Trakya
İğmeli Evler
İğmeli Yapılar
İğmeli Yapı Doğanın verdiği malzeme ile yapılmıştır.
Üzerinde doğaya aykırı birşey taşımaz...


Istrancalar
Bir step kültürü olan trak kültürü, binlerce yıl süren göçlerle, çok uzun bir yol katetmiş olan ata'lar mirasını, türkiye trakya'sında yapılan araştırmalar ve kazılar sonucunda bizlere göstermiştir.
Özellikle yaşam birimleri, teknik ve planlarındaki özellikleri, binlerce yıl orta asya stepleri, sibirya ve kafkasya bölgeleri, kuzey asya ve avrupa bölgeleri, irlanda ve özellikle iskoçya bölgesi, iskandinav ülkeleri ve balkanlar' da olduğu gibi aynen muhafaza etmişlerdir.
Balkanlar’ da ve trakya bölgesinde yapılan kazılarda şu ana kadar m.ö. 7. Binde iğmeli ev kalıntıları tespit edilmiştir.
Varlığı tespit edilen iğmeli yapılar, balkanların tamamında ve ormanlarla kaplı dağlık ıstrancalar bölgesinde , binlerce yıldır kullanılan bir konut tipi olarak karşımıza çıkmaktadır.
Köken kültür, kaybolmadan ve yok olmadan varlığını sürdürmüştür. Trak kültürü bir step kültürüdür dediğimiz zaman, yerleşim şekilleride dahil olmak üzere, traklarda gördüğümüz bütün kültür öğelerine iskoçya, irlanda, sibirya, tuna boyları, iskandinav ülkeleri ve tüm balkanlar' da rastlamaktayız.
İğmeli yapılar, ahşap çatı konstrüksüyonunda-tepede mahya kirişi ve iki yanda karşılıklı olarak, tepedeki yatay mahya kirişinde birleşen çatı yan kirişleri içermektedir ve bütün bu öğeler, çeşitli kalınlıklardaki ağaçlardan yapılmışlar¬dır. Çatının üzeri kamış ve samanlarla örtülüdür ve üzerlerine baskı ağacı denilen ince dallar konulmuştur.
Dikine yerleştirilmiş yan duvar kirişleri, toprağa açılan çukurların içine yerleştirilen kısa ve ince ağaçlardan meydana geliyordu.
Bu ince ağaçların araları dal-örgü sistemi ile örülmüştür. Gece hazırlanan ve ıslatılan dallar, sabah güneş doğmadan önce örülüyor ve güneşin onları kurutması önleniyor. Dal-örgü sistemi ile örülen yan duvarlar, iç kısımlarından çamur sıva ile sıvanıyor ve evin dış etkilerden korunması sağlanıyor ancak bazen yan duvar, dış kısımdan da sıvanabiliyor.
Istranca dağlarında bazı köylerde son örnekleri kalan, 70-80 yıllık iğmeli yapılar, teknik ve plan olarak binlerce yıllık geleneği devam ettirmektedirler.
Ancak köy sakinleri, bakımı ve onarımı çok emek isteyen bu eski yapıları birer birer yıkarak yerlerine briketten yapılmış ve üzerleri beyaz badanalı, güzellik ve çekicilikten yoksun yeni samanlık yapılarını kondurmaktadırlar.
ESKİ KÖYDE İĞMELİ YAPILAR

Eski Köyün Kale Mahallesi, Aşağı Mahalle, Korugölü ve Bayırcık bölgelerinde, avlu içinde yer alan iğmeli yapılar, bizi bu günlerden alıp Trakya' nın eski yaşantısına götürüyorlar.
İğmeli yapılar, Trakya mimarisinin tipik yapıları. Ancak Istrancalar' ın kesif orman dokusunun, her geçen yıl yavaş yavaş azalması ile bu yapıların yapımları da durmuş. İğmeli yapılar, doğanın kendisi ile inşa edilirler. Onların yaşam bulabilmesi için ağacın bol olması gereklidir
Şimdilerde, artık kullanılmaz olmuş bu yapılar, çevrenin yeşil dokusu ile mükem¬mel bir uyum içinde öylece duruyorlar. Aslında her biri, nefis, estetik yönden doyurucu birer anıt. Onları seyretmek heyecan duygusu uyandırıyor ve köyün sokaklarında dolaşırken karşılaştığım Dal-Örgü bu evler, sanki günümüzde değilde başka bir zaman diliminde köyde yaşıyormuşum hissini verecek kadar kuvvetli etkiler bırakıyor. Müthiş duygusal anlar yaşıyorsunuz onların arasında.
Onlar iyice harap duruma gelmeden, zamanın olumsuz etkilerine yenik düşmeden, Karadeniz'den esen kuvvetli kuzey rüzgarları, direncini yitirmiş saz damlarını alıp götürmeden; eskidir bakımı, onarımı zor oluyor diye yerlerine yenileri, o soğuk ifadeli biriket yapılar yapılmadan, sayıları iyice azalmadan hepsini belgelemek ve bir an önce onlarla ilgilenmek istiyorsunuz.
Köyün yaşlıları ve köyün en tecrübeli yapı ustası ile konuşmak, onlardan bu yapıların hikayelerini dinlemek gerek diye düşünüyorum.
Köyün en yaşlı kadınları Nazife Hala, Ayşe Nine ve Hanife Hanım ile konuşmam tavsiye ediliyor. Onlar kadar bu işi iyi bilen bir diğer kişide Yarifer Hanım.
Bu hanımların hepsi iğmeli evlerde oturmuşlar. Yarifer Hanım böyle bir eve Urgaz' dan gelin gelmiş.
Yapım tekniğini en iyi, yaşlı Hasan Usta’ dan öğrenebileceğim söyleniyor. Hasan Ustayı Kale mahallesindeki evinde buluyorum. Bahçede ağaçların altındaki tahta kerevetlerde oturup konuşuyoruz. Bildiklerini bana yazdırıyor. Bu işin kendisine soruluyor olmasından çok mutlu olduğu yüzündeki ifadeden anlaşılıyor.
Önce biraz heyecanlanıyor, sonra yavaş yavaş rahatlıyor. Anlatırken gözleri dalıyor. Devamlı uzaklara bakarak konuşuyor. İyice eskilere gittiği anlaşılıyor
Artık iğmeli yapı filan yok. Kim girecek öyle zahmetli işlere, diyor. Getirirsin bir kamyonla kum, çimento, biriket ve de yeterli sayıda kiremit işte bu kadar.
Yapımı kolay, onarımı kolay, bakımı basit ve zahmetsiz. Görünüşü mühim değil. İğmeli yapının güzelliği bunlarda yok ama ne yapacaksın, şimdi böyle.
İğmeli yapıların o ağır, çekici birazda gizemli havası, insanı saran, tabiat bütünleşmişliğini hissettiren havası, toprakla, yeşille, dal-örgü bedenlerin, kamış, saz, saman ve ağaç destekli damların tabiatla bir bütün oldukları, bütün bunlar olmasada oluyor artık şimdiyi yaşayanlarca.
Benim düşünceme göre iğmeli bir yapının çekiciliği, tartışılmaz özelliği, üzerinde tabiattan alınmamış tek bir öğe dahi bulunmamasında gizlidir.
Yapı başından sonuna kadar doğanın verdikleri ile inşa edilmiştir. Bu sebepten, baktığımda onları daima doğa ile bütünleşmiş olarak görüyorum.
