Trakya
Eski Köy'de Düğünler
Eski Köy'de Düğünler

Köyden Yarifer hanımın bahçesinde oturmuş sohbet ediyorduk ki küçük tokat (avlunun küçük kapısı) açıldı ve içeriye bir hanım girdi. Elinde ki torbadan çıkardığı küçük külahları bizlere dağıttı. Yarifer hanım torbaya bir yirmibeş bin lira attı. Bir tanede ben attım. Meğer bu bir düğüne davet şekliymiş. Her eve gidip, düğün daveti yapıp, şeker dağıtan bu hanıma İnge (yenge ) deniyor. Davetlilerde İnge' ye gönüllerinden ne koparsa veriyorlar.
Evlenecek kızın çeyizleri uzun zamandan beri hazırlanıyormuş. Yataklar, yor¬ganlar köyde el birliği ile dikilmiş. Gelinin sandık eşyası zaten yıllardan beri hazırlanıyormuş. Danteller, örtüler, çarşaflar hepsi çoktan hazır.
Hazırlanan bu çeyizler gelinin evinde bir odada 2 hafta sergileniyor ve herkes gelip, çeyizi mutlaka görüyor. Çeyizin toplanacağı gün evde mevlut okutuluyor. Toplanan çeyizler otomobillerle gelinin oturacağı eve götürülüyor ve yerleştiri¬liyor. Ev hazır olduktan 2-3 gün sonra düğün yapılıyor.


Esas düğünden önce kız evinde kına gecesi yapılacak. Köyde bütün düğünler yaz ayla¬rında yapılıyor. O büyük bahçelerde düğünler çok coşkulu bir şekilde kutlanabiliyor. Tabii birde bütün köyün davetli olduğu düşünülürse. Onca insan ancak sığıyor bu bahçelere.
Kız evinin bahçesi kına gecesi öncesinde renkli ampullerle donatıldı. Komşulardan alınan iskemleler bahçeye sıralandı. Evde tepsiler dolusu baklava ve börekler hazırlandı.

Kına gecesinde kız evinde ziyafet ve eğlence var. Önce gelinin eline kına yakılacak, sonra bahçede köyün bütün genç kız ve delikanlıları birlikte eğlenip danslar edecekler. Bu gecede daha çok gençler var. Onlar gönüllerince coşacaklar.
Yaşlılar kına gecesine gelmedikleri için onlar daha rahat hareket edebilecekler. Evde de iki tarafın akrabaları hep birlikte akşam yemeği yiyecekler.
Gelinin saçları gündüz Vize’ de kuaförde yaptırılıyor. Artık her şey hazır. Kına gecesinin yapılacağı o cumartesi günü sabahtan başlayan davul, zurna sesi gece yarısına kadar hiç ara vermeden devam etti.

Ertesi gün esas düğün günü. Davullar yine başladı sabahtan itibaren. Öğleye doğru bu sefer bütün davetliler erkek evine gitmeye başlıyorlar. Kına gecesi gelin, saçı bozulmasın diye pek uyumuyor. Düğün günü makyajı yapılıyor ve erkek evine gidiliyor. Gündüz yapılan bu törende geline takıları takılıyor ki bu oldukça uzun süren bir seramoni. Gece devam eden düğünde ise damada verilen hediyeler, paralar ve saat takılıyor. Damat, gündüz bahçede kurulan içkili sofrada yiyip içiyor ve bu sırada damat tıraşını oluyor. Bu arada masadan kalkıyor, yüzünün yarısı traşlı, yarısı traşsız ve sabunlu olarak davul, zurna eşliğinde arkadaşları ile beraber oynamaya başlıyor. Bu damat traşının kutlanmasıdır. Bu arada damadın traşını yapana ayrıca hediyeler verilir. Damadın traş töreni bitince, damat eve girer ve damatlıklarını giyip gelinin yanına gelir. Gelinin takı merasimi de bitmiştir artık.
Vize' den getirtilen org bir köşeye yerleştirilmiştir. Artık hep birlikte dans etme zamanıdır. Kıvrak oyun havalarına davul ve zurna da eşlik ederken, gençler kızlı erkekli, aralarına gelin ve damadı da alarak çok büyük bir daire meydana getirerek çok hızlı bir tempoda dans etmeye başladılar.
Gelin, damat, ailenin tüm fertleri, bütün arkadaşlar, herkes ama herkes bu hareketli ritme ayak uydurarak saatlerce dans ettiler. Bu öylesine coşkulu bir kutlama ve öylesine güzel bir törendiki, tek bir ayrıntıyı bile kaçırmadan seyrettim onları. Trakya düğünleri bir başka idi.

