Astailer ve Soğucak Köyü

Trak Savaşçıların En özgürü Astailer' in Yaşam Merkezlerinden Biri Soğucak (Knevereno) Dağlık Bölgesi


img548

 

Astailer, bizim bildiğimiz kadarı ile, bugüne kadar hiç kimsenin egemenliği altına girmemişlerdir. Traklar içinde günümüze kadar özgür kalanlar bunlardır, çünkü yüksek dağ başlarında yaşarlar. Bunlar derin kovuklarla dolu, çeşit çeşit ormanlarla kaplı, karlarla örtülü dağlardır.

Ayrıca korkunç savaşçıdırlar, bir de Dionysos inançları vardır. Dağların en tepesinde de bir bilici (kehanet) tapı­nakları bulunmaktadır." {Herodot, 7, III)

img546

Doğaya inanan Satrailer Kehanet ve Ana Tanrıça inancındaki öğelere yer vermişlerdir. Aslında dağların yüksek yerlerinde oturarak, ormanlar içinden çıkmayarak, ata yaşamlarına sadık kalmaktadırlar. Bu sebepten onların inanç sistemlerinde daha güçlü bir doğa etkisi vardır. Tan­rıya yakarışları, onunla haşhaşa kalma şeklinde olmakta­dır. Yüce dağ ruhlarına, orman ruhlarına, Gök Tann' ya çok yakındırlar.

img543

Astailer, Eskiköy' ün kuzeybatısında, Mahya Dağları üze­rindeki Soğucak Kaya Barınakları ve Kutsal Alanında ya­şamış olmalıdırlar.

KAYALIK KUTSAL ALAN ( SAVAŞÇI ERGİNLEME  VE GÖZETLEME NOKTASI BÖLGESİ)

 

img550

 

Çevreden soyutlanmış gibi bir yer olan bu kayalık bölge, orman içindeki akarsuların kaynak bulduğu vadilerin tepe­lerinde yer almaktadır.

Astailer' in yaşamsal özellikleri ile bu bölgenin konumu, birbirlerini tamamlamakladırlar sanki. Ancak onların bura­da oturmaları, benim şahsen ileri sürdüğüm bir fikirdir. Sa­dece bir varsayımdır, ancak kanımca çok da uygun bir dü­şüncedir.

img547

Dağlara kazılarak oyulmuş daracık patikalar, kaya barı­naklarının önünden geçerek, karşıki yüksek tepenin üze­rindeki kaya sığınağının bulunduğu dik yamaca doğru gi­diyor. Tepedeki sunağa çıkmak mümkün değil, çam ağaçla­rının yerlere düşen iğneleri o kadar çok ayaklarınızı kaydı­rıyor ki, bazen değil tırmanmak, yürümek bile çok zor oluyor. Tepenin üzerindeki devasa kayanın ortası delik.SAVAŞÇILARIN ERGİNLEME RİTÜELİ için kullanılan KUTSAL FORM’daki bu KAYA aslında KUTSAL SONSUZ YAŞAM  SEMBOLÜ. SAVAŞÇILAR, Erginleme Törenlerinde  DAYANIKLILIK, ÜSTÜN SAVAŞÇI OLMAK imtahanlarından geçerek Erginleniyor ve KİŞİLİK DEĞİŞTİRİYORLARDI.

Bu oldukça İlginç bir ritüelin habercisi sanki. Bir an dü­şünüyorum, sakın burası Astailerin kehanet tepesi olma­sın...

Dönüşte ormanın içinde, aşağıda, vadide akan suyun kaynağını buluyoruz. Ağaçlar öylesine alçak ki, vadide ha­fif eğik yürüyoruz. Çevremizde kesinlikle kutsal yılanlar da olmalıdır, ancak  onları hiç görmüyoruz.

Buranın öyle gizli bir konumu var ki, Astailer istemeden onları kimse bulamaz. Onları böyle bir yerde ele geçirmek, kuşatmak ise kesinlikle imkansızdır.

Böyle bir girişime ön­ce dağlar ve ormanlar izin vermez. Böyle bir yerde birileri­ni bulmak, ya da bulmaya çalışmak hayalden öteye gitmez.

