Kıyıköy - Traklar'ın Tyn Boylarının Toprakları

TRAKLAR’IN SAVAŞ  GÜCÜ   ‘’KANDAON ‘’ VE TRAKLAR’IN  TYN  BOYLARININ  TOPRAKLARI   KIYIKÖY

img529

ISTRANCA’lar Alçak Dağlarının, Istranca Ormanlarının KARADENİZ’le buluştuğu , kayalık  kıyı  şeridinde özel bir yerleşim yeri Kıyıköy veya  MİDYE. Binlerce yıldan beri  Deniz Kavimleri’ne, Denizden gelenlere ve denize açılanlara aşina olmuş, Savaşçı Kavimlere yurt olmuş…

img530

Kesif orman dokusunun  içinden,vadileri  geçerek, Istrancalar’ı aşarak  Karadeniz’e akan, PABUÇ ve KAZAN DERELERİNİN, denizle  buluştukları kıyıda, her ikisinin arasında yükselen tepenin üzerinde  kurulmuş, çok eski, çok yaşlı bir  yerleşim yeri ‘dir Kıyıköy.

img528

Burada Kıyıköy’ün tarihi ve coğrafyasına değinecek değilim, bu bilgilere ulaşmak mümkün, ancak ben Araştırmacı  Gözüyle  ulaşabildiğim  gözlemlerimi aktarmak istiyorum.

Bu kıyıya SARAY  ve VİZE  güzergahları ile  ulaşmak mümkün. Her iki rota ISTRANCA ORMANLARI içinden geçerek gelecektir Kıyıköy’e.

Saray üzerinden gelirken, ormanın derinliklerini görmeğe çalışırım ve  o kesif yeşil dokunun içlerinde yer alan Kaya Oluşumları, gözetleme ve işaret  noktaları olarak  kullanıldığını düşündüğüm formları ile öylece dururlar yerlerinde.

PABUÇ DERESİ çok belirgin bir  ( S ) kıvrımı yaparak  kumsalı geçer ve güney yönünde içlere doğru ilerlemeye başlar ve binlerce yıl önce bu bölgede yaşamış olan Savaşçı Kavimler’in yaşam  yerlerine girer. Bu ormanlık  Alanın tamamı ve özellikle Akarsu çevreleri Kutsal Alanlar, Savaşçı Gözetleme Kuleleri, Gözetleme  işinin en rahatlıkla yapılabileceği  Kaya Barınakları ve ufak Mağaralar ve bütün ormanın içine bir ağ gibi yayılmış olan, küçük taşlar döşeli dar , daha doğrusu bir at’ın rahatça geçebileceği genişlikte sayısız orman yolları ile kaplanmıştır.

Kaya Oyukları, barınak ve mağaralar’ın GÖZETLEME NOKTALARI olarak kullanılması, savaşçıların korunaklı bir yerde gözetleme görevlerini yapmalarının  gerekliliği sebebiyledir. Balkanlar’da, Trakya’da rüzgar bir başka eser, Fırtınada dışarıda olmayı hiç istemezsiniz,Yıldırımların ormanlık bölgelere çok fazla düştüğü bir gerçektir, ormanda kupkuru ve kavrulmuş görünümlü ağaçları sıkça görürsünüz ki bunlar yıldırım düşmüş ağaçlardır. Trakya’da kar çok daha başkadır, orada kar ve soğuğu yaşayanlar bilir bunu:

Bu Doğa şartlarında nöbet tutan askerlerin hayatta kalabilmelleri ancak mağaralar veya Kaya Barınakları ile olacaktır. Neden bilmem Ormanlık Bölgelerde  oturmayı,savunma ve yaşamlarının doğa ortamında daha kolay daha güzel vede çok daha doğru olacağına inanan bu Kavimler halklarını, o kaya kovuklarında, mağara ve  kaya barınaklarında , ailece oturuyor ve yaşamlarını oralarda sürdürüyorlarmış gibi algılar pek çok kişi…..

