Trakya
Bereket Ağacı
Bereket Ağacı
ESKİ KÖYDE KUTSAL AĞAÇ İNANCININ ESİNTİLERİ
Eski köyde katıldığım güzel bir düğünden iki gün önce, gelinin ailesinin çok eski ve çok hatırlı dostu olan bir hanım,bana ilgimi çekecek bir şey göstereceğini söyleyerek evine davet etti. Ben de, köyde bana rehberlik yapan Yarifer hanım ile birlikte, Hanife hanımın evine gittim.
Bu hanım, geline öz teyzesi kadar yakındı ve onu çok seviyordu. Bu sebepten çok eskilerde köyde, evlenen çiftler için yapılan bir geleneği yıllar sonra bir kere daha yapmak istemişti. Böyle özel ve kökeni çok eski kültürlere dayanan bir geleneğe tanık olabilmek benim için büyük şanstı.
Uzun evin odalarından birinin kilitli duran kapısını açtı, içeriye girdik. İçeride desteklerle duvara yaslanmış, baştan aşağı süslenmiş bir ağaç vardı. Bu ağacı hazırlamak Hanife hanımın 15 gününü almıştı. Şimdi onu itina ile yerleştirdiği odaya beni alıyordu ve dolayısiyle ağacı bu son hali ile ilk gören de biz oluyorduk. Böyle süslenmiş bir ağacı ilk defa görüyordum.


Bu ağaç, aslında irice bir Ardıç ağacı dalı idi. Üzerine irili ufaklı pek çok nesne bağlanarak asılmıştı. Kalan boşluklara ve dalların aralarına, parlak, simli noel ağacı süsleri ve parlak, simli şeritler geçirilmişti.
Hanife hanımdan izin aldıktan sonra ağacın üzerinde asılı olan her şeyi not ettim.Yazılacak okadar çok şey vardı ki: 1 elma, 1 armut, soğan, sarmısak, maşrapa, 1 kutu bıçak takımı, mandal, hazır çorba paketleri, hazır kek, kağıt peçete, sigara tablası, çorap, ayna, tarak takımı, çakmak, saç tokası, pakette antep fıstığı, 1 kutu toplu iğne, plastik havlu asacağı, tirbuşon, oyuncak bebek, tesbih, kalem, çocuk çorabı mama önlüğü, dantel takke, 1 paket kakao, diş macunu, çocuk patiği, cüzdan, rende, ocak çakmağı, oralet, nazarlık, çubuk kraker, süzgeç, nehale, sinek ilacı, mendil, emzik, sigara, kibrit, balon, meyva suyu, yumurta çırpma aleti, şişe açacağı, plastik ekmek sepeti, patlıcan, biber, yer fıstığı, makas, traş bıçağı, makas, çocuk oyuncakları, şeker renkli iplikler, sabun, çay kaşıkları, çokoprens, gül suyu ve baharatlar.

Altaylar’da TUVA ve HAKASYA’da aynı saçıların , gelin ve damat için yapıldığını gösteren fotoğrafları kısa bir zaman önce, Atlas Dergisi Araştırmalarını yapan Sinan Anadol göstermişti. Eskiköy’de bir Saçı Törenini izliyor olmak bence bir ayrıcalıktı.
Sonra her ikiside gelip, evin kapısında onları bekleyen Hanife hanımın elini öptüler. Daha sonra Bereket Ağacının durduğu odaya giren Hanife hanım, ağacın en üst kısmına gelinlerin, koltuk merasiminde başlarına örtülen kırmızı yemeninin bir eşini örttü. Bereket Ağacı üzerindekilerle o kadar ağırlaşmıştıki onu Hanife hanımın iki oğlu birlikte tutarak getirdiler ve gelinle damada verdiler. Bir iki dakika ağacı hepsi birden tuttular, sonra hep birlikte götürüp, otomobile yerleştirdiler. Gelin bu arada arabadan aldığı büyükçe bir beyaz bohçayı getirip Hanife hanıma hediye olarak verdi. Bahçede oturan davetlilere limonata ve kurabiyeler ikram edildi, gelin ve damat 10-15 dakika daha kalıp, daha sonra düğün evine gitmek üzere oradan ayrıldılar.