Kaç-göç yoktu, herkes bu olayı birlikte paylaşıyordu, çok içten bir kutlamaydı bu. Çok etkilendiğimi belirtmeliyim.
Ben kalıp izlemedim ama düğün gece geç saatlere kadar devam etti. Daha sonra gelin ve damat Çakıllı' daki evlerine arabaları ile gitmişler.
Eski Köy’ de erkek tarafından, gelin için çok fazla takı isteniyor. En az 5 altın bilezik, 2m. altın kordon ve yine altın Trabzon işi bilezik ve kolye. Bunlar gelin içi istenenler. Aile kendisi için; 150 balya ot, 150 balya yulaf, 4 ton arpa ve 7-8 hayvan istermiş. Ancak bu istekleri her aile yerine getiremediği için de kızların çoğu çareyi erkek evine kaçmakta buluyormuş. Ailelerin bir kısmı bu istekleri karşılaye bilmek için bir kaç hayvanını yada tarlalarından birini satmak durumunda kalıyor.
ESKİ KÖYDE BİR BAŞKA DÜĞÜN, BİR BAŞKA GELENEK
Bu düğün bir başka düğün. Evrenli köyünden bir genç kızın, Eski köyde ki bir delikanlıya kaçışının öyküsü bu.
Erkek tarafı, kızı tam 3 kere istiyor, kız tarafı bir türlü razı olmuyor. Sonunda, oğlan kızı kaçırıp, kendi evine anasının babasının yanına getiriyor. Erkek tarafı hemen düğün hazırlıklarına başlıyor. Şekerli külahlarla davet yerine bu sefer düğünden bir gün önce cami imamı minareden anons yapıyor ve tüm köyü düğüne davet ediyor. Anons yapıldığı günün gecesinde geline kına yakılacak. O gün damat gelini alıp Evrenli Köyüne anne ve babasına götürüyor ancak aile onları kabul etmiyor. Erkek tarafı üzerlerine düşeni yaptıkları için içleri rahat.
Kına gecesinin ertesi günü, büyük düğün yapılacak. Oğlan evinin bahçesine iskemleler diziliyor, davullar, zurnalar getirtiliyor, gelinin saçı ve makyajı yaptırılıyor. Bir de güzel gelinlik giydiriliyor. Artık her şey hazır. O gün sabahtan başladı davullar, köy davul sesleri ile inliyor.
Düğüne bizde çağırıldığımız için gidiyoruz. Bahçe davetlilerle dolup taşıyor. Gelin ortalarda bir yerde sandalyeye oturmuş. Başına bir kırmızı yemeni konulmuş, ancak bu yemeni yüzünü örtmüyor, sadece yapılacak bir seramoni için duvağın üzerine iliştirilmiş.
Bu arada davullar devamlı çalıyor ve gençler Trakya' nın o hızlı tempolu dansın hep beraber yapıyorlar.
Davetli hanımlar gelinin başına toplanmışlar bekliyorlar. O sırada kayınvalide geliyor, gelinin tam karşısına oturuyor. Elindeki şeker dolu kaptan aldığı bir şeker 3 defada geline yediriyor. Sonra yer değiştiriyorlar. Gelinin oturduğu iskemleye kayınvalide oturuyor. Bu sefer gelin ona 3 kerede şeker yediriyor. Sonra kayınvalide gelini yanaklarından öpüyor ve başından aşağı kağıtlı şekerleri döküyor.
Bu seramoni, her ikiside birbirlerine karşı tatlı dilli olsunlar diye yapılıyor. Artık sıra takı merasiminde. Aileden bir hanımın idare ettiği takı töreni başlıyor. Kim ne takıyorsa , o hanım yüksek sesle ilan ediyor. Kırmızı kurdeleli altınlar, sıra sıra iğnelenmiş paralar. Takı töreni bitince gelin de ortada oynayan arkadaşlarına katılıyor.