Onların nöbet tutan , işaretleşme zorunluluğu olan  Savaşçı toplumlar olduklarını  düşünmek çokmu zordur.  Bu toplumlar, yazın serin, kışın sıcak olan bir mekan tarzı olan İĞMELİ EVLER’de otururlar, ormandaki akarsu yakınlarında. Evlerinin içleri : kilimler ve tüylü postlarla kaplıdır. Ocaklarını da yakarlar. Onbinlerce yıl ve çok geniş bir coğrafya’da bu Kavimler( çok değişik  isimlerle) Daima İğmeli Evlerde oturdular. Balkanlar – Trakya- İrlanda- Kuzey Avrupa- İskoçya- Orkney ve Avrasya’da.

Yaşamlarnı Ormanlık ve Dağlık bölgelerde sürdüren bu Kültürler, Kaya Barınaklarında nöbet tutarken; Atlarının eğer takımları, Ölü maskeleri, Liderlerinin zırhları, takıları, kadehleri ALTIN’DAN YAPILMIŞTI, Çok şık deri elbiseler  giyip, gümüş ve deri takılarını üzerlerinden  çıkartmıyorlardı, çok gelişmiş bir kültüre sahiptiler, tanrı ile aracısız konuşabilmek için  , doğada üzeri tamamen açık kayalık kutsal alanlarda dua ediyorlardı ve sonsuza kadar kalmasını istedikleri için taş ve Kayalık Alanları Kutsal olarak  seçiyorlardı. Kültürlerinin izleri asla silinmesin diye.

İşte Pabuç Deresi’nin  akıp gittiği ormanlık bölgede  bu yaşamlar binlerce yıl devam etti.

Yakın çevrede yer alan Kaya Manastırı’da  Hıristiyanlık öncesinden başlayarak kullanım görmüştür ve zaman içinde kayaların oyulması ile yeni mekanlar oluşturulmuştur.

Kıyıya gelen gemilerden  inenler, ya ufak kayıklarla ya da yaya olarak iç taraflara ulaşmışlardır.

Aslında bütün bu anlattıklarım KAZAN DERESİ ve çevresi için de geçerli .Ancak Derenin yol  güzergahı daha uzun ve daha rahat. Gemilerle gelenler  iç taraflara küçük ve hafif kayıklarla ve yaya olarak çok rahat bir şekilde ulaşabiliyorlardı ancak gelenler yabancı vede düşman ise işleri çok zordu. İster su yoluyla, ister tepelerden; her iki durumdada kolaylıkla tesirsiz hale getirilirlerdi. Burada o  dönemde varlık gösteren güçler zayıflamadıkça , gelenlerin asla şansları olamazdı ve böyle oldu.

Derenin ağzından, doğu yönünde kıyıda  peşpeşe küçük koylar ve denize dimdik inen, kayalık yüksek tepeler denize doğru  oldukça çıkıntılı burunlar oluşturmuşlar.

Kıyıköy’ün küçük limanından  sonra ,doğuda ki ilk küçük Koy’un sol  başındaki Burun’un  üzerinde, denizden çok yüksek olmayan küçük bir platoda oldukça büyük boyutlarda Megalitler yer almaktadır.

Küçük Koy’un sağ  tarafında, denize parallel olarak kıyı boyunca ve kumsalın gerisinde  yer alan yüksek kayaların, koya yakın bir bölümünde kayalara oyularak  açılmış bir  tünel görüyoruz.  Ancak bir kişinin girebileceği genişlikteki tünel 3m. kadar devam ediyor ve düşen taşlarla tıkanıyor. Denizden gelenlerin gizlice  iç kısımlara geçmek ya da  iç bölgeden  gizlice kıyıya  çıkmak için kullanılan bir geçit bu.