Bu Bereket Ağacı, kökleri çok eskilere dayanan ve pek çok kültürde var olan bir sembol idi.Yazılı kaynaklar araştırıldığında çok ilginç bilgilere ulaşmak mümkün oldu. Daha sonra aynı konuya tekrar döneceğim.
Bu harika olay bir daha başka hiç bir düğünde tekrarlanmadı.

Ağaçla beraber gelen hediye bohçası
Noel ağacı görünümündeki bu Bereket Ağacını, gelin ve damat o kadar saygılı bir şekilde aldılar ve öylesine heyecanlıydılarki, ikisinin adeta huşu içindeki bu saygılı davranış biçimlerini unutmam mümkün değil.
Bu hiçde sıradan bir olay değildi. Çok saygı duyulan bir törendi. Hanife Hanım oğulları, gelin, damat ve davetliler bu ritüel de hep birlikte görev aldılar ve burada belirli kalıplara göre davranıldı...
Köy Düğününde, yeni evlilere hediye edilen Bereket Ağacı, Orta-Asya ve Altaylardan, Kuzey ülkelerine göçler yolu ile gelen, bütün Avrupa ve Balkanlarda kabul gören, Doğaya Saygı olgusunun izlerinden biridir ve Ağacın Kutsallığı,Ağaç Ruhlarının Koruyucu oluşu ile ilgili bir uygulamadır..
Ağaç Ruhlarının, bereket dağıttığı, girdiği her yere bolluk verdiği inancı, bu gün dahi Orta-Asya ve Avrupa' da, çok geniş bir coğrafya içerisinde vazgeçilmemiş, Doğa İnancı Kültürünün mirasıdır.
Hasat zamanı, donatılmış çam ağaçları veya dallarının, şenlikler ve törenler düzenlenerek evden eve taşınması ve her eve böyle süslenmiş ağaçlar getirilmesi tamamen bereket ve bolluk dilekleri ile ilgili bir ritüeldir.
İsveç' te, İngiltere’ de, Almanya' da, yaz gün dönümlerinde süslenen Mayıs Direkleri ile Istrancalarda bir köy düğünündeki Bereket Ağacı, aynı amaçlarla hazırlanıyor ve aynı uğuru taşıdığına inanılıyor.
Kutsal Ağaçlar, ait oldukları kavimlerin inanç sistemlerindeki yerlerini, binlerce ve onbinlerce yıl korumuşlardır.
Ancak Avrupa' nın çeşitli yerlerindeki ağaç şenliklerine biraz göz atmak dahi Eski Köy’ deki BEREKET AĞACININ anlamını ortaya koyacaktır.
KUTSAL AĞAÇLAR
Bayramda Rusya' da her köy ve her kasaba bahçe gibi olur. Sokaklar boyunca genç KAYIN ağaçları sıra sıra dizilmiştir. Bayram haftasında, çiftliklerin, evlerin hepsi dolaşılır ve KAYIN ağacı dallarından yapılmış çelenkler dağıtılır. Bu bir gelenektir ve kutsal KAYIN ağacına verilen değer çok büyüktür.
.......Orta Asya' da Şamanların davullarınında mutlaka kutsal KAYIN ağacından yapılması gerekiyordu. Gökyüzüne ancak bu kutsal ağaç kullanılarak ulaşılabilirdi. Kayın ağacını kutsal kabul eden bu toplumlar, kültürlerinde ortak bir paydada buluşabiliyorlardı. Aslında bu ortak kültüre sahip kavimler : ORTAK BİR SOY AĞACINA SAHİPTİLER.
Kozmolojik olarak evren ağacı, yeryüzünün ortasında, tam göbeğinin bulunduğu yerde yükselir. Bu ağaç üç evren bölgesini birbirine bağlar. Bütün bu kavimler, ağacın köklerinin yeraltı dünyasına daldığına, dallarınında gökyüzüne değdiğine inanırlar.
Demir Dağın doruğunda büyüyen "Ak Kayın" ağacı bir evren ağacıdır. Bu bir Hayat Ağacıdır ve AĞAÇ ,İNSANLA ve İNSAN HAYATIYLA ÖZDEŞLEŞTİRİLİR.