Onlar sanki doğanın evleri. Akpmar Köyü (Eski Köy) yaklaşık 120 yıl önce ilk kurulduğunda köydeki bütün yapılar iğmeli olarak inşa edilmişler.
Oturulan evler, samanlık ve ahırlar, ambarlar ve bahçelerdeki helalar dahi dal-örgü sistemi ile iğmeli olarak yapılmışlardır.
Nineler, halalar, teyzeler hepsi de bu evlere gelin gelmişler. Köyün kuzeyine Karadeniz kıyılarındaki Bulanık Dereye kadınlı erkekli giderek, saz biçermişler kapıların üst örtüsü için.
Hasan Kahraman Usta anlatmaya devam ediyor. Biz diyor, bu yapılara kısaca saz ev deriz.
Bunların yapımıda şöyle olur.
Önce yaklaşık 50 cm. derinliğinde bir temel kazılır. Bu temel 50 cm. eninde bir kanal şeklindedir. Bu dikdörtgen şeklindeki kanalın ortasındaki bölge de ilk başlar da hiç bir işlem yapılmaz.
Kanal şeklindeki temel çukuruna önce irili ufaklı taşlar atılır. Taşların üzeri ve bütün boşluklar toprakla doldurulur. Sonra bu taşlı, topraklı dolgu tabakası üzerine 4-5m. uzunluğunda kalın ağaçlar yerleştirilir. Bu ağaçlara, KEN ağacı denir.
Genelde güney yönündeki kısa kenara gelen bölümde bu ağaç kavis çizdirile¬rek oturtulur. Önceden, temel çukuruda bu kavise uygun olarak kazılıp, doldurulmuştur.
Bazen de kısa taraf kavissiz dönülür, tam dikdörtgen plan uygulanır. Ken ağacının üzerine 50cm. yada yapının büyüklüğüne göre 1m. aralıklarla söve ağaçları çakılır. Bu ağaçlara ara dikme de denir. Bu dikmeler bazen 150cm. bazende 2m. yüksekliğinde olurlar. Temelin tam köşelerine esas kalın dikmeler çakılır.
Daha sonra bu ara dikmelerin araları (ulama=çubuk) ile örülmeye başlanır. Bu ulama çubukları fındık ağacının dallarından kesilir. En güzel ve en sağlam dal örgüsü fındık dallarından yapılır. Fındık dalları yaşken esnek olurlar, kolayca eğilip bükülürler.
Bazı İğmeli yapılarda dal-örgü kısımlar yerde, panolar halinde hazırlanırlar. Tıpkı sepet gibi örülürler ve kısa aralıklarla dikilmiş sövelerin aralarına yerleş¬tirilir ve bu sövelere çakılırlar.
Dikmeler arası tamamen örüldükten sonra kumsal toprağı ve samanla karıştırılarak hazırlanan çamurla içten ve dıştan sıvanırlar. Kullanıma ve isteğe göre dal-örgü beden bazen dıştan sıvanmaz.
Daha sonra yapının planına ve büyüklüğüne göre, içeriden üst örtüyü taşımak üze¬re 2 tane kalın ağaç tam orta eksen üzerine aralıklı olarak dikilir. Bu kalın ağaçlara PAPAZ AĞACI denir. Papaz ağacının bir tanesi, kavisli dönen kısa kenarın önüne gelecek şekilde dikilir.
Bu papaz ağaçlarının üzerine, yere paralel olarak uzun taşıyıcı ağaç yada BEL AĞACI çakılarak yerleştirilir. Yuvarlak lavisli dönen güney kısa tarafın orta eksen üzerinde hemen önüne dikilen kalın papaz ağacının tam tepe kısmına 12 den az olmamak üzere hazırlanan mertek ağaçları, yukarıda bir noktadan aşağıya doğru açılan bir yelpaze gibi çakılır ve bağlanırlar. Ağaçların aşağıda serbest kalan uçları dal-örgü beden duvarından destek alarak dışarıya doğru yaklaşık 70cm. çıkıntı yapacak şekilde uzarlar. Mertek ağaçları dal-örgü beden duvarına temas ettiği nok¬talarda dallarla ve tellerle sıkıca bağlanırlar.
Yapının üst örtüsü için her iki uzun taraftan mahya ağacına yada (bel ağacına) uçları birleşecek şekilde karşılıklı birer mertek ağacı uzatılır. Bunlar bel ağacı¬na çakılır ve bağlanırlar. Bu iskeletin üzerine, kafesler oluşturacak şekilde ince dallar aralıklı olarak yerleştirilirler. Dallar merteklerle temas noktalarında bağlanır ve çakılırlar.
Gerek yapının dal-örgü beden kısmı, gerekse çatıda kullanılan mertek ağaçları ve aralarındaki birleştirici ve üst örtüyü tutucu dallar kesildikten sonra 10 gün içinde kullanılmalıdırlar, çünkü bu ağaçlar 10 gün içinde yaş olarak kalırlar.
Bu işler için kullanılan en uygun ağaç DÜŞTÜBAK AĞACI denilen ağaçtır. Bu ağaç çok esnektir. Kolayca eğilebilir. Mayıs ayı kesim için en uygun aydır.
Bu ağaç çatı iskeletinin üzerine döşemek için en uygun olan malzeme Çavdar sapı¬dır. Çavdar sapları kiremit dizer gibi sıra sıra döşenir. Daha önce taneleri dövülerek ayrılmış olan çavdar sapları, sabah çok erken saatlerde henüz çiğ varken döşenirler. Zira o sırada bu saplarda yaştır. Geç saatlere kalınırsa güneşte kuruyan saplar, döşenirken kayarlar ve de bu durumda döşenmeleri mümkün değildir.
Çavdar sapının olmadığı zamanlarda damın üzerini örtmek için; saz, süpürge otu, iyi cins saman kullanılır. Çavdar sapları yada diğer malzeme ilk döşendikleri sene kaymasınlar diye pek fazla yüklenmezler.
Artık sıra çavdar sapı yüklü damın üzerine baskı ağaçlarını yerleştirmeye gelmiştir. Bu iş için kalabalık olmak lazımdır.
Dört yada daha fazla kişi olabilir. Baskı ağaçları ince uzun olur. Tepeye gelecek uçları daha incedir. Ağaçlar döşenmeden önce ıslatılarak yumuşatılmıştır.
Damın tepesine bir kişi çıkar. Bu arada aşağıdaki iki kişi 2 ayrı taraftan, çaprazlama olarak ve aynı anda baskı ağaçlarını tepeye uzatırlar.
Tepedeki adam uzatılan bu iki ağacın ince uçlarını tutar ve bükerek birbirine bağlar. Damın üstünde boydan boya, uzunlamasına damı kateden bir ağaç, altındaki mahya ağacına bağlanmış yada çakılmıştır.
Aşağıdan çift taraflı uzatılan baskı ağaçlarının uçları hem birbirine düğüm¬lenmekte, hemde bu tepedeki uzun baskı ağacına bir şekilde bağlanmaktadır.
Sık aralıklarla bu işlem tekrarlanarak damdaki çavdar sapları baskı altına alınmış olur. Baskı dalları birbirlerine ayrıca tel ile de bağlanırlar.
Kısa, kavislendirilmiş kenarın üzerine rastlayan kısımda baskılar teker teker tepedeki adama uzatılır. O da bu ağaçların uçlarını hem birbirine bağlar, hemde ortadaki ağaca birleştirir. Bu kısımda yelpaze görünümünde bir baskı topluluğu meydana gelir. Baskıların altta kalan uçları arasına yer yer ağaç dalları sokularak birleştirici eklenmiş olur.