Bu arada damat, içeriye kurulmuş bir masada hem yemek yiğiyor hemde damat traşı oluyor. Sonra bir ara traşın yarısında, arkadaşları ile ortaya çıkıyor ve damat traşı oyununu oynuyor. Yüzünün yarısı sabunlu olarak yapıyor bu oyunu.
Daha sonra damat içeriye damatlıklarını giymeye gidiyor. Bu arada gelin de içeriye götürülüyor. Biraz sonra başı ve yüzü kırmızı örtü ile örtülmüş olarak dışarıya çıkıyor. İki yanında eltileri olan iki yenge var.Gelin ve yanındakiler bu vaziyette beklerken, damat giyinmiş olarak evden çıkıyor. Bu sırada damadın arkadaşları, saplarına renkli kurdeleler bağladıkları tüfekleri ile başlı¬yorlar ateş etmeye. Silahlar, davullar, alkışlar ortalık mahşer yeri gibi.

Damat geline doğru yürüyor, kırmızı örtüyü kaldırıp yüzünü açıyor. İki yanağından öpüyor. Bu arada yere ikisinin arasına içi su dolu bir bakraç konuyor ve damat bu bakraca ayağı ile çarpıyor, sular yere dökülüyor.
Bu bir seramoni. Evliliklerinde bereket olsun, su gibi kolay ve akıcı bir evlilikleri olsun diye yapılırmış.
Bu törenler bitince damat gelinin koluna giriyor ve eve giriyorlar. Bu da bir seramoni aslında. Biraz sonra dışarıya çıkıyorlar ve gelin, damat, arkadaşları, kadın, erkek, çoluk, çocuk herkesin katıldığı halay başlıyor. Bir müddet sonra gelin halaydan çıkıyor. Ortada damat ve arkadaşları kalıyor. Erkekler oynamaya devam ediyorlar ve bu oyunlar saatler boyu sürüyor.

Düğün danslarında Balkan folkloru izleri hemen farkediliyor. Çok hızlı ayak hareketleri ile o çok hızlı tempolu müziğe eşlik ediyorlar. Bu danslar : pancar, tulum gibi isimler alıyor. Anneler ve babalar bu dansları çok iyi bildikleri için yetişen çocuklar da çok iyi öğreniyorlar. Bu dansların en güzel yanı kadın ve erkek beraberce oynanıyor olması.
Bir başka düğünüde izlemiş olmak, diğer düğünde izlemediğim gelenekleri görmüş olmak bana mutluluk veriyor.