" Şamanın davulunun kasnağı da evren ağacından yapılmış olduğu için, şaman davu¬lunu çaldığı zaman, sihirli bir şekilde bu ağacın yanına, yani dünyanın merkezine fırlatılmış olur"
Davulun arka tarafında şamanın sol eliyle tuttuğu, ağaçtan ve demirden bir tutamak vardır. Buradaki yatay demir tellere, çok sayıda çıngırdayan metal parçaları çıngıraklar, ziller, bir yığın figürler, bıçak, ok ve yay asılıdır. Bu nesnelerin hepsi özel bir simgesellik içerir. Evren ağacı, davul ve bu semboller bir arada kutsal bir birliktelik meydana getirmişlerdir ve bütün iyi güçlerin yardımları bir arada toplanacaktır.
Davul çaldıkça, üzerine asılı olan herşey onunla beraber harekete geçer ve inançlarına göre hepsinin ruhu orada toplanır.
Eski Köy' de düğün günü gelinle, damada hediye edilen ve üzerinde neredeyse yüze yakın nesne asılmış ve renkli kurdelelerle süslenmiş ve adına Bereket Ağacı de¬nilen ağaç, götürüleceği eve uğur ve bereket verecek ve kötü nazarları kovup, evi ve yeni evlileri koruyacaktır..
Küçük bahçede davul çalınırken, Bereket Ağacı bulunduğu odadan alınarak, dışarı getirildi. Orada belirli bir tören yapıldı, gelin ve damat ağacı birlikte tutarak aldılar ve bir müddet orada durdular, o sırada hanımlardan biri yüksek sesle iyi temennilerde bulundu. Sonra ağaç damadın yardımcı arkadaşları ile beraber araba¬ya konuldu ve öylece saklanmak üzere yeni evine doğru yola çıktı.
Burada kutsal ağaç inancı, tanrıdan istenen iyi dileklerin, yerine daha etkili bir biçimde ulaşmasını sağlayan semboller ve bu sembollerin üzerine dizildiği Kayın Ağacının Kutsallığı olgusu bir araya gelmiştir. Törenin davullar çalınarak yapılması çok önemli.Davul sesi, dilekleri gök yüzüne daha çabuk ulaştıracak ,KUTSAL DAVUL’UN SESİ GÖK TANRININ SESİ. Asyadan gelen şamani adetler, gök tanrıya dilekleri çabuk ulaştıran Evren Ağacı, kutsal direkler, Şamanların ağaçlara renkli şeritler bağlamaları, Avrupa' da mayıs şenliklerinde, kurdelelerle süslenip, sokaklarda, evlerde ve her yerde dolaştırılan Mayıs Ağaçları, Şamanın davulu üzerindeki bir yığın asılı nesne, Eski Köyde ki Süslenmiş Bereket Ağacı...bütün kavramlar karışıyor, kültür¬ler düğümleniyor Orta Asya, İskandinavya, İskoçya, İrlanda, İskitya, Trakya, Istrancalarda Eski Köy...
"Ağaç ruhları ,ürünü geliştirirler, ağaç ruhları bereket verirler " (Frazer-Altındal 1,71)
"Çevresi kurdelelerle sarılıp, üzerine çeşitli meyvaların asıldığı ve Eiresione denilen zeytin dalı, hasat şenliğinde törenle eve taşınır ve evin kapısı üzerine konur. Burada bir yıl boyunca saklanır ve onun büyümekte olan zeytin ürününe yaşam gücü ve bereket verdiğine inanılırdı.
Hindistan’ da, kesilip köy meydanına getirilen ağaca, kurbanlar sunulur, üzerine içki ve pirinçler serpilirdi. Bu, hasat şenliğinde, bereket amacı ile yapılan, binlerce yıllık bir ritüeldi.
" Eski Köy'de Bereket Ağacını alan gelin ve damadın ayaklarının dibine süt döktüler ve başlarına da pirinçler attılar. Bereket olsun diye yapıyorlarmış"^
" Orta Asya 'da Altaylarda,Hakas Türklerinin bir Doğa Ritüelinde kadın Şaman,ateşe ve kutsal taşlara süt ve pirinç saçısı yapıyordu..."