Trakya’ da kışlar çetin olur. Çok kuvvetli rüzgarlar eser, fırtınalar olur. Kışın damlardan uçup giden çavdar saplarının yerlerine her yıl yenileri konur. Yeni sapların üzerleri tekrar ince dallarla sıkıştırılır. Çatı örtüsü zaman içinde bu eklemeler sonucunda iyice kalınlaşır. 2-3 yılda bir baskı sistemi elden geçiri¬lir. Çürüyen baskıların yerine yenileri konur.
Kavisli kısa kenarın çatısına ait baskı ağaçlarının ince uçları tepede bir noktada iyice büküldükleri için diğer taraflara göre daha sağlam olurlar.
Uzun iğmeli yapıların kapıları genel olarak, uzun kenarın düz kısa kenar ile birleştiği köşeye doğru açılır. Kalın köşe dikmesinden biraz ileriye konulan diğer kalın bir dikmenin arasına ahşap giriş kapısı yerleştirilir.
Yapının iç tarafinda çatı örtüsü,mahya ağacı, mertekler ve ana destek ağaçları doğal halleri ile gözükürler. Dal-örgü beden duvarı iç kısımda,toprak ve saman karışımı bir sıva ile sıvanmıştır.
Köyün ilk kurulduğu yıllarda evler, ambarlar, samanlıklar, ahırlar ve helalar iğmeli yapı olarak yapılmışlardır. Avluları yada bahçeleri dal-örgü çitler çevirir¬miş ve avlu kapılarıda zarif, çit kapılarmış.
Güney kısa kenarları yuvarlatılmış, uzun iğmeli evlerin cepheleri bazılarında doğu yönüne, bazılarında ise batıya dönük olarak yapılmışlardır. Bu ön cephenin tam orta¬sındaki bir tahta kapıdan önce ufak bir sofaya giriliyordu ve bu sofa mutfak olarak da kullanılıyordu. Duvarlarında sergen denilen tabaklıklar vardı.
Bu orta sofanın sağ ve solunda birer oda vardı. Her iki odanında dal-örgü beden duvarına sürgülü camlı, küçük birer pencere açılmıştı. Bu evlerde mutlaka ocak bulunurdu. Ayrıca borusu beden duvarından dışarı çıkarılmış birde soba bulu¬nurdu.
Hasan Usta kış aylarında bu evlerin içlerinin sıcak olduğunu, çok iyi ısındı¬ğını, bu sistemle yapılan evlerin aslında oldukça korumalı olduğunu anlatıyordu bana. Odaların ve mutfağın tabanları sıkıştırılmış, iyice basılarak düzletilmiş topraktı. Bu toprak tabanın üzerine kilim yada hasır, çoğu kez de her ikisi birden örtülüyordu.
Köyden Emine Hanım gelin gittiği iğmeli yapının bir odasında oturmuş. Diğer oda ise kayınvalide ve kayınpedere aitmiş. Mutfağı müşterek kullanmışlar. Emine Hanım o tek odada 3 çocuk büyütmüş.
Yüz yıl önce kurulan Eski Köyün; etrafı ağaççitlerle çevrili avluları, ortasında ki İğmeli evleri, samanlıkları, ambarları, kışın bembeyaz, diz boyu kar içindeki bu ahşap kökenli yapıların tüten bacaları, daha sonra bahar geldiğinde yeşeren doğa, ulu ve sık ağaç örtüsü ile Istranca Ormanları...
Eski Köyün o halini düşlemek dahi bana heyecan veriyor. Sanıyorum güçlü, karakteristik ve çok çekici bir görünümdü bu. Bu gün yok olmaya yüz tutmuş, harap, yıkık halleri bile bence çok güzel bu iğmeli yapıların.
Bu düşüncelerimi köyde paylaşan kişilerin olduğunu pek sanmıyorum. Sadece Hasan Kahraman Usta beni anladı, bana hak verdi sanıyorum. Ne de olsa eskilerde bu yapılara can verenlerden biriydi o da.
HASAN KARA İĞMELİ YAPISI
Hasan Kara köyün en yaşlılarından biri. Hasan Kara çok eski bir İğmeli yapı ustası. Avlu içinde ki tek katlı evinin doğusundayer alan büyük, iğmeli samanlık yapısını ağustos/2000 de artık bakımını yapamadığı gerekçesi ile yıkarak ortadan kaldırdı. 1940’ lı yıllarda bu yapıyı kendisi inşa etmiş.
5x10m. ölçülerindeki uzun yapının çatısını 4m. yüksekliğinde 4 papaz ağacı taşımaktadır ve bu papaz ağaçları kalın meşe ağaçlarıdır.
Ağaçların üst kenarlarına oluklar açılmış ve bu olukların üzerine 2 büyük ağaçtan oluşan mahya ağacı yerleştirilmiştir. Yapının üst örtüsü ilk yapıldığı yıldan itibaren bu iş için dikilen çavdar saplarından oluşmuştur. Bu üst örtü bu yıla gelene kadar 20 defa yenilenmiş.
Yapının dal-örgü sisteminde yapılmış olan beden kısmı, bu işçiliğin en güzel örneklerinden biridir.
Hasan Kara, yapı ile ilgili sorularıma isteksizce ve kısa cevaplar veriyor. Belliki şu anda yıktığı yapı ile ilgili konuşmaları canı hiç istemiyor.
Ben genede bu eski, yaşlı ustanın İğmeli yapılar için anlattıklarını yazıyorum. Biz bunlara iğme işli yapılar derdik. Dışarısı 50 derece olsa bile, sen iğmeli-nin içinde birşey olmazsın. Bu yapıların içleri yazın serin, kışın da sıcak olur. Buraların iklimine en uygun yapılar bunlardır. Bizim Trakya’ da yazlar çok sıcak, kışlar çok soğuk olduğu için, bu ahşap ve toprak karışık yapı, havanın sıcaklığını ayar eder. İğmeli evlerin pencereleri de gözetleme deliği gibi çok küçüktü.
Samanlıklara yetiştin ama evleri kaçırdın. Bütün evleri kaldırıp yerlerine bu gördüklerini yaptık diyerek bana tek katlı, basit evini gösteriyor Hasan usta.
Konuşmaya devam ediyor. " İğmeli yapının tabanı sıkıştırılmış topraktır. Evlerde bunun üzerine hasır ve kilimler örtülürdü. Hanımlar pala yaparlardı. Onları da örterdik kilimlerin üzerine.
Dal-örgü beden duvarlarının sıvasında toprak çamuru, gübre, saman beraber karıştırılıp kullanılırsa, duvar daha kuvvetli olur.
Çok güzel evlerdi onlar. Ben çok severdim. Çok da iyi yapardım onları. " Sonra başa çıkamadık işte " diyerek susuyor ve artık bir şey anlatmıyor.
Bakımı yapılmazsa, çöker gider dediği samanlık yapısını 4 günde yavaş yavaş damından başlayarak, oğlu ile beraber söktüler.
Mahya ağacı yerinden kaldırılıp aşağıya indirildiği zaman, geride bir anıt gibi 4 papaz ağacı, o koca gövdeli, uzun meşe ağaçları, öylece kalıverdiler ortada.
Ne kadar sağlam dikilmişlerdi ki, yerlerinden sökülmeleri epeyce zor oldu.
Hasan Kara usta sanıyorum hüzünlü idi. Arada bir dinlenmek için mola veriyor, yapının yıkıntısına bakarak sigarasını içiyor ve hiç konuşmuyordu.
Başından sonuna kadar orada kalıp, onları izledim...