ESKİ KÖYDE ESKİ DÜĞÜNLER
Eski Köy ilk kurulduğu yıllarda, evler dahil her türlü yapı İğmeli olarak yapıldığı sıralarda, düğün adetleride şimdikilerden çok farklı imiş. O yıllarda düğünler tam 5 gün sürermiş. Bu 5 gün herkes doyasıya eğlenirmiş.
Birinci gün geline kına yakılırmış ve o gece kına gecesi gelinin evinde kutlanırmış. Kadınlar kendi aralarında eğlence tertib ederler ve çeşitli ikramlar yaparlarmış.
İkinci gün gelinin saç örme merasimi olurmuş. Şarkılar, türküler, yemekler o gün de öyle geçermiş.
İkinci gün gelinin saçı örüldükten sonra, bozulmasın diye başına oyalı bir yemeni bağlanırmış.
Üçüncü gün gelinin hamam günüymüş. O gün geline bir takım süsler yapılırmış. Hamam faslı bittikden sonra evde tatlılar yenilir, şerbetler içilirmiş. Dördüncü gün esas düğün günü olarak kutlanırmış. Geline takılar, damada para bu günde takılır ve daha sonra ziyafet verilirmiş. Davul ve zurna eşliğinde mahalli danslar yapılır, yenilir, içilirmiş. O gece gelin ve güvey yine baba evlerinde kalırlarmış.
Beşinci gün köyün bütün gençlerinin ve damadın da katıldığı bir at yarışı düzenlenirmiş ve bu yarış çeşitli şekillerde tekrar edilirmiş. İşte bu yarışlardan ve akşam yenilen yemekten sonra yeni evliler kendi evlerine giderlermiş.
Eski düğünlere ait bir tek âdet, 15-20 yıl öncesine kadar hala yapılıyormuş. Uzun ve kalın bir sopaya iki metre basma bayrak gibi asılırmış. Bu hazırlanan sopayı gelin ve damadın ailesinden gençler iki ucundan tutarlar, davul ve zurna eşliğinde bütün evleri dolaşırlarmış.
Her uğranan evdeki aile, bu basmanın üzerine bütçesine göre para ve altın asarlarmış. Sonra üzeri dolan basmalı sopa gelin evine getirilirmiş. Bu bir gün boyunca köye şenlik ve hareket veren bir olay olurmuş.
Şimdi artık ne basmalı sopalar kalmış ne de at yarışları. Eski köyde bir tane bile at yok artık. At yetiştiren yeni ve modern çiftliklerdeki atları saymıyorum.
Onlar bu köye yeni gelen İstanbullu ailelerin yarış için yetiştirdikleri, çok özel atlar.
Eski köy o düğünlerin yapıldığı sıralarda, kesif orman dokusu içindeki iğmeli evleri ve binek atları ve de atlara çok iyi binen gençleri ile Trakya' ya ve Traklara daha yakışan ve Trak' ların yaşantılarını anımsatan bir yaşamın olduğu bir köymüş.
Köyde akşam oluyor. Ben yazımı yazarken aşağıdan ovadan davul sesleri geliyor. Okçular köyünde düğün var. Gündüz, Vize' den dönerken hemen yolun kenarındaki bir bahçede yan yana konmuş 4 kuzina üzerinde yemekler pişiyordu.
Önce bunun ne olduğunu anlayamadım ancak bizim köyden de davet olunanlar, Okçular' da düğün olduğunu ve o kuzinalarda da düğün yemeklerinin pişirildiğini söylediler.
Okçular' dan gelen davul seslerine silah sesleri karışıyor. Istranca' larda yine düğün davullarının sesleri yankılanıyor...
ESKİ KÖYDE ASKER DÜĞÜNÜ
Köyde askere gidecek gençler için yapılan törenlere düğün deniliyor ve bu düğün¬ler çok şenlikli ve görkemli oluyor. Bu bir kutlama töreni sanki. Ailelerin evlatla¬rının askere gidişlerinden duydukları gururun coşkusu.
Köy meydanında bu kutlamalardan 2 gün önce hazırlıklar başlıyor. Ağaçlardan ağaç¬lara, direklerden başka direklere sayısız ipler geriliyor. İplerin üzeri Türk bayrak¬ları ve renkli ampullerle donatılıyor. Düğünlere bir iki gün kala herkes davet edi¬liyor. Kutlama günü ailelerin bahçesinde verilen ziyafetlerle başlıyor. Masaların üzerleri donatılmış sanki. Börekler, pilavlar, tatlılar, şerbetler, ayranlar... Bahçelerde ağaçlar renkli ampullerle süslenmiş. O dönem köyden kaç genç askere gidiyorsa o kadar bahçede aynı telaş ve şenlik var. Sonuna kadar açılmış teyplerde hareketli balkan müziği, Rumelinin hızlı tempolu ritmi var. Bahçede yemekler yenil¬dikten sonra, danslar ve halaylar başlıyor.