Ağaç ve DOĞA ruhlarına ortak olarak bağlanan hayırlı niteliklerin sonucunda, Avrupa'da MAYIS AĞACI veya Mayıs Direği gibi geleneklerin ,Köylülerin en sevilen şenlik¬leri haline geldiği görülüyor. Bu törenlerden amaç,ağaç-ruhunun vereceği nimetleri eve taşımaktır. Mayıs-Ağacı ya her evin önüne dikilir,ya da evlerin teker teker kapılarına getirilirdi.
" İngiltere' nin kuzeyinde, gençlerin, 1 Mayıs günü erken kalkıp, ormana gitmeleri, orada yaptıkları çelenkleri getirip evlerinin kapılarına asmaları gelenektir. Yine 1 Mayıs bayramında ormandan kesilip getirilen bir ağaç, köy meydanına dikilir ve üzeri kurdeleler, flamalar, çiçekler ile süslenirdi. "
İster Avrupa' da ve ister Asya' da, ya da isterse Istrancaların Eski Köyünde olsun, bütün bu yapılanlar ,Ağaç yada bitki ruhunun temsil edildiği, ağaç ruhunun bereket kavramıyla birleştirildiği törenlerdir hepside. Bu törenlerin Kutsal bir anlamı olduğu çok açıktır. İnsanlar, bereket dağıtıcı tanrının ruhunun o ağaç veya dalın içinde olduğuna inanarak, Doğaya olan Saygılarını,teslimiyetlerini yineliyorlardı.
Hanife hanım birşeyi daha biliyordu ve bana anlatıyordu: " - Bu ağaç en iyi KAYIN AĞACINA hazırlanırmış, Karadeniz tarafındaki ormanlarda vardır ama oraya kim gidecek...."
Orta Asya' da, Rusya' da Kutsal Kayın Ağaçları, Gök tanrıya ulaşan kozmik kayın ağaçları, Evren ağacı ve Trakya' da, Istrancalarda Eski Köyde bana Kayın Ağacını anla¬tan insanların varlığı.
Aslında artık bu büyük ve kesintisiz kültür akışından çok keyif alıyorum. Kültür karmaşası demiyorum, çünkü karmaşa filan yok ortada. Harika bir kültür akışı var...
Köklerini ALTAYLAR ve Proto-Türk Kavimlerinin, ileri uygarlıklarından alan ve Binyıllar boyunca devamlılığını sürdüren, çok geniş bir coğrafyanın KÜLTÜRÜ.....
Kafkasya halkları mitolojik inançlarında, zamanımızda Anadolu ve Trakya’ da karşımıza çıkan, AĞAÇLARA REKLİ KURDELE BAĞLAMAK - BUNLARLA AĞAÇ SÜSLEMEK olgusunda kurdele ve renkli bezlerin anlamı, : istekleri, yakarışları göğe ulaştıran yol olarak kullanılmış olmalarıdır. Şamanın, ağaçlara bağladığı renkli şeritler onu göğe ulaştıracak yolun sembolüdür. Bu motif çok eski kültürlerden günümüze devamlılığını kaybetmemiş¬tir.
Orta Asya' da, Şamanın sırra erme töreninde, çadırının içine, YENİ EVLİLERİN EVİNE KONAN AĞACA benzeyen bir BEREKET AĞACI konmaktadır. Bundan, daha öncede bahset¬miştik ancak burada benim özellikle üzerinde durmak istediğim konu Trakya' da araştırma yaptığım köyde, bir düğün günü yapılan ve köylünün (Kardeşlik Ağacı veya Bereket Ağacı) Töreni olarak adlandırdığı olayın ya da geleneğin demek daha doğru olacaktır, kökeninin ne kadar eski kültürlere dayanmış olduğudur.
Kafkasya Osetler' de KORUYUCU RUH BİNATİ
Binati Osetlerde evin koruyucu ruhudur. Genellikle kilerde yaşadığına inanırlar. Düğünlerde, gelin olacak genç kızın evden gidişine kızmasın diye, Binati' ye ricada bu-lunulur.