YALIN EVLER VE ÇADIR İLİŞKİSİ
Eski Köy de en yalın ev plan tipi uzun evler ve iki oda arasında birleştirici sofalı ev tiplerinin yapım tekniklerini ve yapı malzemelerini yakından görüp, inceleme fırsatım çok oldu. Her iki ev tipinde de en büyük ustalık ve özen çatılarda izlenmekte idi. İlgimi çeken ve üzerinde çok düşündüğüm ayrıntı, evlerin odalarının tabanlarındaki çok basit ve çok yalın örtü sistemi oldu.
Sanki etrafımızda ki duvarları kaldırsak ve başka hiç bir şeye dokunmasak, toprağın üzerinde oturuyor gibi olmayacakmıydık.
O halde bu tür evler, çadır yaşantısının, çadır türünün bir kademe üstündeki yaşam birimleriydi.
Göçebe çadırları toprağın üzerine kurulur. Toprağın üzerine halı, kilim serile¬rek alt örtü oluşturulur. Göçebelikte, ailece birlikte kullanılan ve yanyana kuru¬lan çadırların birbirleri ile bağlantıları yoktur. Bağlantı ancak çadırdan dışarıya çıkıldığında, bütün çadırların önlerinde yada ortalarında yer alan düzlüğe çıkıldı¬ğında kurulur. Bu öndeki ortak alan olarak kullanılan düzlükte, ayrı ayrı çadırlarda yaşayanlar, hep birlikte oturup yemek yiyebilirler, el işlerini yapabilirler, kışlık kavurmalarını, reçellerini, tarhanalarını yapabilirler, burada hep birlikte oturup, gerektiğinde eğlenebilirler. Akşam olunca yine her aile kendi çadırına çekilir.
Yere halı yada kilimlerin üzerine gündüz toplanıp kaldırılan yataklar serililir. Yaşamlarına gerektiği anda ayrı ama çoğunlukla birlikte olarak devam ederler.
Yan yana yaşama birimleri olan göçebe çadırları topluluğunda ki bu çadırlar. Uzun planlı ev tipinde, odalara dönüşmeye başlamıştır. Yan yana her oda bir kapı ve pencere ile bahçeye açılmaktadır. Bu evlerde taşıyıcı ahşap yada odun döşeme üzeri¬ne önce hasır sonrada toprak serilir ve güzelce sıkıştırılır, bazen bu toprak taban üzerine ak toprak denilen yeni bir toprak tabakası konulur. Aynı döşeme tekniği iki oda ve orta sofa'lı evlerin odaları içinde geçerlidir. Sonrada bu toprak döşeme üzerine halı ve kilimler serilir. Odalarda gündüz oturulup, akşamları yatılmaktadır. Gündüz kaldırılan yataklar, akşam olduğunda kaldırıldıkları yerden alınıp yerlere serilirler. Günlük yaşam dışarıda bahçe veya avlu da geçer.
Özellikle uzun evlerde ki odalar, göçebe bir yaşantının izlerini taşırlar.
Çadır, göçebelik sürecinden bu yana var olan bir yaşama birimidir. Bu gün dahi özellikle Toros Dağlarının eteklerinde yaşantılarını göçebe olarak çadırda sürdüren topluluklar bulunmaktadır.
Ayrıca doğal ve ekonomik nedenlerle yer değiştirmek durumunda olan topluluklar sökülebilen, hafif bir yapı türü geliştirmişlerdir. Bu hafif yapılar bütünüyle taşınabilen öğelerle kurulmaktadırlar.
Genellikle bir yada iki oda ile aralarındaki bağlantıyı sağlayan açık sofa' dan meydana gelen ev topraktan yükseltilmiştir. Yapının altına büyük taşlar konularak topraktan kaldırılmıştır. Bu tür yapılar tasarımlaranın hafifliği ile nedeni ile taşınabilirlik özelliğine de sahiptirler. Bir kaç kişi bu yapıyı kaldırır istenilen yere taşır ve altına taşlarını koyabilir.
Özellikle İskenderun yaylalarında bu tür yapılara rastlanmaktadır. Yapıların üst örtüleride saz ve kurutulmuş çavdar yada mısır saplarından yapılmıştır. Bu tarz üst örtüsü, tipik bir İğmeli yapı üst örtüsüdür.

Eski Köy'de Petrişli Nazife Hanım'a ait daire planlı, küçük ambar yapısı altına büyük taşlar konularak topraktan kaldırılmış, İğmeli bir yapıdır. Bu yapı ile ilgil ayrıntılı bilgiyi, köydeki iğmeli yapılardan bahsederken vermek istiyorum.
Yine Eski köyde İsmail Balcı' ya ait eski ev, Yarifer-Ferit Keçici' ye ait eski ev ve Dallıların Hilmi Koyunlu' ya ait ev Uzun Ev plan tipinin çok özel, çok tipik örnekleridir ve bu evlerden ayrıntılı biçimde bahsetmek istiyorum.
Günümüzde, Trakya Bölgesi' nde, Istranca Dağları üzerindeki bazı köylerde, yuvarlak ve dikdörtgen planlı İğmeli Yapıların son örneklerini görmek ve onların içlerine girebilmek, aslında büyük bir ayrıcalık ve sanki zaman içinde bir yolculuk denemesi gibiydi.
Özellikle kış aylarında çok çetin şartlar içinde yaşayan Trakya köylüsünün, yıpratıcı doğa koşulları ile mücadelesini izlemek ve de bu gözlemi bir dağ köyünde yapabilmek, binlerce yıl önce bu bölgede neler olup bittiğini göz önünde canlandırmak ve o insanların yaşamlarında neleri ne sebeple kullandıklarını belkide biraz daha iyi anlayabilmek açısından çok önemli.
Örneğin, bir İğmeli yapının, saz ve dallardan oluşan çatısının, kış şartlarına nasıl dayandığını, dayanamayan kısımlar için neler yapıldığını yakından izlemek fırsatını kullanabilmek çok ilginç.
Bütün harap durumlarına rağmen, biraz itina görmüş eski bir İğmeli yapının, iç kısmının, karlı havada dahi, nasıl olup da çok soğuk olmadığına tanıklık etmek de çok özel bir şey.
Trak Kültürü, bir kuzey kültürüdür. Kuzey Asya Göç Yolu ile önce İskandinav Ülkelerini etkisi altına alan Kuzey Kültürü, güneye doğru yayılmaya başlamış ve bu arada yuvarlak ve Dikdörtgen planlı İğmeli ve taş yapılar önce İskandinavya' da ve daha sonra Almanya' nın kuzeyinde, İngiltere ve İskoçya' da, İrlanda' da, Hollanda ve diğer Avrupa ülkelerinde, Balkanlar ve Trakya' da aynı teknikler kullanılarak yapılmışlardır. Tamamen doğal malzeme kullanılarak yapılan bu yapıların, o dönemin ormanlarla kaplı Avrupa' sında kullanılıyor olması çok doğal bir sonuçtur.
PETRİŞLİ DAİRE PLANLI İĞMELİ YAPISI
Köyün en yaşlılarından Nazife Hanımın evinin bulunduğu ince uzun bahçede ev, samanlık ve ambar yapıları yan yana dizilmişlerdir. Burada 2 değişik plânda, değişik teknikler uygulanarak yapılmış iki ayrı iğmeli yapı bulunmaktadır.
Ambar olarak kullanılan küçük iğmeli yapı, Nazife Hanımın oturduğu evin doğuya bakan cephesinin tam karşıısnda yer almaktadır.