img522

Bu GİZLİ GEÇİT ve  MEGALİTLERİN bulunduğu düzlük, her ikisi de Küçük Koy’un birer yanında yer alıyorlar ve bu bir tesadüf değil.  Burası özel bir Koy ve buranın sıradışı bir kullanımı var. (Koy’un tam ortalarında tek başına duran ÇEŞME Osmanlı dönemine ait olmalı.) Platonun denize yakın alt seviyesinden başlayan ve kaya yüzeyinin kazılmasıyla oluşturulan dar bir yol, doğu yönünde uzanan üç BURUNU aynı seviyede ve muntazam bir şekilde kat etmektedir.  Hemen aşağısı deniz olan bu yol hem Savaşçıların kullanımında hemde Megalitik Kutsal Alanda yapılan ritüeller sırasında işlevlik görüyordu ve de  kıyıdaki GİZLİ YOL ile bağlantısı kesinlikle bulunmaktaydı.

Megalitlerin bulunduğu Plato: Denizden gelen  ve Gemilerle denize açılacak olan Savaşçıların dualar edip, adaklar yaptıkları KUTSAL ALAN ve biz bu kavimlerin DENİZCİ KAVİMLER olduklarını daima hatırda tutarak, doğru değerlendirmeler yapabiliriz.

ONLAR , başarılı savaşlar ,başarılı görüşmeler  yaptıktan sonra kendi topraklarında karaya ayak bastıkları anda, Kutsal Alanlarında törenler yapıyor ve dualar ediyorlardı. Savaşa giderlerken veya bir sebeple denize açılmadan önce gene buraya gelip, ritüellerini yapıyorlardı. Bu KUTSAL ALANDA gece,dalgaların sesleri, meşaleler , davullar, flütler, tulumlar eşliğinde yapılan bir törenin görüntüsü ve etkisini  düşünmek dahi müthiş bir şey.

GÖK TANRI- ATALAR- SAVAŞLARDA ÖLEN KAHRAMANLAR ve SAVAŞ GÜÇLERİ KANDAON adına yapılan , ANMA- ADAK ve DUA TÖRENLERİ.

SAVAŞÇI VE DENİZCİ TRAKLAR, büyük  savaş güçleri  KANDAON adına yaptıkları ritüellerde herzaman  olduğu gibi burada da DENİZ MEGALİTLERİ’nden  birinin önüne  BÜYÜK DEMİR KILICI SAPLIYORLARDI.  Savaşçı Kavimlerin hepsi, binlerce yıl boyunca SAVAŞ GÜÇLERİ adına yaptıkları törenlerde , ALTIN VEYA DEMİR KILIC’I  hazırlanan toprak platformun üzerine sapladılar. Tüm eski yazılı kaynaklar da bu şekilde yazarlar.

img523

img524

Çoğu kez töreni idare eden, o zaman diliminde  EN BÜYÜK KAHRAMAN OLAN LİDERLERİDİR. Traklar ve Keltler, tek bir lider-kral idaresi altına girmemişlerdir. Onlar baskı altına girmeyi ve özgürlüklerinden ödün vermeyi asla Kabul etmemişlerdir.  Her boy ve Kabilenin Kahraman Lideri ayrıdır ancak savaş ve tehlike zamanlarında hemen bir araya gelmişler ve  bu üstün birliktelik anlayışı onların binlerce yıl var oluşlarının en büyük sebebi olmuştur.

BALKANLAR’da  DAÇYA’nın kuzeybatısındaki TRAK  aşiretlerinden biri, DAÇYALI’lar olarak anılıyordu ve çok eskilerde onlara ‘’Daoi’’ ‘’Dai’’ler deniliyordu. İskenderiyeli Hesykhios’tan (m.ö.5.yüzyıl) öğrendiğimize göre ,FRİGYA dilinde ‘’ kurt’’a  DAOS denirdi.  Bu kökten türemiş kelimeler arasında  LİDYA dilindeki Kandaules’ i, İllirya dilinde ‘’kurt’’ anlamına gelen DHAUNOS ve TANRI DAUNUS’ u sayabiliyoruz. Aşağı  Moesia’daki Tuna ve Haemus arasında kalan  Daus –Dava şehrinin  kelime anlamının da ‘’Kurtların Köyü’’ olduğunu yazılı kaynaklardan öğreniyoruz. ( Kazarow,Klio,84)

