Trakya
Kıyıköy
Kıyıköy - Traklar'ın Tyn Boylarının Toprakları
TRAKLAR’IN SAVAŞ GÜCÜ ‘’KANDAON ‘’ VE TRAKLAR’IN TYN BOYLARININ TOPRAKLARI KIYIKÖY
ISTRANCA’lar Alçak Dağlarının, Istranca Ormanlarının KARADENİZ’le buluştuğu , kayalık kıyı şeridinde özel bir yerleşim yeri Kıyıköy veya MİDYE. Binlerce yıldan beri Deniz Kavimleri’ne, Denizden gelenlere ve denize açılanlara aşina olmuş, Savaşçı Kavimlere yurt olmuş…
Kesif orman dokusunun içinden,vadileri geçerek, Istrancalar’ı aşarak Karadeniz’e akan, PABUÇ ve KAZAN DERELERİNİN, denizle buluştukları kıyıda, her ikisinin arasında yükselen tepenin üzerinde kurulmuş, çok eski, çok yaşlı bir yerleşim yeri ‘dir Kıyıköy.
Burada Kıyıköy’ün tarihi ve coğrafyasına değinecek değilim, bu bilgilere ulaşmak mümkün, ancak ben Araştırmacı Gözüyle ulaşabildiğim gözlemlerimi aktarmak istiyorum.
Bu kıyıya SARAY ve VİZE güzergahları ile ulaşmak mümkün. Her iki rota ISTRANCA ORMANLARI içinden geçerek gelecektir Kıyıköy’e.
Saray üzerinden gelirken, ormanın derinliklerini görmeğe çalışırım ve o kesif yeşil dokunun içlerinde yer alan Kaya Oluşumları, gözetleme ve işaret noktaları olarak kullanıldığını düşündüğüm formları ile öylece dururlar yerlerinde.
PABUÇ DERESİ çok belirgin bir ( S ) kıvrımı yaparak kumsalı geçer ve güney yönünde içlere doğru ilerlemeye başlar ve binlerce yıl önce bu bölgede yaşamış olan Savaşçı Kavimler’in yaşam yerlerine girer. Bu ormanlık Alanın tamamı ve özellikle Akarsu çevreleri Kutsal Alanlar, Savaşçı Gözetleme Kuleleri, Gözetleme işinin en rahatlıkla yapılabileceği Kaya Barınakları ve ufak Mağaralar ve bütün ormanın içine bir ağ gibi yayılmış olan, küçük taşlar döşeli dar , daha doğrusu bir at’ın rahatça geçebileceği genişlikte sayısız orman yolları ile kaplanmıştır.
Kaya Oyukları, barınak ve mağaralar’ın GÖZETLEME NOKTALARI olarak kullanılması, savaşçıların korunaklı bir yerde gözetleme görevlerini yapmalarının gerekliliği sebebiyledir. Balkanlar’da, Trakya’da rüzgar bir başka eser, Fırtınada dışarıda olmayı hiç istemezsiniz,Yıldırımların ormanlık bölgelere çok fazla düştüğü bir gerçektir, ormanda kupkuru ve kavrulmuş görünümlü ağaçları sıkça görürsünüz ki bunlar yıldırım düşmüş ağaçlardır. Trakya’da kar çok daha başkadır, orada kar ve soğuğu yaşayanlar bilir bunu:
Bu Doğa şartlarında nöbet tutan askerlerin hayatta kalabilmelleri ancak mağaralar veya Kaya Barınakları ile olacaktır. Neden bilmem Ormanlık Bölgelerde oturmayı,savunma ve yaşamlarının doğa ortamında daha kolay daha güzel vede çok daha doğru olacağına inanan bu Kavimler halklarını, o kaya kovuklarında, mağara ve kaya barınaklarında , ailece oturuyor ve yaşamlarını oralarda sürdürüyorlarmış gibi algılar pek çok kişi…..
Onların nöbet tutan , işaretleşme zorunluluğu olan Savaşçı toplumlar olduklarını düşünmek çokmu zordur. Bu toplumlar, yazın serin, kışın sıcak olan bir mekan tarzı olan İĞMELİ EVLER’de otururlar, ormandaki akarsu yakınlarında. Evlerinin içleri : kilimler ve tüylü postlarla kaplıdır. Ocaklarını da yakarlar. Onbinlerce yıl ve çok geniş bir coğrafya’da bu Kavimler( çok değişik isimlerle) Daima İğmeli Evlerde oturdular. Balkanlar – Trakya- İrlanda- Kuzey Avrupa- İskoçya- Orkney ve Avrasya’da.