Ambarı Nazife Hanımın kocası yapmış, bu küçük yapıyı çok severmiş. Onarımını düzenli olarak yaparmış. Bir kaç yıl önce hastalanıp ölmüş, Nazife Hanım bu küçük yapıyı çok seviyor. " Kocamın hatırası, ben ölene kadar kimse yıkamaz onu" diyerek anlatıyor, içini döküyor.
Yılda bir kere yapının içinde ihtiyaç olan yerleri sıvatıyormuş.
Ambar yapısı, doğu-batı yönünde birbirine paralel olarak sıralanmış 3 sıra halinde büyük taş ve kaya parçlarından meydana gelen bir kaide üzerine oturmaktadır. Şiddetli yağmurların hemen sele dönüşen sularından ambardaki tahılları korumak ve farelerin tırmanmalarını zorlaştırmak için yapı tamamen toprak zeminden yukarıya kaldırılmış ve tüm dış etkenlerden korunmuştur.
Bu taş yükseltiler, toprak zeminden itibaren yapıya 55cm. lik bir yükseklik kazandırmıştır. İğmeli yapı, bu taş kaideler üzerine oturtulan ahşap bir platform üzerinde yükselmektedir.
Ahşap platform, kenar ölçüleri 2.50 m. olan bir kare şeklindedir.
Batıdaki çok kalın olmak üzere 4 kütüğün birbirine çakılması ile bir çerçeve oluşturulmuştur. Daha sonra orta kalınlıkta ağaçlarla bu karenin içi doldurulmuştur. Ağaçların uçları dışarıya serbestçe uzatılmıştır. DaHa sonra bu tabanın üzerine tahtalar çakılmış ve üzeri sıva toprağı ve saman karışımı bir çamur ile iyice sıvanıp düzletilmiştir.
Daha sonra dal-örgü bedene ait dikmeler ( bunlar daha ince ağaçlardır ) 45-50 cm. aralıklı olarak tabandaki kütüklere çakılmışlardır.
Beden dikmeleri 1.40 cm. yüksekliğindedir. Fındık dalları kullanılarak bedenin dal-örgü sistemi oluşturulmuştur.
Beden örgüsü içten tamamen sıvanmış, dışta ise dal örgü, tabi haliyle bırakılmıştır. Dışta dal-örgünun orijinal hali ile bırakılması estetik amaçlı olabilir. Bu yapıları yapanların estetik kaygıları olan, ince zevkleri olan, sanatçı ruhlu insanlar olduğunu düşünüyorum. Yapıların ustaları ortaya çıkardıkları eserlerinin güzelliğini, çekici, sıcak görünümlerini seyretmek isterlerdi mutlaka.
Küçük yapının batı cephesinde 1.20 x 60cm. ölçülerinde bir kapı vardır ve bu, dikine 4 tahtadan oluşan yesil boyalı bir kapıdır. Ambar yaklaşık 2.65 m. çapında daire şeklinde bir plana sahiptir. Tabiki bu hiçde muntazam bir daire değildir.
Yapının üst örtüsünü taşıyan ahşap sistem, normal bir ev damı gibi değişik bir teknikle yapılmıştır.
İçte kuzey ve güney yönünde kollarıı yanlara doğru açık trapez şeklinde 2 ahşap hatıl bulunmaktadır. Bunların kolları beden duvarı üzerine oturtulmuştur. Bu ana merteklere yaklaşık 8 tane, dikine mertek ağacı birlerştirilmiştir. Bunlar birbirlerine bağlantı noktalarında çakılmışlardır.
Kabaca bir ahşap semsiye şeklindeki iskeletin üzeri, yan yana, hiç aralık vermeden ince araçlar ile kaplanmış ve üzeri iyice sıvanmıştır.
İçten kuvvetlice sıvanan sağlam beden duvarına oturan bu damın üzerine çavdar sapları yerleştirilerek dam kapatılmış ve şemsiye şeklinde tepeden aşağı doğru açılan, ince baskı ağaçları ile de saplar korunmuştur.
Küçük iğmeli ambar artık kullanılmıyor. İçinde sadece birkaç bahçe aleti var. Ambarın içi tertemiz. Nazife Hanım hatıralarına çok saygılı. Dolaşacak gücü zor buluyor ancak sık sık ambarın içini temizliyor. Bu yapıyı herkese göstermiyor, burası sanki kocasının anılarını saklayan bir anıt onun için. Kapının asma kilit anahtarını üzerinde taşıyor.
Zaman içinde Istrancaların kuvvetli kar fırtınaları, şiddetli yağmurları yapıya zarar veriyor. Zorlu geçen son kış aylarında damdaki samanların mühim bir kısmı uçup gidiyor, baskı ağaçları çürüyor.
Cephede ahşap platform bir seki gibi kullanılmaktadır. Çatıya ait merteklere destek vermek amacıyla platformun batı kenarına sağ ve sol köşeden orta kalınlıkta birer ağaç çakılmıştır. Bu ağaçlar, cepheyi ve girişi belirlemektedirler. Ağaç dikmelerin yükseklikleri 1.50m. dir.
Yapının iç kısmında üç yönde tahta ambar bulunmaktadır. Bunlar, yüksek ve iç kısımları bölmeli düzenlemelerdir. Eskilerde, bu ambarların içine; mısır, bulgur, buğday türünden erzaklar ve hayvanlar için kepek, yulaf konulurmuş ve bütün bun¬lar rutubetsiz olarak saklanırmış.
Çatıya, özellikle kuzey yönünüde ağaç destekler konulmuş ve çatının fırtınalara karşı direnci arttırılmaya çalışılmıştır. Yakın senelerde ambarın sadece cephesi, alt kısımda toprak rengi ve üst kısımda beyaz renkli sıva ile sıvanmış¬tır .
Güney ve doğu beden duvarlarının dal-örgü sistemi çok iyi korunmuştur. Bu cephelerin hemen arkasında, Hanife Hanımın evinin arka duvarı yükselmektedir.
Hanife Hanımın evinin bu duvarı, küçük iğmeli ambar yapısını, kuvvetli rüzgar, yağmur ve kardan korumaktadır. Bu küçük ambarın kapısının sağ ve solunda, itina ile dikilmiş sardunyalar, ortancalar ve pembe zakkumlar, nefis bir renk cümbüşü içinde yapının çevresini sarmaktadırlar.
Yürümeye dahi pek gücü olmayan Nazife Hanım, kavurucu yaz sıcağında, bu çiçekleri hergün sular ve onlarla konuşur.
Gözü gibi baktığı küçük ambar yapısı ona kocasmdan hatıradır ancak bu yapı da diğer iğmeli yapılarla aynı kaderi paylaşarak, çok yakında yok olacaktır.


İĞMELİ YAPININ ÜST ÖRTÜSÜNÜN YENİ SAMAN VE DALLARLA ONARIMI
UZUN İĞMELİ YAPI ( ESKİKÖY )

Emetullah Hanımın bahçesi kuzeyden küçük köy meydanına giden yolla, güneyden ise kırık dökük bir ağaç çitin sınırlaması ile güneye doğru uzayıp giden ekili arazi arasında bir yerlerde.
Emetullah Hanın tek katlı, iki odalı küçük bir evde oturuyor. Evin hiç bir özelliği yok. Basit, kendi halinde bir köy evi. Evin cephesi, bahçe içinde kuzey-güney yönünde uzanan uzun, iğmeli yapının batı cephesine bakıyor. Bu uzun iğmeli yapıyı Emetullah hanımın bir kaç yıl önce ölen kocası yapmış. O, kocasını ve onun eseri olan bu yapıyı çok seviyor. Ev ve iğmeli yapı birbirlerine çok yakın1ar. Yaşlı ve zayıf kadın ne zaman bahçeye çıksa, ne zaman pencereden baksa onu görüyor.
