Trakya
Istrancalar
Istrancalar
MEGALİTİK KÜLTÜRLERİN GİZEMLİ KUTSAL MERKEZLERİ
(Arkeolog Ufuk Baş Arığ’ ın aynı adı taşıyan kitabından alıntılar)
DAĞLARLA BÜTÜNLEŞMELERİ, ÇOK GÜÇLÜ ANLAMLAR TAŞIYORDU. ARALARINDA, MÜTHİŞ BİR GÜÇ AKTARIMI DOĞMUŞTU.
YENİLMEZ GÜÇLERİNİ, KESKİN ZEKALARINI DAĞLARIN KUDRETİNDEN ALMIŞLARDI.
" TRAKLAR, dağları, yüksek kaya oluşumlarını yaşam yerleri olarak seçmekle farklı insanlar olduklarını, üstünlüklerini ve kudretlerini ortaya koymuşlardır."
Onlar, yüksek yerlerde yaşayarak, alçaklarda olup biten her şeyi Kartal' lar gibi tepeden bakmayı seçtiler.
Savaşçı kavim Traklar, yaşadıkları bu yüksek yerlerde, Gök Tanrıya daha yakındılar ve onun kudretini daha güçlü olarak hissediyorlar ve onu daha iyi yaşıyorlardı."
DAĞLAR VE SAVAŞÇI KAVİMLER
Dağlar, çok eskilerden beri özellikle özgürlüklerine düşkün Savaşçı Kavimler üzerinde çok derin ve özel duygular uyandırmış, karşı durulmaz çekicilikleriyle bu kavimler için vazgeçilmez yerleşim bölgeleri olmuşlardır.
Dağların sarp, engebeli ve çoğunlukla ürküten şekilleri, hoyrat ve acımasız selleri, yükseklerdeki aşılmaz buzulları, derin vadileri, Savaşçı Kavimlerin yerleşmek için buraları kendilerine uygun görmelerine engel olamamıştır.
Dağlar, bu kavimlerin yaşamlarını güvenli kılmış, iniş çıkışlardaki zorluklar, tırmanma güçlükleri onların saldırgan düşmanlarım daima korkutmuştur.
Verimli dağ otlakları, Savaşçı Kavimlerin yaşamlarında çok büyük ve vazgeçilmez bir yer tutan atları ve hayvanları için önemli değerlerdir. Ova otlakları güneşten kavrulurken, dağın besleyici ve gür çayırlan daima taze ve yeşildir.
Ovaların yaşamı zorlaştıran su taşkınlanna, bataklıklara geçit verişi, saldın, işgal ve tahrip ordulannın tehditlerine açık olması, Savaşçı Kavimlerin Dağlardaki yaşamlarının doğruluğuna işaret etmektedir.
ISTRANCA DAĞLARI, Savaşçı Kavim TRAKLAR'IN, Trakya Bölgesinde, yaşamlannı sürdürdükleri gizemli, vakur ve geçit vermez ulu ormanlan ile tarihin kendisidir
Trakya'nın kuzey-doğusundaki dağlar, Karadeniz kıyılan ile Ergene Havzası arasında güneydoğu- kuzeybatı doğrultusunda uzanmaktadırlar.
Terkos Gölü' nün güney ve batısındaki, yaklaşık 281m. yüksekliğindeki Yamaçtepe ile başlayarak, Karadeniz Kıyısı boyunca yavaş yavaş yükselerek ve genişleyerek devam ederler.
Demirköy - Kırklareli arasında yer alan Mahya Dağında yükseklik 1031m.dir. Dağlann bu kesimi, yeşilin her tonunun izlenebildiği, uçsuz bucaksız bir orman denizi gibidir. Mahya Dağı ormanları, Traklar' a ait antik yollan gizlemekte ve korumaktadır. Bence bu dağlar ve ormanlar insanı büyüleyecek kadar güzel ve muhteşemdirler. Oralara her yıl giderek ve tavaf edercesine dolaşabilmek, ruhumun derinliklerinde anlatılması imkansız coşkular yaratmakta ve Savaşçı Kavimlerin buradaki izlerini sürüyor olmak, mesleğime katkıda bulunmak için buraların havasını kokluyor olmak beni çok mutlu kılmakta.
Istranca Dağlan, Mahya Dağı' nın ötesinde, Türkiye-Bulgaristan sının üzerin de Karadeniz kıyılanndan Tunca Çayı Boğazı' na kadar yayılan geniş bir tepelik alan halini alır. Bu bölgedeki dağlarda Billurlu Şistler ve Granit tipinde kayaçlar, Karadeniz Kıyısında Andezitler, Tebeşir ve Eyosen katmanlan, Ergene Ovasına bakan İç Kısımlarda Eyosen kireçli taşlar çoğunluktadır.
