada nekropolün alam kuzeye doğru vadinin ötesine ve aşa¬ğıya, şehir surunun güney-kuzey bölümüne doğru yayılmıştır.
Mezarlıkta bu yenilikler ve genişleme kısmen şehrin zenginleşmesi ve nüfusunun artmasından ötürü meydana gelmiştir; bu ise ikinci ve üçüncü yüzyıllarda, aşağı yukarı 270 yılına kadar Anadolu'nun her tarafında görülen gelişmeye paraleldir. Fa¬kat Anemurium nekropolünün bu devirde almış olduğu özel şekil başka sebeplere dayanmış olmalı. Muhakkak ki, dinî ayinler özel yapılar olmadan yapılabilir, hattâ cenaze ziyafetleri bile devamlı durması gereken eşya olmadan yapılabilir; böylece erken mezarlarda dinî merasim için gerekli herhangi bir eşyanın bulunmaması Anemurium' da yaşayanların birinci ve ikinci yüzyıllarda ziyafetler de dahil olmak üzere kesin olarak ölüler için kült yapmadıkları anlamına gelmez. Fakat odaların, nekropolün görünüşünü değiştirecek çapta, sadece dinî amaçla inşa edilmiş olması, üçüncü yüzyıl sırasında ölüler için yapılan ölü kültünün eskiden Anemurium' da görülmemiş bir oranda büyüdüğünü göstermektedir.
ANAMUR NEKROPOLÜ’NE AİT DİĞER FOTOĞRAF VE PLANLAR İÇİN TIKLAYINIZ...
ANAMUR NEKROPOLÜ İLE İLGİLİ BİLİMSEL YAYIN

ÖNSÖZ
Bu kitap E. Rosenbaum, G. Huber ve S. Onurkan' ın 1967’ de Türk Tarih Kurumu tarafından yayınlanan A Survey of Coastal Cities in Western Cilicia, kitabına bir ektir. Anemurium Nekropolünün, aynı zamanda incelenen ve bu kitaba konu olan malzeme¬den ayrılması şu üç sebepten dolayı yerindedir: birincisi büyüklüğü, ikincisi Roma devrine ait toprak üzerinde en iyi korunagelmiş Anadolu mezarlığı olması nedeniyle önemi, üçüncüsü kendine özgü karakteri olmasıdır.
Türkiye' nin güney kıyısının bu bölümlerini gezen kaptan F. Beaufort' un ve sonradan gelen gezginlerin kısa raporlarında (bk. bibliyografya s. XI) Anemurium Nekropolü bu bölgenin daima dikkat çeken bir yeri olarak görülür. Bu durum değiş¬memiştir. Bugünkü Anamur' dan, yerli halkın eski Anamur diye adlandırdığı Anemurium' a gelen bir konuğun ilk bakışta dikkatini çeken şey eski şehrin merkezi gibi görü¬nen beşik tonozlu "evlerin" karmaşık görünüşüdür. Şimdi de, eskiden olduğu gibi, ilk bakışta Bizans' tan kalma bir yer etkisi bırakır (örneğin bk. Duchesne'nin raporu). Ancak daha dikkatli bir bakıştan sonra konuk, burada daha eski bir çağ kalıntısı ile karşı karşıya olduğunu farkeder. Bu, kısmen, yapıların doğuda Silifke' ye kadar tüm Kilikya kıyısında görülen ve hiç şüphesiz Ortaçağa ait bulunan yapılardaki taş işçili¬ğini gösteren, oldukça çıplak dış görünüşünden dolayıdır. Bunun için Wilhelm ve Heberdey' in, fresklerden söz eden ve daha başka ayrıntılı tanımlan kapsayan 1891 kısa gezi notlarının üzerinde durulmamış olması şaşılacak birşey değildir. Bu kısa rapor¬ların sonraki yıllarda bilginler tarafından ele alınan bir kısım ayrıntıları da çok yanlış yorumlanmıştır. Bu, herhalde, böyle kaba dış görünüşlü yapıların, birkaç mil ötede etkili "klasik" tapmak ve tiyatrolar meydana getirmiş olan bir çağa ait olmasını aklın almamasmdandır.