Evlerin içinde ve genelde evin batı köşeainde Binati' ye adanmış bir DİREK bulunmaktadır. Bu direğin her bir yanına, evcil ve yabani hayvanların boynuzları asılıdır. Düğünde gelin, kocasının evine girdikten sonra peş peşe üç akşam bu direğin önüne götürülür ve sağdıç, Binati' den bu eve bolluk ve bereket ihsan etmesini diler¬ken, gelin orada bekler. Ardından gençler sabaha kadar dans edip eğlenirler. (Miller.Oset.Et,II,1882,253-254)
"Boeotia' da Dionysos' un Unvanlarından biri (ağacın içindeki Dionysos)idi. Onun simge-si çoğu kez, dalları olmayan ama bir örtüye sarılı düz bir direkti, başı temsil eden sakallı bir maske, tanrılığının niteliğini göstermek üzerede baştan ya da bedenden dışarı fırlayan, yapraklı dallar olurdu. Meyva bahçelerine onun, doğal ağaç kütüğü şeklinde bir sembolü dikilirdi. Ona adanan ağaçların arasında çam ağacıda vardı" (Frazer.Altın Dal 1,311)
Görüldüğü gibi burada, Kafkasya Osetler 'de ve Yunanistan Boeotia' da Binati ve Dionysos' u temsil eden cisimler yaprakları koparılmış, direk şekline getirilmiş ağaçlardır. Burada, bu direklerin onları simgelediğine deir başka bir özellik yoktur. Başı temsil eden sakallı maske her zaman kullanılmamaktadır. A Bu durumda bu direkler kutsaldırlar ve bunlara tapınılmaktadır.
Kuzeyi ile bütün Avrupa, Balkan ülkeleri ve Orta Asya' da bildiğimiz bütün kültürlerin yer aldığı bölgelerde, Karadeniz' de, İskitya’ da, Trakya' da ve benim bulunduğum, Istrancaların Eski Köyünde tek bir ağaç egemen olmuş, o da Meşe ağacı. KUTSAL MEŞE…
KELTLER VE KUTSAL MEŞE.
Ormanlar, koruluklar ve ağaçlık yerler, Keltler tarafından kutsal alanlar olarak seçilirlerdi. Küçükasya' ya yerleşen Galatların, dinsel yönlü meclislerine verilen ad dahi; " Kutsal Meşe Koruluğu" - "Kutsal Meşe Tapınağı" anlamına gelen Drynemeton olmuştu. (Green 1986,I6v.d.)
Meşe ağacına karşı duyulan saygının özünde, bu ağaçların tanrılarla olan, gizli ilişkilerinin etkisi olmalıdır. Özellikle orman tanrıları, orman perileri ve cinleri meşe ağaçlarına dokunulmasını yasaklarlar, kutsallığına inanılan bu ağaçlara doku¬nanlar, bu suçunu hayatıyla öderlerdi. Bu sebepten Drynemeton adı verilen ve kutsal olduğuna inanılan meşe koruluğundaki ağaçlardan herkes çekinirdi. Koruda ki ağaç¬ların ve özellikle yaş ağaçların kesilmesi büyük suçtu ve cezası ölümdü.
Bütün bu geleneklerin, kökleri Antik çağlara kadar gitmektedir. Meşe Ağacı gök tanrının gücünü yansıtmaktaydı. Kökleri çok eskilere giden bu inanç özellikle M.Ö.II. yüzyılda Galatia Bölgesinde çok yaygındı. Meşenin dayanıklılığı onda tanrısal bir gücün bulunmasıyla açıklanırdı. Bu kutsal Meşe ağacı Tanrının bir görüntüsü olarak kabul ediliyordu. (Eyüboğlu 1990,165v . d .)
M.Ö. 3. yüzyılda, Trakya üzerinden Küçükasya' ya göç eden Keltler, Hellenlere göre Güneş tanrısı Helios' un her kış terkedip gittiği ülkede otururlardı. Keltlerin yaşadıkları ülkeler, Antik Yazarlar tarafından, "dünyanın öbür ucu " olarak adlandırılırdı. Antik yazarlara göre Keltlerin bulundukları ülkede, korkunç ve büyük hayvanlar yaşardı. Buralar çiçeksiz, meyvesiz, buz tutmuş ormanlar içindeki topraklardı. Pausanias' a göre Keltler Avrupa’ nın kuzey-doğusunda, büyük denizin kıyılarında ve gemiyle gidilemiyecek kadar uzak bir bölgede otururlardı.