Bana uzun uzun, kocasının burayı nasıl yaptığını anlatıyor. Ben bir yabancıyım ama o beni çok sevdiğini söylüyor. İkimizin ilgi noktası aynı, aynı iğmeli yapı bizi çok ilgilendiriyor. O büyük bir enerji ile anlatıyor. Belliki kocasından sonra kimse ile bu konuyu konuşamamış. Aynı hikayeyi ne çok dinliyorum. İçime hüzün doluyor.
Yaşlı ve yalnız yaşayan hanımlar, sevdikleri kocalarının elleri ile inşa ettikleri, otantik güzellikleri tartışılmaz, görkemli iğmeli yapılar. Genç nesilin isteklerine karşı durarak bu yapıları korumak istiyorlar. Onlar, ölen kocalarının el emeği göz nuru yapılar.

Kolay değil böyle bir yapıyı yapmak. Çok uzun hazırlık gerektiriyor. Ne emekler, ne uğraşılar verdiler, sabahları çiğ yağmadan kalktılar. Fındık dalları henüz ıslak ve kolay bükülürken başladılar dal-örgüsüne. Bolca ekilen çavdarların sapları henüz yaşken demet demet dama döşendi güneş doğmadan. Güneşle beraber çavdar saplarının yavaşça kuruduğunu ve dama yapışırcasına yerlerine oturduklarını keyifle seyrettiler ve eh tamam işte saplar kolay kolay yerlerinden oynamaz dediler. Bu işin püf noktası buydu işte. Üzerinede yaş baskı ağaçlarını oturtup bir güzel bağladıkmı bakalım o deli kuzey rüzgarı kolay kolay oynatabiliyormu yerlerinden diyerek yaptıkları işten gurur duydular.
Doğanın insana bahşettiği tüm bu imkanlardan faydalanıp bu yapıları yaptılar. Ömür törpüsü idi bu kocaman iğmeli yapılar.
Emetullah Hanım heyecanla anlatırken hem o anları yaşıyordum, hemde anlattıklarını zihnime kazıyordum. Onun heyecanına ortak olabildiğim için de şanslı görüyordum kendimi.
Bütün iğmeli yapıların kendilerine özgü hikayeleri var. Onları bu hikayelerle birlikte değerlendirmek, onları daha yakından bilip tanımak demek.
Uzun yapı 18 x 3.50 m. ölçülerinde, Güney kısa tarafı yuvarlak olarak dönülmüş. Yapı iki bölüm olarak tasarlanmış. Güney bölümü samanlık, kuzey bölümü ahır olarak kullanılmış. Kuzey kısa yan duvar iri dere taşı ve çamur harcı kullanılarak çok iyi bir işçilikle örülmüş.
Ahır ile samanlık bölümünü ayıran duvar yine taş ve harç ile örülmüş. Yapının ahır olarak kullanılan kuzey bölümünde taban çevresini dolaşan ken ağacına dikilen dikmelerin arası, yerde örülen dal-örgü levhalarla kapatılmış. Bu levhalar dikmelere çakılmış, bağlanmış.
Ahırın dikdörtgen, basit, tahta bir kapısı ve kapının sol üstünde küçük bir penceresi var. Dal-örgü, doğu ve batı duvarı içten ve dıştan kalın bir tabaka halinde sıvanmış.
Ahırın bitişiğinde samanlık yer almaktadır.
Beden duvarı nefis bir işçilikle, fındık dalından tek parça olarak örülmüş. Samanlıpın iç kısmı kalın bir tabaka halinde çamur harcı ile sıvanmış, ancak dış cephe dal-örgünün o muhteşem, çekici güzelliği ile sıvanmadan bırakılmış.
Damdaki, yılların birikimi çavdar sapı, saman, süpürge otu karışımı, kalın üst örtü üzerindeki baskı ağaçları yer yer çürümüş ye düşmüş.
Üst örtü sanki birbirine yapışıkmış gibi, bbaskı ağacı olmadan duruyor.
Ancak 1999 yılında gittiğimde üst örtünün çöktüğünü, doğu uzun cepheninde içeriye doğru iyice meyil verdiğini ve çökmek üzere olduğunu gördüm.
Güney kısa cepheye biraz geriden ve tam karsıdan baktığımda Orta Asya çadırlarını seyrediyor gibi oluyorum. Yapının ahşap iskeleti sapasağlam duruyor. Onarılmazsa Trakyanın kış şartlarına dayanamayıp yıkılma olasılığı çok fazla.

ESKİKÖY’ DE UZUN PLANLI ( İĞMELİ OLMAYAN) BİR EV VE ARI KOVANLARI
Kültürlerin Geniş Coğrafyaya Yayılması
Asya Steplerinde, Orta Asya' da, Kuzey Asya ve çevresinde yaşayan kavimler, gerek iklim değişiklikleri nedeniyle gerek savaşlar ve kabileler arası çekişmeler nedeni ile sürekli olarak göç etme olgusu ile karşılaşmışlar ve bunun neticesinde, yaşam¬larını taşınabilir barınaklarda sürdürmek mecburiyetinde kalmışlardır.
Aslında bu tarz bir yaşam biçimi, onların gelişmiş kültür düzeyleri ile birleştiğinde ortaya çok değişik ve çok hareketli yaşam birimleri çıkmıştır.
İlk zamanlarda, her yerde kurulup, sökülebilecek şekilde hazırlanmış ağaç kabuk¬larından evler yapıp, bunları keçelerle sarmışlar ve bu tarz barınak, çadırların öncüsü olmuştur. En basit çadır; sırıkların birbirleriyle çatışarak meydana getir¬dikleri konik yapı idi ve çadırla barınak, yapım tekniği açısından aynı idi.
Dal-örgü sistemi ile yapılmış bir duvarın, üzeri sıvasız görünümü, yurt denilen çadırların, kafesli keregelerinin görünümleri ile aynıdır. Birindeki çamur sıva, diğerinde keçedir, posttur. Her ikisinde de içte, soğuğa karşı, yan yüzeylere kürkler postlar konulur. Çadırlar, çok kısa bir zamanda toplanıp, hayvanların sırtına kona¬bilir veya çadırlar, büyük arabalar üzerinde taşınabilir. Gerektiğinde yerleri de¬ğiştirilen, taşlar üzerine oturan, küçük iğmeli evler de yapılmıştır.
Savaşçı Kavimlerin, avcılık ve hayvancılık üzerine kurulan yaşam biçimleri için en uygun olan yaşam birimleridir bunlar. Bu dinamik topluluklar, hareketli yaşam¬larını, yaşadıkları mekanlara da taşımışlardı. Aslında bu, çok zor ve çok gelişmiş bir zeka isteyen, güç ancak görkemli bir yaşam biçimiydi.
Bu tarz barınaklar, bu kavimlerin, daima tetikte ve hazır bulunmalarını mümkün kılıyordu.
Yazın sıcak aylarda, çadırların yan duvarlarını kapatan keçeler kaldırılır ve yerlerine kamış veya sazlardan sıkıca hazırlanmış, çok ince bir çit, yurdun gövdesi üzerine sarılırdı.