Benim bu yere, özellikle Nekropolüne karşı ilk tepkim de çok farklı olmadı. Fakat öğrencilik yıllarımdan beri açıkça gördüğüm gibi, başka yerlerdeki mezar sanatı hak¬kında arkeologlar tarafından çok şey söylendiği halde, Anadolu' daki bu tip sanat he¬men hemen tümüyle bilinmiyordu. Özellikle mezarlıklar üzerinde çalışmağa başla¬mıştım, ve böylece 1960’ da yaptığım ilk kısa gezide Anemurium' u incelemeye karar verdim.
İncelemeye 1962’ de istanbul Üniversitesinden iki genç öğrenci, Bayan Ufuk Baş ve Bay Taner TarHan, ile başlandı. Hareket üssümüz şimdiki Anamur' da daha bitmemiş olan bir oteldi. Bu ilk kısa kazı mevsiminde, mezarlığın, bugün de dikkate değer olan kent kalıntısından ayrı olarak incelenemiyeceğini ve günde yedi mil gezinin de zaman kaybına sebep olduğunu farkettik.
Böylece 1963’ teki kazı mevsimi daha uzun oldu; mimar ve topografya uzmanlarının katılmasıyle de heyetimiz genişledi, ve ortaçağ sitadeli ile eski akropolün bulunduğu alandaki Anamur burnu fenerinde yerleşildi, ikinci adım, Anamur burnu üzerindeki ortaçağ kalesi duvarının sınırladığı alan içinde uygun bir ev bulmak ve incelemeyi komşu kıyı kentlerine yaymak oldu. Bunun sonucu ilk inceleme raporunda sunulmuştur.
Anemurium Nekropolü ilgi çekici durumunu muhafaza etti. Bütün komşu kıyı kentlerindeki mezarlıklara benzer yanları olmakla beraber, başka yerde eşine rast¬lanmayan, kendine özgü bir karakteri vardır. Yapıların ortaya koyduğu sorunlar bir yana, Anemurium mezarlarında, Anadolu' nun şimdiye kadar yapılmış kazılarda mey¬dana çıkan duvar resimlerinden daha fazla Roma devri duvar resimleri bulunmaktadır.
1962’ deki kısa kazı mevsimi sırasında, bütün mezar ya da mezar guruplarını, mevcut şartlara en uygun sistemi kullanarak numaraladık. Mezarlığı A ve B olmak üzere iki bölüme ayırdık. A bölümünde numaralamaya ovadan, batıdan doğuya uza¬nan kent surundan başladık, ve sonra zigzag şeklinde yukarı doğru çıktık. Bizim sıra¬larımız eski düzene uymamaktadır. Çalışmamız sırasında mezarların alana dağılımında hiçbir geometrik sistem bulunmadığını gördük. B bölümünde numaralama sistemimiz daha da gelişi güzel oldu: birinci guruba, en batı bölümde aşağı yukarı tırmanarak ve sonra akuadük boyunca kuzeye giderek, aşağı akuadükün üzerindeki bütün mezar¬ları koyduk; sonra aşağıdaki mezarlara döndük, daha uygun gördüğümüzden bunları yatay zigzag şeklinde sıraladık. Her mezarın harita ve katalogla bulunmasını sağlamak için numaralar sonradan mezarlar üzerine boya ile yazıldı.
Roma devrindeki Anadolu mezar sanatı, Roma împaratorluğu'nun her tarafı için ilginç önem taşır. Bu sanat, yalnız İmparatorluğun başka yerlerindeki mezar gele¬neklerini etkileyen yerli gelenekleri muhafaza etmekle kalmamış, aynı zamanda, Ak¬deniz' in başka yerlerinden dinî tören, üslûp ve teknik de almıştır. Bu durum, bir süre bilginler tarafından kabul edilmiştir. Ancak bu harabeler yada Türkiye müzelerin¬deki mezar anıtları üzerinde çok az inceleme yapılmıştır. Yalnız, A. Machatchek'in Korykos ve Elaeusa Sebaste bölgelerindeki nekropoller ve mezar anıtları üzerine yaz¬dığı mükemmel inceleme raporu birinci alanda; İstanbul' dan Nezih Fıratlı' nın mezar stelleri ve cenaze şölenleri hakkındaki yayını ile Hans VViegartz' ın sütunlu lahitler üzerine yeni bir etüdü ikinci alanda bir başlangıç olmuştur. Anadolu' daki ostothekler üzerine Nuşin Asgarî tarafından 1965’ te İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesine bir doktora tezi teslim edilmiştir.
