Trakya
Soğucak Köyü
Astailer ve Soğucak Köyü
Trak Savaşçıların En özgürü Astailer' in Yaşam Merkezlerinden Biri Soğucak (Knevereno) Dağlık Bölgesi

Astailer, bizim bildiğimiz kadarı ile, bugüne kadar hiç kimsenin egemenliği altına girmemişlerdir. Traklar içinde günümüze kadar özgür kalanlar bunlardır, çünkü yüksek dağ başlarında yaşarlar. Bunlar derin kovuklarla dolu, çeşit çeşit ormanlarla kaplı, karlarla örtülü dağlardır.
Ayrıca korkunç savaşçıdırlar, bir de Dionysos inançları vardır. Dağların en tepesinde de bir bilici (kehanet) tapınakları bulunmaktadır." {Herodot, 7, III)

Doğaya inanan Satrailer Kehanet ve Ana Tanrıça inancındaki öğelere yer vermişlerdir. Aslında dağların yüksek yerlerinde oturarak, ormanlar içinden çıkmayarak, ata yaşamlarına sadık kalmaktadırlar. Bu sebepten onların inanç sistemlerinde daha güçlü bir doğa etkisi vardır. Tanrıya yakarışları, onunla haşhaşa kalma şeklinde olmaktadır. Yüce dağ ruhlarına, orman ruhlarına, Gök Tann' ya çok yakındırlar.

Astailer, Eskiköy' ün kuzeybatısında, Mahya Dağları üzerindeki Soğucak Kaya Barınakları ve Kutsal Alanında yaşamış olmalıdırlar.
KAYALIK KUTSAL ALAN ( SAVAŞÇI ERGİNLEME VE GÖZETLEME NOKTASI BÖLGESİ)

Çevreden soyutlanmış gibi bir yer olan bu kayalık bölge, orman içindeki akarsuların kaynak bulduğu vadilerin tepelerinde yer almaktadır.
Astailer' in yaşamsal özellikleri ile bu bölgenin konumu, birbirlerini tamamlamakladırlar sanki. Ancak onların burada oturmaları, benim şahsen ileri sürdüğüm bir fikirdir. Sadece bir varsayımdır, ancak kanımca çok da uygun bir düşüncedir.

Dağlara kazılarak oyulmuş daracık patikalar, kaya barınaklarının önünden geçerek, karşıki yüksek tepenin üzerindeki kaya sığınağının bulunduğu dik yamaca doğru gidiyor. Tepedeki sunağa çıkmak mümkün değil, çam ağaçlarının yerlere düşen iğneleri o kadar çok ayaklarınızı kaydırıyor ki, bazen değil tırmanmak, yürümek bile çok zor oluyor. Tepenin üzerindeki devasa kayanın ortası delik.SAVAŞÇILARIN ERGİNLEME RİTÜELİ için kullanılan KUTSAL FORM’daki bu KAYA aslında KUTSAL SONSUZ YAŞAM SEMBOLÜ. SAVAŞÇILAR, Erginleme Törenlerinde DAYANIKLILIK, ÜSTÜN SAVAŞÇI OLMAK imtahanlarından geçerek Erginleniyor ve KİŞİLİK DEĞİŞTİRİYORLARDI.
Bu oldukça İlginç bir ritüelin habercisi sanki. Bir an düşünüyorum, sakın burası Astailerin kehanet tepesi olmasın...
Dönüşte ormanın içinde, aşağıda, vadide akan suyun kaynağını buluyoruz. Ağaçlar öylesine alçak ki, vadide hafif eğik yürüyoruz. Çevremizde kesinlikle kutsal yılanlar da olmalıdır, ancak onları hiç görmüyoruz.
Buranın öyle gizli bir konumu var ki, Astailer istemeden onları kimse bulamaz. Onları böyle bir yerde ele geçirmek, kuşatmak ise kesinlikle imkansızdır.
Böyle bir girişime önce dağlar ve ormanlar izin vermez. Böyle bir yerde birilerini bulmak, ya da bulmaya çalışmak hayalden öteye gitmez.
Hava açık, ancak bizim görüş alanımız o kadar geniş değil. Hem çok yüksekte, hem de çanak gibi bir bölgedeyiz. Bizim gördüğümüz kadarı ile gökte bulut yok, ancak çevrede var demek ki! öyle bir şiddetle gök gürlüyor ki adeta korkudan donuyorsunuz. Gök gürültüsünün sesi bu çanağın yanlarına çarpıyor ve ses belki on kat daha fazlalaşıyor.
Traklar böyle anları binlerce kez yaşamışlardır buralarda. Her defasında gökyüzüne oklar atıp bir ağızdan bağırmışlardır.
Zor şartlarda da olsa, yine de bu yerde yaşamak bir ayrıcalık diye düşünüyorum. Buranın görkemine, ihtişamına ancak Astailer gibi özgürlüklerine bağlı kavimler yakışırdı ve onlar bu gizli bölgeyi GÖZETLEME NOKTASI OLARAK’ta KULLANMIŞ OLMALIDIRLAR.
Bu dağlarda oturan Traklar hangi boya ait olurlarsa olsunlar, doğanın tüm gök, yer, su ve fırtına tanrılarına daha yakın olduklarını hissettiler.