Düğünlerde gelinin duvağı üzerine kırmızı ve desenli bir yemeni konularak koca evine yollanıldığı gibi, burada da asker adayının boynuna aynı kırmızı yeme¬ninin bağlandığını görüyoruz. Köy bakkalında kırmızı yemeniler asker ve gelin yeme¬nisi diye satılıyor. Raflar bunlarla dolu. Kırmızı renk, kırmızı kumaş kötülüklerden korur. Bu bir Şaman inanışıdır. Bu insanlar bilerek yada bilmeyerek bu inancı devam ettiriyorlar.
Düğün evinin bahçesinde coşan gençler, bu sefer davul ve zurnalar eşliğinde köy meydanına geliyorlar. Meydan da muhteşem bir görüntü var. Her yer bayraklarla donatılmış, rengarenk ampuller etrafı ışığa boğmuş. Şenlik işte asıl burada başlıyor. Davulların sesleri köyü ayağa kaldırmış. Davulcular ortada o kocaman davuları hem çalıyorlar, hem de oynuyorlar. Gençlerin hepsi ortada. Bu sınırsız coşku karşısında çok heyecanlandığımı hissediyorum. Daha önce böyle bir şenlik izlediğimi hiç hatır¬lamıyorum.
Annelerin, babaların, nişanlıların gözleri dolu dolu. Aynı anda hem mutluluğu hem de hüzünü birlikte yaşıyorlar. Çok zor bir an onlar için düşünüyorum. Aslında hepimizin içinde sadece burukluk var.
Gece yarısını geçiyor. Eğlence, temposundan bir şey kaybetmeden geç saatlere kadar devam ediyor.
Ertesi gün askerler otobüslerle uğurlanıyorlar.
Bu sefer köyde diğer düğünlerde olduğu gibi neşe yok. Şimdiden o meraklı bekleyiş başladı bile.
Eski Köyde ben insan hayatında ki önemli günlerin nasıl dolu dolu yaşandığını bütün bu günlere hak ettikleri değerin nasıl verildiğini ve "önemli" kelimesinin nasıl yerini bulduğunu çok iyi ve asla unutmayacağım şekilde öğrendim.
KÖYDE SÜNNET DÜĞÜNLERİ
Eski köyde sünnet düğünlerinin önemi çok fazla. Aslında çocuklar için daha önem ailelerinin gözünde kendilerini ilgi merkezi olarak gördükleri en mühim olay bu. Sünnet düğünü bir kaç gün devam eden önemli bir kutlama.
Düğünün yapılacağı evde epey önceden hazırlıklar başlıyor. Vize yada Saray' a gidilerek güzel kıyafetler alınıyor, mutlaka davetiye bastırılıyor. Davetiyelere ev dolaşılarak dağıtılıyor. Komşuların yardımlarıyla tepsi tepsi börekler ve tatlılar yapılıyor. Evde sünnet çocuğuna özenilerek, güzel ve özel bir yatak hazırlanıyor. Yatağın üst kısmına cibinlik gibi, büzülerek yukarıda toplanmış ve önü açık tül perde konuluyor. Bu perdenin üzerine çok çeşitli renklerde, etrafları nefis oyalarla süslü yemeniler boy boy asılıyor. Asılı duran 20-25 tane renkli yemenin meydana getirdiği görüntü son derece canlı ve ilgi çekici. Burada bir renk cümbüşü meydana geliyor ve bu belkide çocuğu oyalasın diye yapılıyor. Bu tarz süsleme eski Şaman adetlerine götürüyor beni. İlk gece sünnet çocuğuna kına gecesi yapılıyor. Çocuğun avucuna yada serçe parmağına kına yakılıyor. O gece gelen misafirlere ikramlar yapılıyor. Ertesi gün evin bahçesinde büyük bir sünnet düğünü yapılıyor ve bütün köy katılıyor bu düğüne. O gün sabahtan başlıyor davullar çalmaya. Ailenin mali durumu iyi ise 3 davul ve bir okadar da zurna birlikte çalıyorlar.
Köy davul sesleri ile inliyor. Çocuklar olabildiğince coşmak istiyorlar. Bu arada kendilerine dağıtılan şekerleri yiyiyorlar. Çocuğa hediyeler veriliyo altınlar takılıyor. Aile çok mutlu. Ortada oynayanlara onlarda katılıyor. Baba bir başka coşkulu. Onu yerine oturtmak mümkün olmuyor.
Bir kaç gün sonra evde sünnet mevludu okutuluyor. Köyde bir kutlama daha sona eriyor.
Istrancalarda Sefalan dağ köyünde yapılan bir sünnet düğününde, başlarında nefi oyalı yemenileri ile 30 genç kız düğüne gelen misafirlere kına dağıttılar ve bu sırada davullar çalıyor, silahlar atılıyor. Bence bu çok ilgi çekici ve görkemli bir törendi. Kına dağıtma töreninden sonra davetliler çok zengin sofralarda ağırlandı.
Bütün bu kutlamalarda ilgimi çeken nokta, her türlü olayın gelişigüzel değil, belirli bir sıraya göre yapılıyor olması idi. Tıpkı eski ritüellerde olduğu gibi bu kutlamalarda da belirli ve iyi bilinen kalıplar kullanılıyordu. Bu köylerde birden fazla kutlamaya katıldığımda bu konuda doğru düşündüğümü kesinlikle anladım.