Anemurium nekropolü hakkında hazırlanmış olan bu raporun, Anadolu' da bezenekli mezar yapıları üzerindeki bilgi malzememize biraz katkıda bulunacağını ve aynı zamanda Anadolu'nun eskiden beri doğu ile batı arasında oynadığı ulaştıncılık rolünü daha iyi anlamağa yardım edeceğini umarım.
Esas raporda sözü edilen, batı Kilikya kıyısındaki çeşitli kazı mevsimlerinde be¬nimle işbirliği yapanların hepsine teşekkürü bir borç bilirim. Nekropolle ilgili olarak, topografik harita üzerindeki çalışmasını özellikle nekropol bölümüne bağlayan, sonraki yıllarda da bazıları burada yayınlanan ek not ve fotoğrafları (II, XVI, XVIII, 3-4) alan Oberstudienrat Bay K. D. Schmidt’ e (Polonya), plânların çoğunu çıkaran ve kendisine yapı malzemesi ve tekniği üzerindeki Önemli gözlemleri borçlu olduğum Dr. G. Huber' e (Viyana), mezar I 16’ nın plânlarını çizen Bayan Dipl. Ing. D. Huber-Regler' e (Viyana), topografyaya ve 1963 ve 1965 te fotoğraflara yardım eden ve mezar B I 16 nm yer mozayiğini çizen Bay Thomas Kreifelts'e (Bonn Üniversitesi); bütün inceleme mevsimlerine katılan ve başlıca nekropolde çalışan Bayan Ufuk Baş' a (İstanbul); ve ilk kısa kazı mevsimimiz sırasında, yorum¬larımın bazılarının dayandığı bir miktar fresk ve mozayik resimlerini çizen Bay T. Tarhan' a (İstanbul) ve Pl. XXIX ve XXXIV’ de çizimlerin reprodiksiyonunu yapan Prof. Marianna v. Hoogendyk'e (Toronto Üniversitesi) özellikle teşekkür ederim.
PI. XXIV A ve B’ de reprodiksyonu yapılar fotoğrafları Mrs. Gisela Fittschen (Bochum); kalanların çoğunu kendim çektim.
Malî yönden, British Academy, Ankara' da İngiliz Arkeoloji Enstitüsü ile özel kaynaklar tarafından desteklendim; malzemenin son incelenmesi ve değerlendirilmesi için American Philosophical Society'nin bağışlarından (1966-1967) ve Toronto Üniver¬sitesi' nin yardımlarından (1967) faydalandım.
Bundan başka yaptıkları işbirliği ve nekropolün restorasyonu işinde maddî yar¬dımlarından dolayı Ankara' da Eski Eserler ve Genel Müdürlüğü' ne minnetimi be¬lirtmek isterim. Bir mezarın restorasyonunu Cento Kültür Seksiyonu (Ankara) bağışı ile yapmak mümkün oldu. Teknik çalışmalarımı yaptığım ve Ankara İngiliz Arkeoloji Enstitüsünde oturduğum yıllarda Enstitü müdürü bulunan Bay Michael Gough' a ve Enstitünün Ankara sekreteri olan Bay F. De La Grange' a, deneme fır¬satını bulmuş talihliler tarafından çok iyi bilinen büyük yardımları için, minnettarlı¬ğımı da ayrıca ifade etmek isterim.
Türk Tarih Kurumu' na ve özellikle bu kitabı basmayı kabul eden ve Kurumda çalıştığım yıllarda beni işimde teşvik eden Genel Müdür Bay Uluğ İğdemir' e, kita¬bın basım işlerine nezaret eden kütüphane Müdürü Bayan Mihin Eren ve İngiliz Arkeoloji Enstitüsü Müdür yardımcısı Bay Richard Harper' e sonsuz şükranlarımı sunarım.
Ayrıca, kitabımı İngilizce’ den Türkçeye çevirmek gibi yorucu bir işi üzerine alan Bayan Türkân Oğan' a teşekkürü bir borç bilirim.
Spiez, Temmuz 1968
ELISABETH ALFÖLDI
Türk Tarih Kurumu
"Yazarın saygılarıyla"
Rodenbaum, E., “The Necropolis of Anamur”, Belleten XXIX, 1965, s.25 vd.