Böyle bir durumda, çadır ile iğmeli bir ev arasında, görünüm olarak bir fark kalmı¬yordu. Yurt denilen büyük çadırların, kafeslerini dışarıdan örten ve ÇİY denilen hasır da kamıştan dokunmuştur. Çiy, üzerlerine boyalı yün sarılmış ince kamış sazlarıyla, tıpkı bir halı gibi, desenli olarak örülmüştür. Bunun süslemeleri, çadı¬rın iç tarafından da görülür. Bütün bu çadırlar, zarif ve güzel birer mimari eserdirler, birer kültür harikasıdırlar.
İğmeli yapıların daire planlı olanları da tümülüsler ile aynı formdadırlar. Kaldıki, Kurganların içinde, ölülerin gömüldükleri odalar, ahşap konstrüksüyonları ile ve ahşap kirişli çatıları ile çadırlara ve iğmeli yapılara benzemektedirler.
Çadırlar-İğmeli Yapılar-Kurganlar ve Tümülüsler, hepsi de form olarak birbirlerinin tekrarlarıdır. Savaşçı kavimlerin, yaşam birimlerinin formudur bu.
Altaylar' dan, Kuzey Ülkelerine,İSKOÇYA’DAN İRLANDA’YA ;Macaristan ovalarından, Balkanlar' a, Yunanistan' da adalardan, Anadolu' ya, Trakya Ovasından, Kırım ovasına kadar; binlerce kurgan, tümü¬lüs, bu uçsuz bucaksız coğrafya üzerinde, irili ufaklı yayılmışlar ve sanki kay¬bolmuşlar.... Ancak, yakın çevrelerinde ya da biraz uzakta, onlara atalarını gömdükten sonra, buralardan ayrılan, Atlı ve Savaşçı Kavimlere ait mutlaka kutsal bir alan, bir kaya oluşumu, anıtsal dikili taşlar ya da kutsal bir mağara vardır ve oradaki tümülüs veya kurgandaki atasına eşlik edercesine onu beklemektedir.
İğmeli Evler
Traklar' ın ev olarak kullandıkları, saz damlı, dal-örgü ve üzerleri çamurla sıvalı duvarları olan İğmeli yapıların, zamanımızdaki son örneklerini, Istranca Dağlarında bir köyde, "Eski Köy" bulmak ve onların içlerine girebilmek, tamirlerine ya da yıkımlarına şahit olmak, çok özel ve ayrıcalıklı bir durum.
Altaylar'dan köken bularak, bütün Orta-Asya, Asya' nın Kuzey bölgeleri, Kafkasya, Kuzey Karadeniz Bölgesi, İskoçya, İngiltere, İrlanda, Kuzey Avrupa ve Baltık Ülkeleri, Balkanlar ve Trakya' da yoğun olarak varlık gösteren İğmeli Yapılar, değişik coğrafyalarda yaşayan ancak savaşçı ve atlı kavimlerin uzantıları, akrabaları olan ve aynı SOY AĞACI’NA sahip bütün kavimlerin, köken kültürlerine bağlı kaldıklarının göstergesi olmak görevini, sorumluluğunu taşıyorlar.
Yaz aylarında serin; kış aylarında sıcak olabilen iğmeli evler, ormanlık bölgelerde yaşayan toplumların mimari dehasının ürünleridir. Kuzey ülkelerinin, balkanların ve trakya’nın çok zorlu kış şartlarına dayanabilen bu yapı geleneği binlerce yıl çok geniş bir coğrafyada kesintisiz olarak kullanılmışlardır. Doğaya çok saygılı ve onu çok iyi tanıyan bu toplumlar, gözlemlerinin sonucunda en dayanıklı olan mimari tarzı seçmişlerdir: iğmeli yapılar, bilinen en dayanıklı mimari tarz olan ‘’ ahşap mimari’’nin özel bir türüdür.
Herbiri güçlü ve özgür yaşamlarından ödün vermeyen Trak Kabileleri, birbirleri üzerinde üstünlük kurabilmek ya da kabileler içinde meydana gelen içsel çekişmeler sonucu, aralarında da savaşırlardı. Gerek aralarında, gerekse müşterek dış düşmanlara karşı yaptıkları savaşlar ve bu savaşlar sırasında sürdürmeye mecbur oldukları yaşamları için, dağlık ve ormanlık bölgelerde yaşamaları, korunmak amacına çok uygun düşmekteydi.
Ancak Traklar, zaman içinde ve uygun gördükleri yerlerde ve genellikle ormanlık arazi içlerinde, etrafları çitler ve hendeklerle çevrilmiş ahşap malzeme ile yapılmış evlerde ve ormanlık bölgelerdeki göllerin hemen kıyısında ya da içinde, zemine çakılmış olan kazıkların üzerine yerleştirilmiş ahşap platformlara inşa edilmiş ahşap ve saz malzeme ile yapılmış olan, Göl Evleri'nde de oturuyorlardı.
Kesif ormanlık bölgelerde yaşadıkları için, yaşamlarını sürdürdükleri bu evler, tamamen ahşap malzeme ve kuru dallar, sazlar kullanılarak yapılıyorlardı ve bu ev¬ler, varlıklarını çok geniş bir coğrafya üzerinde, binlerce yıldır sürdüren İğmeli Yapılardı.
Bir Trak Ev tasvirini, İmparator Traian' ın Roma' daki sütunu üzerinde taş kabartma olarak izlemek mümkün. Sütun üzerinde, üzerleri saman çatılarla örtülü, dallardan yapılmış yuvarlak evlerden oluşan bir köy görülmektedir.
Traklar evlerini, dal-örgü sistemi ile yapıyorlar ve bütün beden duvarlarını, çamur ile sıvıyorlardı. Evlerin damları, bir noktada birleşen kalın dallarla kapanıyor ve üzerleri saz ve samanlarla örtülüyordu. Evlerin yanlarında hayvanlar için bir ahır vardı ve çevresi çitle çevrili bir de bahçeleri olurdu. Saman damlı ve balçıkla sıvalı bu evlerin yapımlarında, taş kullanılmamış ancak bazen yerleşim birimlerinin çevresi, taşlardan ve çamurdan yapılmış duvarlarla da çevrilmiştir. ( İskoçya Orkney’ de de aynı teknikler kullanılmıştır )
Evlerin yapım şekilleri ve sazlardan yapılmış meğilli çatıları, bölgenin çok şiddetli yağmurlarında, suların kolaylıkla çatıdan aşağı süzülüp, toprağa karışması¬nı sağlıyordu. Balçıkla, dal-örgü duvarın üzerinin sıvalı olması, evleri dış tesir¬lerden korumaya yetmediği için, iç kısımda, hayvan postları konularak, duvarlar daha korunaklı hale getiriliyordu.
Gerektiği anda çok çabuk bir şekilde terkedilebilen bu yapımı kolay evler, savaşçı Trak Kavimlerinin yaşantılarına çok uygundular.
Türkiye Trakya' sında ve özellikle Istranca Dağları üzerinde, Balkanlar' dan gelenler, yakın zamanlara kadar bu iğmeli yapılarda yaşamışlar ancak son yıllarda, sayıları azalan bu yapılar sadece ahır ve samanlık olarak kullanılmışlardır.
Günümüzde, dağlık bölgelerde, çobanların kendilerine yaptıkları barınaklar, aynı teknikle yapılmış, küçük iğmeli kulübelerdir.