Yaşamlarnı Ormanlık ve Dağlık bölgelerde sürdüren bu Kültürler, Kaya Barınaklarında nöbet tutarken; Atlarının eğer takımları, Ölü maskeleri, Liderlerinin zırhları, takıları, kadehleri ALTIN’DAN YAPILMIŞTI, Çok şık deri elbiseler giyip, gümüş ve deri takılarını üzerlerinden çıkartmıyorlardı, çok gelişmiş bir kültüre sahiptiler, tanrı ile aracısız konuşabilmek için , doğada üzeri tamamen açık kayalık kutsal alanlarda dua ediyorlardı ve sonsuza kadar kalmasını istedikleri için taş ve Kayalık Alanları Kutsal olarak seçiyorlardı. Kültürlerinin izleri asla silinmesin diye.
İşte Pabuç Deresi’nin akıp gittiği ormanlık bölgede bu yaşamlar binlerce yıl devam etti.
Yakın çevrede yer alan Kaya Manastırı’da Hıristiyanlık öncesinden başlayarak kullanım görmüştür ve zaman içinde kayaların oyulması ile yeni mekanlar oluşturulmuştur.
Kıyıya gelen gemilerden inenler, ya ufak kayıklarla ya da yaya olarak iç taraflara ulaşmışlardır.
Aslında bütün bu anlattıklarım KAZAN DERESİ ve çevresi için de geçerli .Ancak Derenin yol güzergahı daha uzun ve daha rahat. Gemilerle gelenler iç taraflara küçük ve hafif kayıklarla ve yaya olarak çok rahat bir şekilde ulaşabiliyorlardı ancak gelenler yabancı vede düşman ise işleri çok zordu. İster su yoluyla, ister tepelerden; her iki durumdada kolaylıkla tesirsiz hale getirilirlerdi. Burada o dönemde varlık gösteren güçler zayıflamadıkça , gelenlerin asla şansları olamazdı ve böyle oldu.
Derenin ağzından, doğu yönünde kıyıda peşpeşe küçük koylar ve denize dimdik inen, kayalık yüksek tepeler denize doğru oldukça çıkıntılı burunlar oluşturmuşlar.
Kıyıköy’ün küçük limanından sonra ,doğuda ki ilk küçük Koy’un sol başındaki Burun’un üzerinde, denizden çok yüksek olmayan küçük bir platoda oldukça büyük boyutlarda Megalitler yer almaktadır.
Küçük Koy’un sağ tarafında, denize parallel olarak kıyı boyunca ve kumsalın gerisinde yer alan yüksek kayaların, koya yakın bir bölümünde kayalara oyularak açılmış bir tünel görüyoruz. Ancak bir kişinin girebileceği genişlikteki tünel 3m. kadar devam ediyor ve düşen taşlarla tıkanıyor. Denizden gelenlerin gizlice iç kısımlara geçmek ya da iç bölgeden gizlice kıyıya çıkmak için kullanılan bir geçit bu.
Bu GİZLİ GEÇİT ve MEGALİTLERİN bulunduğu düzlük, her ikisi de Küçük Koy’un birer yanında yer alıyorlar ve bu bir tesadüf değil. Burası özel bir Koy ve buranın sıradışı bir kullanımı var. (Koy’un tam ortalarında tek başına duran ÇEŞME Osmanlı dönemine ait olmalı.) Platonun denize yakın alt seviyesinden başlayan ve kaya yüzeyinin kazılmasıyla oluşturulan dar bir yol, doğu yönünde uzanan üç BURUNU aynı seviyede ve muntazam bir şekilde kat etmektedir. Hemen aşağısı deniz olan bu yol hem Savaşçıların kullanımında hemde Megalitik Kutsal Alanda yapılan ritüeller sırasında işlevlik görüyordu ve de kıyıdaki GİZLİ YOL ile bağlantısı kesinlikle bulunmaktaydı.
Megalitlerin bulunduğu Plato: Denizden gelen ve Gemilerle denize açılacak olan Savaşçıların dualar edip, adaklar yaptıkları KUTSAL ALAN ve biz bu kavimlerin DENİZCİ KAVİMLER olduklarını daima hatırda tutarak, doğru değerlendirmeler yapabiliriz.