THE NECROPOLIS OF ANAMUR
ELISABETH ROSENBAUM
Anamur, the ancient Anemurium, is a town immediately north of Cape Anamur, the southernmost cape of the south coast of Asia Minor. Literary sources are practically non-existent: the town only appears in various lists of ancient geographers and historians, but apart from one event recorded by Tacitus (Annates XII, 55) barely anything is known from its history. The town minted coins, and specimens of these are known from the times of Antiochus IV of Commagene, who owned temporarily the entire coast of Western Cilicia, until Valerian in the third century A.D.1 In spite of the reti¬cence of literary sources, however, it may be possible to reconstruct something of the town's history, since a substantial part of its buildings has survived in a fair state of preservation to our day.
The stretch of the Anatolian south coast on which Anamur is situated bas been visited by few archaeologists or dilettante travelers. In fact the best description is still that of Captain Beaufort who carried out an Admiralty survey of this part of the Mediterranean early in the 19th century2. He has described briefly the more obvious public buildings of the city and also remarked on the large necropolis. After him, two Austrian epigraphists spent 24 hours on the site3. Their principal aim, to discover inscriptions, was not realized, but they did mention in their report one or two features of the cemetery4. A little earlier, Collignon and Duchesne had passed the site, also mainly in search of inscriptions5. They regarded the cemetery as Byzantine and seem not to have examined any building of the town or the ceme¬tery in more detail. Travelers and archaeologists in the 19th century and in the early part of the 20th century were usually not daunted by bad or non-existing roads, as they travelled by horse in any case. But when motor cars came into use the Turkish south coast became less accessible than it had been in former times since for many years there was no road on which ordinary cars could safely travel. This is probably the reason why no archaeologist since soon after the turn of the century has ever studied the numerous sites on the extreme west part of the Cilician coast. With improved road conditions and the developments of cars of the Land Rover type, the exploration of this stretch of coast was made easier, and after a first preliminary visit in i960 I decided to make a systematic survey of the coastal cities between "Arsinoe" (a little east of Anamur) and the eastern end of the plain of Alanya. The first object was Anemurium itself, and mainly the cemetery, which is the best preserved part of the site. The aims of the survey have now expanded beyond the original purpose, so that a detailed publication will have to wait until all the sites in the area have been properly explored; but the cemetery of Anamur, to which we devoted about five weeks in two successive years, presents a number of specific problems which seems to justify a separate presentation of the more interesting features6.
The city of Anamur is spread out on the east slope of a low hill range extending south-north from the cape7. The cape itself is crowned by a citadel, which was certainly still functioning in the Middle Ages, and which originally must have been the acropolis of the city. The long fortification wall running from the top of the citadel to the sea shore forms in fact the southern part of the city wall. A wall built roughly parallel to this one marks the northern boundary of the upper town and is at the same time the boundary between the upper city and the main necropolis. Where this wall meets the narrow coastal plain, another wall was built in a later phase of the town's development at right angles to the one descend¬ing from the hill top. This wall can be traced quite a long way in a northerly direction, and obviously marked the eastern boundary of the cemetery. The latter is divided by a deep wadi, running roughly west-east, in two parts, to be called A and B. Apart from this we divided up the whole cemetery into horizontal zones, not all of the same width, and numbered the tombs as we walked along : south north or north-south8.
We numbered on the whole about 350 tombs or groups of tombs, of which there are basically three types : I: a free-standing burial chamber usually on a stepped platform, barrel-vaulted—the vault usually following the north-east direction of the sea shore and the hill range—with arcosolia inside, usually three, on either of the long walls and on the rear wall. Occasionally there are only two, either built against the two long walls or against one long wall and the rear wall. The entrance is usually in the north wall. This type is characterized by the use of large blocks of dark limestone in the straight parts of the walls and as door surrounds. The vault was cer¬tainly in all cases coated on the outside by a layer of very hard pink mortar, the pink colour being the result of an admixture of broken bricks. In a few cases this coating has survived in its entirety, and traces of it can be observed on many of the vaults. II : A burial chamber similar to type I, but preceded by a niched anteroom, usually on the north side, but sometimes on the south or east sides as well. In the letter case the vault would be following an east-west direction, that is, the building is set at right angles to the lines of the shore and the hill range. The burial chambers of this type again can have three or two arcosolia and they can be of varying types. III: A complex of rooms built around one or two burial chambers. Apart from the niched anterooms, we find in these group halls, sometimes with raised platforms on one of the short sides and benches running round two or three sides. Many of these halls have curved, arch-topped, or rectangular niches, while some have windows in addition, arched or rectangular. A number of these complexes are two-storied, but two stories also occur in group II, and in one case even in group I.