Tanrılarının, atalarının, kahramanlarının ruhlarını davullar çalıp, ilahiler söyleyerek çağırdılar. İlahilerini sadece görülen dağlara, nehirlere, ormanlara söylemediler, görünmeyenler için de yakardılar.
Bu insanların görünümünde, mutlaka çok ulu bir azamet olmalıydı.
Onlar da ataları gibi gelişmiş, doğa ve kaya kültürleri ile adlarını tarihe yazdılar. Ulaşılamayacak kadar dik ve sarp yerlere, ahşap veya kuvvetlice örülmüş ip merdivenler, ya da yine ahşaptan yaptıkları asma köprülerle ulaştılar.
Onlar sınır tanımadılar, hiç bir şeyden korkmadılar. Korktukları tek şey özgürlüklerini kaybetmek olduğu için, bütün hayatlarını özgürce yaşamaya adadılar.
SOĞUCAK KÖYÜ VE SOĞUCAK EVLERİ

Vize, Soğucak, Poyralı, Kırklareli yönündeki karayolunun, Soğucak sapağından içeri girildiğinde, Soğucak Deresi' nin her iki kıyısına yayılmış Soğucak Köyü karşınıza çıkar. Ancak köy yerleşimi ağırlıklı olarak, Soğucak Deresi' nin kuzey kıyısında yer almakta ve çok eski bir köprü, iki kıyıyı birbirine bağlamaktadır.
Kuzey yakasındaki evlerle dolu mahallelerin hemen arkasında yükselen kayalık dağlar üzerinde, eski kaya barınakları yer almaktadır. Kaya barınakları ve evler içice sanki bir bütün oluşturmaktadırlar.
1914' de Bulgaristan' dan buraya göç edenlerin çoğunluğu oluşturduğu köy halkının büyük bölümü, bir kısmı kullanılamaz durumda olan, taş ve ahşap malzeme ile yapılmış eski Rum evlerinde oturmaktadırlar.

Pencereleri ahşap kapaklı, eliböğründelerle taşman çıkmalı, nefis ahşap kapıları olan bu iki katlı evlerin, büyük, içi sıvalı ocakları olan bahçelerinin bir köşesinde, şimdilerde hâlâ kullanılan öküz arabaları durmakta.

Köyün ayazmalı kilise yapısı, sağlam bir taş işçiliği örneği.
Bu evlerin pek çoğunun üç, dört kapısı var. Bunlar evin çeşitli yönlerinde yer alıyor. Söylendiğine göre düşman geldiğinde kolayca kaçılması için yapılmışlar.

Yakın senelerde şiddetli yağışlar, Soğucak Köyünün içinden geçen Soğucak Deresi’nin taşmasına sebep oluyor ve köyün her iki yakası, bütün evler ve ekili tarlalar sular altında kalıyor. Aniden ve hızla gelen sel , tarlalarda çalışan insanlara zarar veremiyor, zira tepelerde hayvan otlatan çobanlar bir şekilde aşağı bölgeye haber veriyorlar ve köylülerin kayalık tepelere kaçmasını sağlıyorlar. Aynı şiddetteki sel olayı iki kere daha yaşanıyor.

Son Sel felaketinde Soğucak neler yaşadı bilmiyorum ancak en geç bir hafta sonra Trakya’ya gittiğimde öğrenebileceğim.
EYLÜL / 2009
Fotoğraf Galerisi için tıklayınız...