ONLAR , başarılı savaşlar ,başarılı görüşmeler yaptıktan sonra kendi topraklarında karaya ayak bastıkları anda, Kutsal Alanlarında törenler yapıyor ve dualar ediyorlardı. Savaşa giderlerken veya bir sebeple denize açılmadan önce gene buraya gelip, ritüellerini yapıyorlardı. Bu KUTSAL ALANDA gece,dalgaların sesleri, meşaleler , davullar, flütler, tulumlar eşliğinde yapılan bir törenin görüntüsü ve etkisini düşünmek dahi müthiş bir şey.
GÖK TANRI- ATALAR- SAVAŞLARDA ÖLEN KAHRAMANLAR ve SAVAŞ GÜÇLERİ KANDAON adına yapılan , ANMA- ADAK ve DUA TÖRENLERİ.
SAVAŞÇI VE DENİZCİ TRAKLAR, büyük savaş güçleri KANDAON adına yaptıkları ritüellerde herzaman olduğu gibi burada da DENİZ MEGALİTLERİ’nden birinin önüne BÜYÜK DEMİR KILICI SAPLIYORLARDI. Savaşçı Kavimlerin hepsi, binlerce yıl boyunca SAVAŞ GÜÇLERİ adına yaptıkları törenlerde , ALTIN VEYA DEMİR KILIC’I hazırlanan toprak platformun üzerine sapladılar. Tüm eski yazılı kaynaklar da bu şekilde yazarlar.
Çoğu kez töreni idare
BALKANLAR’da DAÇYA’nın kuzeybatısındaki TRAK aşiretlerinden biri, DAÇYALI’lar olarak anılıyordu ve çok eskilerde onlara ‘’Daoi’’ ‘’Dai’’ler deniliyordu. İskenderiyeli Hesykhios’tan (m.ö.5.yüzyıl) öğrendiğimize göre ,FRİGYA dilinde ‘’ kurt’’a DAOS denirdi. Bu kökten türemiş kelimeler arasında LİDYA dilindeki Kandaules’ i, İllirya dilinde ‘’kurt’’ anlamına gelen DHAUNOS ve TANRI DAUNUS’ u sayabiliyoruz. Aşağı Moesia’daki Tuna ve Haemus arasında kalan Daus –Dava şehrinin kelime anlamının da ‘’Kurtların Köyü’’ olduğunu yazılı kaynaklardan öğreniyoruz. ( Kazarow,Klio,84)
İSKİT’lerede ‘’Daoi’’ ‘’ Dahae’’ ‘’ Daai’’ dendiğini , Strabon’dan (vıı,3,12;xı,508) öğreniyoruz. Eski CERMENLER’de Savaşçılara, ‘’ kurt postlu adamlar’’ denilmekteydi
Yırtıcı – çok iyi avcı- çok dayanıklı ve çok mücadeleci özelliklerine sahip bir hayvan olan Kurt’un bu vasıfları aslında ‘’çok iyi savaşçılarında’’ vazgeçilemez vasıflarıdır. Atlı Savaşçı Kavimler’i oluşturan İskit’ler, Kimmer’ler, Kelt’ler, Traklar; yenilmez savaşçılar olarak ve saymakla bitmeyen kahramanlıkların sahipleri olarak, ‘’Kurt’’u kendilerine sembol olarak
KIYIKÖY, bu onurlu yaşamlara tanık olmuş çok yaşlı bir yerleşim yeri. Çıkmalı, ahşap payandalı çok güzel ancak çok harap Ahşap Evleri var. Pek çoğu bahçelerindeki meyva ağaçlarına doğru bel vermiş,metruk, yalnız evler. Onların bir kısmını fotoğraf karelerime sığdırdım. İçinde oturanların bulunduğu harap evlerin fotoğraflarını çekemedim, içimden gelmedi. Keşke o anda duyduğum hüzünün fotoğrafı olabilseydi….
Dalgaların aşındırdığı o muazzam kayaların yakınına kadar gittim. Baktım ,kayaların arasındaki oyuktan su içen bir köpek hemen yakınımda duruyor. Çok şaşırdım, deniz suyunu içiyor sandım . Kayaların arasındaki oyukta, suda belli belirsiz bir harekat sezdim, eğilip
TRAKLAR’ın yaşamak için DOĞA’nın içini neden seçtiğini daha iyi anlıyorum. Onlar DOĞAYI VE SIRLARINI KEŞFETTİKLERİ İÇİN SONSUZ YAŞAMA İNANIYORLARDI ve DOĞADAN ASLA AYRILMADILAR.
Benim KIYIKÖY için yazacaklarım şimdilik bu kadar.
Fotoğraf Galerisi için tıklayınız…