Apart from these basic types, a few isolated forms occur: two are examples of an aedicule open to the east; two of a tall mausoleum with a lofty arch on three or all of the sides, a domed or conical roof, and a burial chamber beneath the arched structure; four of burial chambers with domes on squinches; and two structures in the shape of a truncated cone, the purpose of which is difficult to conjecture. Both these conical buildings stand on stepped platforms…
1 S. F. Hill, Catalogue of the Greek Coins in the British Museum, Lycaonia, Isauria, and Cilicia, pp. 41 ff.—B. V. Head, Historia Numorum, p. 717.
2 F. Beaufort, Karamania, London, 1818, pp. 195 ff.
3 A. Wilhelm and R. Heberdey, Reisen in Kilikien, Denkschriften der Kaiser-lichen Akademie der Wissenschqften in Wien, phil. - hist. Klasse, XLIV, VI, Wien 1896, pp. 155 f.—Cp. J. Keil and A. Wilhelm, Oe. Jh. 1915, Beiblatt, col. 14 ff.
4 There are, in fact, a few inscribed stones in Anamur, one, a fragment of a stele, was found by us in the cemetery, the other two are in the city area. These inscriptions will be published by G. E. Bean and T. B. Mitford who are making a new epigraphical survey of this area. The inscription from the cemetery has been taken by us to the Museum in Side, for although it contains only parts of names it has a certain rarity value. Apart from these few inscriptions on stone, there are three painted ones in the cemetery, of which Wilhelm and Heberdey saw one (the other two are graffiti, and one of them has become completely illegible), and there is one mosaic inscription in a small apse in the city, probably of the early fourth century, of which two names can be made out.
5 M. Collignon, Notes d'un voyage en Asie-Mineure, Paris, n. y., p. 69. (The journey was in 1876).
6 Work in 1962 was carried out with the help of a grant from the British Institute of Archaeology in Ankara. I was accompanied by Miss Ufuk Baş and Mr. Taner Tarhan, both students of Classical Archaeology of Istanbul University. The larger expedition of 1963 was financed by a grant from the British Academy. The team consisted of Mr. K. D. Schmidt (Cologne) as topographer, Mr. G. Huber (Vienna) as architect, Miss Somay Onurkan (Istanbul) and Miss Ufuk Bas (Istanbul) as archaeological assistants; and Mr. Th. Kreifelts (Cologne), who assisted mainly with the topography. I wish to express my gratitude to the institutions who gave financial help and to the members of my team without whose idealistic support this work, carried out under difficult conditions, would not have been possible. - Some of the more essential observations on the various building periods in the cemetery are due to Mr. G. Huber who also made all the plans reproduced here.-- See also the brief reports in the Annual Reports of the British Institute of Archaeology, in Anatolian Studies, XIII, 1963 and XIV, 1964. - Since this article was written, we had a third season, financially supported by a grant from the British Academy and by private donations (notably from Dr. W. Rosenberg, Robapharm, Basle, and Mr. C. Jaeger, Columbus, Ohio). A grant from the Eski Eserler Genel Müdürlüğü (Department of Antiquities) in Ankara enabled us to restore the structure of the anteroom of tomb B I. 16 as a preliminary measure for the conservation of the frescoes discussed below, pp. 17 ff. Preliminary reports on this season will appear in Anatolian Studies 1965 and in Türk Arkeoloji Dergisi.
7 The summary sketch plan of the necropolis published here is based on the detailed topographical plan made by K. D. Schmidt with the assistance of Th. Kreifelts. The detailed plan will be presented in the final publication.
8 The zones are marked by Roman numerals (starting at the bottom of the hill), the individual tombs or groups of tombs by Arabic numerals, Thus, e.g. II. 14 means tomb No. 14 (counted from the north, i.e. the Wadi) in the second row from the bottom; VII. 14 means tomb No. 14 (counted from the south, i.e. the city wall) in the seventh row from the bottom. Most of the tombs discussed here are from section A, and thus, all tombs mentioned without a letter in front of the number are from this part. In section B, which is much smaller and not as well preserved as a unit as A, we did not number the tombs by rows.