Trakya Bölgemizin orta-kuzey bölgesinde yer alan Kofcaz Dağlık Bölgesi ile Kayalı Baraj Gölü arsındaki platoda, arazi şekli değişiklik göstermekte ve bu bölgede çok sivri ve yalçın kayalıklı dağlar ön plana çıkmaktadırlar.
İnceleme konumuz olan Kayalı Bölgesi yada KAYALI KUTSAL BÖLGESİ, bu çok sivri kayalık tepeleri ile yükselen dağlar arasında yer almaktadır.
KIRKLARELİ BÖLGESİNİN KUZEYİ
Son derece zengin anıtsal Taş ve Kaya Barınakları, Trak Kale ve Kutsal Alanları, Dolmen ve Menhirleri ile ön plana çıkan Kırklareli Bölgesi' nin kuzeyi çok yoğun bir araştırma programı ile ancak, ayrıntılı olarak gözler önüne serilebilecektir.
Kırklareli merkezine 4km. uzaklıktaki Eriklice Köyü, Trak Kalesi, Tümülüsleri ile Kayalık bir bölgede yerleşim göstermektedir. Merkeze 15 km. uzaklıktaki Kadıköy, dolmen ve menhirleri, Kadıköy Deresi çevresindeki kaya barınakları, anıtsal taş ve kaya oluşumları ile son derece çekici bir bölge özelliğine sahiptir.
Kırklareli' ne kısa mesafede yer alan Kuzulu (Koyva) bölgesinde, bir Trak Kalesi ve Trak Tapım Alam ilginç kültür kalıntıları olarak izlenmektedir.
Kuzulu yerleşim yerinin kuzey doğusunda Kapaklı, Dolmenleri ile ve kuzeydeki Kofcaz Kalesi Bölgesi içerdiği 3 dolmen ile bölgenin kültürel özelliğini sergilemektedir.
Karahamza ve Kayalı merkezleri arasında yer alan Yoğuntaş, Kırklareli' ne bağlı bucak merkezlerinden biridir. Yoğuntaş tarih içinde POLOS ve SKOPELOS adlan ile anılmıştır ve zaman içinde Roma-Bizans kültürleri tarafından da kullanılan, Trak Kalesi ile öne çıkmaktadır. Yoğuntaş Bölgesinin çevresi son derece dik kayalık dağlarla çevrilidir ve bu doğal yapı , bölgenin karakteristik özelliği olarak bilinir.
Bu merkezler Kırklareli Karayolu üzerinde yer aldıklarından, bölgeye ulaşım oldukça kolaydır.
Kitabın konusu olan Kayalı Bölgesi, Kırklareli' nin kuzey-batı yönünde kalmaktadır. Kayalı Bölgesinin Kuzey-Batısı, Dolmenlerin oldukça yoğun olduğu bir bölgedir. Lalapaşa, Hacıdanişmend, Süleymandanişmend, Vaysal, Hacılar ve Provodi Kalesi çevresi bu bölgeye girmektedir.
Kayalı' nın Kuzey-Doğusunda da Dolmenlerin yoğun olduğu bir bölge yer almaktadır. Karakoç, Demircihalil, Kapaklı ve Kofcaz bu bölgede yer almaktadır.
Hamam Deresi, Fındıklı Dere ve Teke Deresi ile beslenen Kayalı Baraj Gölü, bu bölgede yer alan pek çok anıtsal taş ve kaya oluşumunun sular altında kalmasına sebep olmuştur.
Trakya Bölgesi Megalitik Anıtlan' nın pek çoğu, üzerlerinde araştırma dahi yapılamadan sular altında kalmışlardır. Armağan Barajı, Süloğlu Barajı, Kırklareli Barajı, Kayalı Barajı ve halen çalışmaları süren Kıyıköy Barajı Trakya Bölgesinin megalitik Anıtlarının sonları olmuştur.
Adlarını Keltçe' den alan Dolmen'ler, bu anıtsal megalitik yapılar Savaşçı Kavimlerin anıtlan, birer birer yok olmaktadırlar.