ISTRANCALAR
BİTİRİRKEN
"...Istrancalar' da Eski Köy'ün yuvarlak ve dikdörtgen planlı iğmeli yapıları, geçen yıllara meydan okurcasına ayakta kalmağa çalışıyorlar. Aslında bu direniş hiçde kolay değil. Bakım istiyorlar ancak sahiplerinin onlarla ilgilenmeye pek niyetleri de yok. Her fırtınada çatılarındaki baskı ağaçları, üzerlerini örten samanlar biraz daha eksiliyor.
Bazılarının üst örtüleri tamamen uçup gitmiş. Ağaç çatı iskeleti öylesine çaresiz ve çırılçıplak çıkmış ortaya; üzeri çamur sıvalı Dal-Örgü beden duvarları daha bir dayanmışlar fırtınaya ve pek bozulmamışlar. Dal-Örgü beden duvarının bu direnişine, üzerindeki çamur sıva tabakası yardım etmiş olmalı......
Kadir Usta' nm babası, kendi elleriyle inşa ettiği İğmeli Uzun Yapıyı, antika bir dantel örtüyü söküyormuş gibi, itinalı, ağır, dikkatli, ancak çok istek¬siz hareketlerle söküyor, sevgili İğmeli yapısı artık iş görmüyor, bakımsız ve yıpranmış, tıpkı kendisi gibi. Usta ve İğmeli Yapısı sanki bütünleşmişler.
Yaşlı Usta, sökme işini yine kendisi yapıyor. Çıkan herbir parça, yeniden bir başka iş için kullanılacak.
Üç gün sonra İğmeli Uzun Yapının yerinde sadece tabanın çevresini belirle¬yen ahşap kazıkların toprakta açtıkları oyuklar görülüyor. Oyukların çevresinde duran taşlar ise ahşap kazıkları toprağa iyice sıkıştırmağa yarıyorlardı.
Sanki Tarih Öncesi bir merkezin kazı alanındaymışız gibi bir his kaplıyor içimi.
.....İlgilendiğimi gören köyün en yaşlılarından Hanife Hanım, gelin geldiği kendi İğmeli yapısını anlatıyor, çok öncelerde yıkılmış olan iğmeli yapısını.
"..Buralar o zaman çok ormanlıktı, kışlarda çok çetin geçerdi diyerek ekliyor, - ama kızanım, o zaman evin içinde büyük bir ocağımız vardı, atardık kütükleri içine çok iyi ısınırdık....."
Hanife Nine' nin yaptıklarını, İğmeli evlerde yaşayan bütün kültürler, en ince ayrıntısına kadar aynen yapmışlardı. Urallar' da veya İskoçya' da ya da Balkanlar'da olmaları neyi değiştirebilirdiki.
Ormanlık Istrancalar ve Balkanlar, İskitler' e, Traklar' a, Keltler' e; cesur Savaşçı Kavimlere yurd olmuş, onlar buralarda Kayalık Alanlarda, Dal-Örgü ve çamurla sıvalı evlerde, çadırlarda, arabalarda, atlarının üzerinde yaşamışlar, efsanelere konu olan görkemli yaşamlarını binlerce yıl sürdürmüşler . . . .
Promethetıs, İO' ya döner ve şöyle der: "....Buradan çıkınca, güneşin doğduğu yöne doğru döneceksin; sonra sürülmemiş tarlalardan git, BÜYÜK TEKERLEKLİ ARABALARININ üstünde, kamıştan yaptıkları barınaklarda oturan ve menzili uzun yaylarını, omuzlarında daimi olarak taşıyan göçebe İskitler' le karşılaşıncaya
kadargideceksin. Ancak onlardan sakın..... Traklar ve onlar servet biriktirmezler, arabalarının üzerindeki evlerde yaşarlar...."
Bu dinamik toplumlarda herkes SAVAŞÇIDIR. Onların evleri kendileri gibi her an harekete hazırdır.
Onlar, yaşadıkları dağlardan aşağıya ani başlayan bir fırtına, dehşet veren bir tayfun gibi inerlerdi.
Yaşamlarını sürdürdükleri ormanlık ve dağlık alanlarda, kalın kürklü giysileri, ellerinde mızrakları, kollarında avcı kuşları ile atları üzerinde grup halinde ava çıkan bu kavimler, kış gelip kar yağmaya başlayınca, av peşine düşen avcılar olurlardı. Bazen haftalar boyunca büyük avları, örneğin geyikleri kovalarlardı. Büyük avlar bütün avcılar arasında paylaşılırdı.
Kışın karda, inlerinde uyuyan ayıları uyandırıp, mızraklarla avlarlardı. Bu kavimlerde, ilk karla birlikte atlara binip hayvan kovalamak, av için olduğu kadar, hareket etmeleri açısından da önemli idi.
Göl ve Akarsularda yapılan bütün balık avlarında zıpkın kullanırlardı. Gece¬leri göl kenarında meşale ışığında av1anırlardı..
Sanıyorum Eski Köy' de " Kuru Göl" ve ESKİKÖY DERESİ, kışın karlı gün ve gecelerde, meşale ışığında yapılan balık avlarına tanıklık etmişlerdir.
Kalın kürklü giysileri, ellerinde mızrakları, at üstünde giden kalabalık bir avcı grubu, bazılarının ellerinde meşaleler var ve meşalelerin ışıkları bembeyaz karları, kar tutmuş ağaçları ya da donmuş gölün yüzeyini aydınlatıyor.
......Kalabalık grup, atları ile dört nala, geldikleri gibi gidiyorlar. Rüzgarın sesi eşlik ediyor onlara. Aslında bu, çok muhteşem, insanı titreten görsel bir ŞÖLEN......
Yaşamlarını kayalık bölgelerdeki barınaklarda, Kutsal Kaya Sunaklarında, Kayalık Kutsal Alanlarda ve orman içindeki İğmeli Evlerde geçiren Savaşçı Kavim Traklar, Yaşam biçimleri ile, giysileri ve silahları ile, bütünleştikleri eğitimli atları üzerindeki görünümleri ile, çoğu kez görsel bir şölen yaratmışlardır.
Bu insanların, meşale ışığındaki yaşam kesitlerinin düşüncesi dahi, çok ayrı¬calıklı bir kavramdır.
Savaşçıların yaşamlarını bir şekilde geçirdikleri İğmeli Yapıların tarih içindeki serüvenleri, Orta-Asya' dan, Altaylar' dan başlayarak, Urallar Bölgesinde, Kuzey Ülkelerinde, İskoçya'da, Sibirya' da, Avrupa' da, İskitya ve Balkanlar' da ve Trakya Bölgesinde devam etmiştir.
İğmeli yapıların gelişimleri ve süreklilikleri asla kesintiye uğramamıştır. Ancak Akpınar Köyünde, İğmeli yapıların ve Kayalık Kutsal Alanların birbirleri ile çok yakın konumlarda olmaları, bu bölgeye ayrı bir özellik, bambaşka bir çekicilik kazandırmıştır.
.....Kayalar ve taşlar GÜÇLÜDÜRLER. TAŞLAR ÖLÜMSÜZDÜR. Onlar, zaman içindeki yolculuklarına çok daha uzun bir zaman devam edeceklerdir.
Bu köydeki İĞMELİ YAPILAR, zamanımızda varlık gösteren son temsilcilerdir ancak herbiri varlık mücadelelerinin sonuna gelmişlerdir.
.......Bu bölgede yaşayan TRAKLAR, sarp ve kayalık tepelerden aşağı bir çığ gibi inen ve karşılaştıkları düşmanı bir kasırga gibi yok eden, ATLI VE SAVAŞÇI, çok cesur ve çok özgür insanlardı....
FOTOĞRAF GALERİSİ İÇİN TIKLAYINIZ...