KELTLER, Ren nehrinin kuzeyindeki Herkynia Ormanlarında otururlardı. Ormanın kapladığı alan, Ren ve Tuna' nın boyunca devam ediyordu. Fakat Keltler okadar kalabalıklardıki, Ren' in güneyinde koloniler kurarak genişlemeye başladılar. Bu arada Germen kabilelerinin istilalarına uğradılar ve Ren' in iki yanında yer alan Keltler ve Germenler bazen dost oldular, bazende iki düşman olarak karşı karşıya geldiler. M.Ö. 2. bin' de Keltler Britanya Adalarına kadar ulaştılar. M.Ö.I. binde bütün Avrupa' ya yayıldılar. Keltler, M.Ö.5. yüzyıldan itibaren kadın ve çocuklarıyla beraber doğuya ilerledikleri sırada Aşağı Tuna ülkelerini istila etmişler, ikinci Demir Devri denilen zaman diliminde BALKANLAR’a ve TRAKYA’ya indiler.
Keltler, dağlık, sert ve yüksek iklimli bölgelerinsanlara özgü iri, dayanıklı, sert mizaçlı insanlardı. Hatta Keltlerin bu yaradılışlarında sert bir hava hakimdi. Bu sebeplerden Keltler. M.Ö. IV. yy.’ da cesaretli ve aşırı derecede savaşçı askerler olarak tanınmışlardır.
KELT RAHİPLERİ DRUİD’ler Kutsal ve Bilge’dirler ve onlara ‘’ MEŞE ADAM’’ anlamını taşıyan DRUİD denilmektedir. Onlar Kutsal Meşe’nin Konuştuğuna inanırlar. Meşe ağacına zarar vermenin cezası ölümdür. Aslında ağaca ve ormana verilen önem, onlarınDoğa’ya olan sonsuz ve bilinçli Saygılarının ,gerçekten kutsal olan ifadesidir.
DOĞA VE KUTSAL TÖRENLER
Klasik yazarlar bir çok eserlerinde mevsimsel şenliklerde tarlaların ateşle nasıl arındırıldığını anlatırlar, meşaleli alaylardan bahsederler.
Gündönümü ritüellerinin en önemli teması "kuyudan su çekme" dir. Bu şenliklerde suyun önemi çok büyüktür. Zamanın eskitemediği uygulamanın Hıristiyanlıkta aldığı şekil, bütün kiliselerde ve Epiphany Yortusunda vaftiz için su kullanılmasında görülmek¬tedir. Suyla ilgili en önemli ritüeller arasında, akarsularla ilgili olanlar da bulunmaktadır.
Örneğin Rusya' da son zamanlara kadar St. Petersburg' daki Neva nehrinin, Don ve Volga Nehirlerinin sularını, görkemli törenlerle kutsama geleneği devam etmekteydi. Bu törenler, akşam karanlığında başlar, şafakta son bulurdu. Gece devam eden bu törenler, yakılan meşalelerin altında, çok gizemli ve şiirsel görüntüler verirlerdi muhakkak.
Bu törenler gibi,TOPRAK ANA ( KYBELE) kutsal törenleride gece başlardı. Bütün gece uyanık kalmak , GÜN DOĞUMU’NA TANIK OLMAK, Güneş ışığının , AYDINLIK VE SICAKLIK VERMESİYLE , YENİ BİR BEREKETİN DOĞUŞUNA EŞLİK EDEBİLMEKdemekti ve ritüellerle bu özel olayı kutlamak anlamına geliyordu. Yapılan bu törenlerde, kadın¬lar çok önemli roller üstlenirlerdi.
Ateş Yakmak, Kış Dönümü Törenlerinde, yaşamın yeniden doğuşunu temsil ederdi. Böylece gün dönümlerinde ateş yakma, evrensel uygulamalarla birleşir ki bu da evlerdeki ateşlerin yeniden yakılmış olmasıdır.
Ateşle yapılan törenlerde, sönmekte olan közler, birer birer suya daldırılırken, tanrıdan istenilen dileklerde söylenirdi. Yakarışlar, tahıl, bitki, büyüme, rüzgar, tarla ruhlarına yapılırdı. Tanrı duaları kabul ederse, tapınılan yere taze bir ağaç dikilir, dallarına da koyun postları asılırdı. Tanrıya; koyunun iç yağları, öküzler ve benzeri hayvanlar sunulurdu.