İSKİT’lerede  ‘’Daoi’’ ‘’ Dahae’’ ‘’ Daai’’ dendiğini , Strabon’dan (vıı,3,12;xı,508) öğreniyoruz. Eski CERMENLER’de Savaşçılara, ‘’ kurt postlu  adamlar’’ denilmekteydi

Yırtıcı – çok iyi avcı- çok dayanıklı ve çok mücadeleci  özelliklerine sahip bir  hayvan olan Kurt’un bu vasıfları aslında  ‘’çok iyi savaşçılarında’’ vazgeçilemez vasıflarıdır. Atlı Savaşçı Kavimler’i oluşturan  İskit’ler, Kimmer’ler, Kelt’ler, Traklar; yenilmez savaşçılar olarak ve saymakla bitmeyen kahramanlıkların sahipleri olarak, ‘’Kurt’’u kendilerine sembol olarak kabul etmişlerdir. Gök Tanrı inancına sahip olan bu kavimler, Kurt’un  gücünü, kendi savaş güçleri ile birlikte düşünmüşlerdir.  TRAKLAR SAVAŞ GÜCÜ  olarak KANDAON’a  saygı göstermişler ve Savaş Ritüellerinde  onu sembol olarak  algılamışlardır.

Kandaon asla Savaş Tanrısı değildir. KANDAON BİR GÜÇ SEMBOLÜDÜR ve ona SAYGI GÖSTERİLİR, asla Tapınılmaz. Bu Kavimler Doğa’da herşeyin Ruhu olduğuna inanmışlar: ormanlara, ağaçlara, suya, rüzgara, bitkilere, hayvanlara,bütün Gök Cisimlerine, Atalarına, Kahramanlara, GÜÇ Kavramlarına, Savaş Silahlarına, Dağlara, Kayalık Bölgelere, Anıtsal Taşlara, Atlarına SAYGI GÖSTERMİŞLER sadece GÖK TANRI ve TOPRAK ANA’ya TAPMIŞLARDIR.

KIYIKÖY, bu onurlu yaşamlara tanık olmuş çok yaşlı  bir yerleşim yeri. Çıkmalı, ahşap payandalı  çok güzel ancak çok harap Ahşap Evleri var. Pek çoğu bahçelerindeki meyva ağaçlarına doğru bel vermiş,metruk, yalnız evler. Onların bir kısmını fotoğraf karelerime sığdırdım. İçinde oturanların bulunduğu harap evlerin fotoğraflarını çekemedim, içimden gelmedi. Keşke o anda duyduğum hüzünün  fotoğrafı olabilseydi….

Dalgaların aşındırdığı o muazzam kayaların yakınına kadar gittim. Baktım ,kayaların arasındaki oyuktan su içen bir köpek hemen yakınımda duruyor. Çok şaşırdım, deniz suyunu içiyor sandım . Kayaların arasındaki oyukta, suda belli belirsiz bir harekat sezdim, eğilip sudan avucumla alıp içtim, SU TATLIYDI. Deniz suyu ile aynı seviyedeki kaya oyuğunun içinden tatlı su kaynıyordu….

TRAKLAR’ın yaşamak için DOĞA’nın  içini neden seçtiğini daha iyi anlıyorum.  Onlar DOĞAYI VE SIRLARINI KEŞFETTİKLERİ İÇİN SONSUZ YAŞAMA İNANIYORLARDI ve DOĞADAN  ASLA AYRILMADILAR.

Benim KIYIKÖY için yazacaklarım şimdilik bu kadar.

Fotoğraf Galerisi için tıklayınız…