ISTRANCA DAĞLARINDAKİ KALE VE KUTSAL ALANLAR
Trak kültüründe, dağlann tepelerindeki yüksek ve dik kayalık bölgeler, Kale olarak kullanılmak için tercih edilmiştir. Bu yüksek ve dik kaya oluşumlarının üzerine ağaç ve dallardan, çamur kullanılarak yapılan çitler, savaşçılara siper vazifesi görmüşlerdir. Genelde kesif ve ulu ağaçlarla kaplanmış dağlık bölgelerde yalçın kayalardan bir set gibi yükselen bu kaleler, kuvvetli ve güvenilir korunaklar olmuşlardır. Kesif orman dokusu içinde, kalelere yakın bölgelerde iğmeli barınaklarında oturan aileler, savaş zamanlarında ve ani baskınlarda, oturduklan yerleri terk ederek kalelere sığınmışlar yada gerekiyorsa, atlarına ve arabalarına binerek bulunduklan yerleri terk etmişlerdir.
Ormanlar içindeki sayısız, taş döşeli, dar yollar savaşçıları, sivil halkı ve ticaret kervanlarını, yabancılann ve düşmanlann gözlerinden saklayarak ulaşımı sağlamışlardır.
Kendilerini Ulu Dağlar ve Kutsal bildikleri Kayalar ile bütünleşmiş olarak kabul eden, onların görkemli ve ölümsüz varlıklarının bir parçası sayan, Gök Tanrı inancına sahip bu Savaşçı Kavim, kutsallıklarına inandıkları ormanlar içindeki yalçın kalelerinde, yenilmezliklerini sergilemişlerdir.
Sınırlı zaman ve imkanlar, burada ancak bir fotoğraf çalışması yapabilmem için yeterli oldu.
Kesif orman dokusu ile kaplı Istranca Dağlarında yaşayan Trak insanı, bu özgür Savaşçı Kavim, tüm doğa olaylarını bu vahşi ortamda çok yoğun bir şekilde yaşıyor ve üstünlüklerini, gerçek olmayan efsaneler ve çoğunlukla gerçek dışı olan doğa ruhlarına, sonsuz saygı duydukları Atalarının ve Kahramanlarının koruyucu ruhlarına inanarak koruyorlardı.
Dağ Perileri OREAS' lar, vadilerde yaşayan Periler AULONİAD' lar, Kutsal Ağaçların koruyucu perileri DRYAD' lar ve HAMADRYYAS' lar onların yaşamlarının bir parçasıydılar.
Traklar, savaş dolu yaşamlarının kendilerine verdiği gergin ruh durumunu, kendileri için şaşırtıcı, korku verici, coşku yada kıvanç verici her türlü olayı, bu olaylarla ilgili kutlamaları, törenleri, müziği yaşamlarının içine sokarak, hafifletiyorlar ve aslında çok zor olan yaşam biçimlerini ilginç bir düzeye getiriyorlardı.
Sonsuz güç ve inançları ile hem kendilerinin korunduklarına inanıyorlar, hem de doğadaki her şeyin, kutsal dağlar, kayalar ve Gök Tanrı tarafından korunduğunu biliyorlardı.
Yaşamlarını sürdürdükleri dağlar, Kayalık Bölgeler, ormanlar içindeki akarsular ve ormanlara duydukları güçlü saygı, onları yapay süslerle dolu yaşam yerlerinden uzak tutuyordu.
Onlar doğarım verdiklerinin en güzel ve en kudretli olduğunun bilincine varmışlardı. Kutsal Alanları kayalık ve dağlık bölgelerde, gök kubbenin altında, yağmurun, rüzgarın eksik olmadığı yerlerde idi ve onlar başlarını kaldırdıklarında gökyüzünü görmeliydiler. Tanrıları ile aralarında sadece o sonsuz mavilik olmalı idi. Ancak bu şekilde özgür olduklarını biliyorlardı.
Kendilerinden sonraki Savaşçı Kavimler, onların kültürlerini devam ettiren diğer savaşçı toplumlar da aynı inançla, aynı ruh durumu ile, asla yok olmayacak olan bu ölümsüz Dağlar ve Taşlar, Kayalar arsındaki Kutsal Alanlarda inançlarını, tapımlarını devam ettirdiler. Dağlar ve Kayalar, Anıtsal Taşlar ölümsüz ve kalıcı olduklarından, sonraki kavimlerin yeni tapım yerleri yapmalarına da gerek olmayacaktı.
O görkemli kaya anıtları şeklindeki Kaleler ve Megalitik oluşumlarla gizem kazanmış Kutsal Alanlar, on binlerce yıl aynı şekilde kalacak ancak değişen sadece yeni gelen, Atalarının miraslarını kullanan Savaşçı Kavimler olacaktı....
Ve de her şey aynen bu şekilde oldu. Hitit, Phryg, Urartu, İskit, Trak, Kelt
Hepside aynı Dağlarda, Kayalık Bölgelerde, Megalitik Anıtlarda tapımlarını sürdürdüler.....

Tümülüs, Istrancalar Bölgesi