Örneğin Hitit ritüellerinde tanrılara 12 koyun sunulmaktaydı. Postlar da mutlaka bu kutsal yerde bırakılırdı. 12'li sunular, Hitit ritüellerinde yaygın olan bir özelliktir. 12 kap ve 12 somun ekmek ise kötü ruhları kovan tanrılara sunulurdu ancak bu 12' li sunu Hitit' lerle sınırlı değildi. Homeros ve Sophokles, eserlerinde bu sunulardan bahsetmektedirler.
KUTSAL AĞAÇ - BEREKET AĞACI
Baharın başlaması ile kutlanan Asya Attis Mysteria' larında kutsal bir bölgeye, bir çam kütüğü dikilirdi. Bu ağaçlardan sorumlu olan rahiplere de "Ağaç Taşıyıcıları" denilirdi. İsis, Adonis ve Persephone mysteria' larında da benzer törenler yapı¬lırdı. (Firmicus Maternus , c . 27 , Hopd . a . g . e5I)
Hieropolis ' te "uzun ağaçların kesilip avluya konuldukları" yazılı kaynaklarda anlatılmaktadır.
Çağımızda bu ayin, Yaz başında Bahar Direği dikme töresinde yaşamaktadır. 19. yüzyılda Gürcistan’ da nisan ayının son günlerinde kiliseye, kesilmiş, kutsal meşe ağacı getirmek geleneği vardır.
Kötülüklerden arınmak için, sol ayağın post üzerine konulması bile yeterli olarak kabul ediliyordu.
Ağaçlara, kütüklere asılan postlar ve başka hediyeler, Bereket amacıyla yapılan sunulardır.
GÖK TANRI İNSANLARA YAŞAM-BEREKET - GÜÇ VE DEVAMLILIK BAĞIŞLAR
Kültürler boyu yapılan ritüeller, töreler ışığı altında, Istranca' larda Eski Köy' de düğün günü hazırlanan Bereket Ağacı' nın, üzerine asılı hediyelerle donatılmış olan o küçük çam ağacının, o düğündeki yerini düşünürsek, yolumuz çok eskilere, Puruli şenliklerine, St.George günü kutlamalarına kadar uzayacaktır.
Istrancalar’da Eski Köy’de,
Bu ağacın anlamını, neden hazırlandığını sorduğumda, " Bu bereket ağacıdır, gittiği yere uğur ve bolluk getirecektir" demişlerdi. ORTAK SOYAĞACINA SAHİP KÜLTÜRLER,Onbinlerce yıldanberi kesintisiz olarak devam etmişlerdir.
' "....Sudan fazla içki vardı masanın üzerinde,
Yemek çeşitleriyse saymakla bitmez.
Kaplar parçalanacaktı neredeyse
Koca Geyik gövdelerinin ağırlığıyla.
Türküler, eğlenceler başlamamıştı henüz....
.....Türkü sesleri sardı çevreyi yeniden.
Dilleri çözüldü bütün suskunların.
Nart köylerinde sık sık düzenlenen
Şen, büyük Toy' larda olduğu gibi
Yuvarlak kaplarda etler yenirken
Konuklar zaferle ellerini çırptılar.
Küçüklerden biri çıktı başladı dansa.
Özel bir danstı, içki kupasıyla oynanan.
Herkes çok ustaydı dansta, oyunda.
Tam iki gün sürdü gece gündüz.
Şölen bitip, dağlara doğru yola çıkarlarken.
İnsan seli oluşmuştu yolun her iki yanında....."
Trakya' da Istrancalar' da, Eski Köy’ de, bana anlatılanlar, sanki Nartların binlerce yıl önce yaptıkları....
.....ESKİKÖY’DE, suyun kenarında verilen düğün veya bayram yemeklerinde su gibi içki içilirmiş ve eskilerde; masalarda, mutlaka geyik eti bulunurmuş. O zamanlar, Istranca ormanlarında, avcılar bol bol geyik avlarlarmış.
Sonra da danslar başlarmış. Bazen eğlence iki gün sürermiş ve davullar hiç susmazmış. En azından ben, hiç durmadan, 24 saat davul çalındığına şahit oldum.
Trak' lar,İskit' ler, Kafkas ve Altay Kökenli bütün Savaşçı ve Atlı Kavimler, daha sonra İRLANDA ve Kelt'ler, bütün Kuzey Kavimleri Kültürlerinde, dans, müzik, bol et ve içki tüketilen Şölenler ve Kutsal Davul, binlerce yıl, önemlerinden hiç bir şey kaybetmeden, süregelen olgulardır.
Davul, onların coşkulu iç dünyalarının ve çok hızlı yaşam biçimlerinin sesi olmuştur. Davul sesi, onların güçlü kişilikleri ile özdeşleşmiştir, onların söyleyemediklerini ifade etmiştir. Davul sesi, Gök Tanrının o müthiş Gök Gürlemesi sesine en yakın ses olmuştur.
Bu insanlar kendilerini doğa ile bir bütün haline getirmişlerdi ve yaşamları, doğanın yaşamı ile birleşmişti. Onlar kendilerini Atları ile bütünleşmiş sayarak tarihin akışını daima kendi istedikleri yöne çevirebilecek kadar doğanın verdikleri ile tek vücut olmayı biliyorlardı.
Tarih boyunca bu beceriyi bir başka kavime kaptırmadılar. Doğanın içinde yaşadılar, doğanın verdikleri ile barınaklar yaptılar, giyindiler, kutsal demir madenlerini bulacak ve işletecek kadar güç aldılar doğadan.Her türlü madeni,altını işlediler, günlük hayatlarında, savaşlarda, takılarında vede atlarının koşum takımlarında kullandılar.
İnançlarında ,aracıya hiç ihtiyaçları olmadı. İnanç sistemleri kendiliğinden gelişti, çünkü onlar, dağlarla, yıldızlarla, ağaçlar ve sularla, hayvanlarla konuşuyorlardı. Taşlarla ve kayalarla fısıldaşıyorlardı.
Onların kendilerini duyduklarına inanıyorlardı. Gök gürlemesini ve yıldırımı kendi yaptıklarına ve söylediklerine karşılık, kızgınlık olarak algılayabilecek kadar güçlü bir bağ kurmuşlardı doğa ile.
Yaşam becerileri ve düşünce yetenekleri olağanüstü güçlüydü.. Artık doğa ile yarışa girebileceklerini dahi düşünüyorlardı. Atlarını rüzgarla yarıştırdılar, silahlarını, oklarını, mızraklarını rüzgardan daha hızlı kıldılar.
Ormanların içlerine gizlenerek görünmez olmayı öğrendiler. Kendilerini yıldızların çocukları olarak gördüler.
OSMANLI’DA NAHIL ( BEREKET AĞACI)
Osmanlı Düğünlerinin vazgeçilmez süsü NAHIL, Bereket ve Yardımlaşmayı ifade eder ve Osmanlı Kültüründe her çeşit Düğünlerde çok özel bir yere sahiptir.
Nahıl bazı özel törenlerde 25m. Yüksekliğe ulaşan, iskeleti demirden yapılan , üzerinde çıkıntıları, çengelleri bulunan büyük bir gövdeden oluşur.Çengeller ve çıkıntılar üzerine, çiçeklerden, çeşitli meyvalardan, parlak taşlardan, parlak şeritlerden ve daha pek çok güzel görünümlü cisimlerden oluşan süslerle beraber,düğüne gelen davetlilerin hediyeleride asılırdı. Nahıl Süslemek çok önemli bir işti ve özel NAHIL USTALARI bu süslemeyi sanatlarını ortaya koyarak yaparlardı. Nahıl düğün alayı ile birlikte getirilirdi. Bazen ikinci bir Nahıl, Gelin Arabasının önünde götürülürdü. Onu çeiz bohçaları, şekerler,tatlı tepsileri taşıyanlar takib ederdi. Bu görkemli Nahıl Geleneği ‘ni çok ayrıntılı biçimde ,ilgili sitelerde bulmak mümkün.
Aynı geleneği, bir kere dahi olsa Istranca Köylerinden birinde bulmak , benim için büyük bir şans oldu.