Hava açık, ancak bizim görüş alanımız o kadar geniş de­ğil. Hem çok yüksekte, hem de çanak gibi bir bölgedeyiz. Bizim gördüğümüz kadarı ile gökte bulut yok, ancak çev­rede var demek ki! öyle bir şiddetle gök gürlüyor ki adeta korkudan donuyorsunuz. Gök gürültüsünün sesi bu çana­ğın yanlarına çarpıyor ve ses belki on kat daha fazlalaşıyor.

Traklar böyle anları binlerce kez yaşamışlardır buralarda. Her defasında gökyüzüne oklar atıp bir ağızdan bağırmış­lardır.

Zor şartlarda da olsa, yine de bu yerde yaşamak bir ay­rıcalık diye düşünüyorum. Buranın görkemine, ihtişamına  ancak Astailer gibi özgürlüklerine bağlı kavimler yakışırdı ve onlar bu gizli bölgeyi GÖZETLEME NOKTASI OLARAK’ta KULLANMIŞ OLMALIDIRLAR.

Bu dağlarda oturan Traklar hangi boya ait olurlarsa ol­sunlar, doğanın tüm gök, yer, su ve fırtına tanrılarına daha yakın olduklarını hissettiler.

img549

Tanrılarının, atalarının, kahramanlarının ruhlarını davul­lar çalıp, ilahiler söyleyerek çağırdılar. İlahilerini sadece gö­rülen dağlara, nehirlere, ormanlara söylemediler, görünmeyenler için de yakardılar.

Bu insanların görünümünde, mutlaka çok ulu bir azamet olmalıydı.

Onlar da ataları gibi gelişmiş, doğa ve kaya kültürleri ile adlarını tarihe yazdılar. Ulaşılamayacak kadar dik ve sarp yerlere, ahşap veya kuvvetlice örülmüş ip merdivenler, ya da yine ahşaptan yaptıkları asma köprülerle ulaştılar.

Onlar sınır tanımadılar, hiç bir şeyden korkmadılar. Kork­tukları tek şey özgürlüklerini kaybetmek olduğu için, bü­tün hayatlarını özgürce yaşamaya adadılar.


SOĞUCAK KÖYÜ  VE  SOĞUCAK  EVLERİ

img565

Vize, Soğucak, Poyralı, Kırklareli yönündeki karayolu­nun, Soğucak sapağından içeri girildiğinde, Soğucak Deresi' nin her iki kıyısına yayılmış Soğucak Köyü karşınıza çı­kar. Ancak köy yerleşimi ağırlıklı olarak, Soğucak Deresi' nin kuzey kıyısında yer almakta ve çok eski bir köprü, iki kıyıyı birbirine bağlamaktadır.

Kuzey yakasındaki evlerle dolu mahallelerin hemen ar­kasında yükselen kayalık dağlar üzerinde, eski kaya barı­nakları yer almaktadır. Kaya barınakları ve evler içice san­ki bir bütün oluşturmaktadırlar.

1914' de Bulgaristan' dan buraya göç edenlerin çoğunluğu oluşturduğu köy halkının büyük bölümü, bir kısmı kulla­nılamaz durumda olan, taş ve ahşap malzeme ile yapılmış eski Rum evlerinde oturmaktadırlar.

 

img557


Pencereleri ahşap kapaklı, eliböğründelerle taşman çık­malı, nefis ahşap kapıları olan bu iki katlı evlerin, büyük, içi sıvalı ocakları olan bahçelerinin bir köşesinde, şimdiler­de hâlâ kullanılan öküz arabaları durmakta.

 

img570

Köyün ayazmalı kilise yapısı, sağlam bir taş işçiliği örne­ği.

 

Bu evlerin pek çoğunun üç, dört kapısı var. Bunlar evin çeşitli yönlerinde yer alıyor. Söylendiğine göre düşman gel­diğinde kolayca kaçılması için yapılmışlar.

img559

Yakın senelerde şiddetli yağışlar, Soğucak Köyünün içinden geçen Soğucak Deresi’nin taşmasına sebep oluyor ve köyün her iki yakası, bütün evler ve ekili tarlalar sular altında kalıyor. Aniden ve hızla gelen sel , tarlalarda çalışan insanlara zarar veremiyor, zira tepelerde hayvan otlatan çobanlar bir şekilde aşağı bölgeye haber veriyorlar ve köylülerin kayalık tepelere kaçmasını sağlıyorlar. Aynı şiddetteki sel olayı iki kere daha yaşanıyor.

img569

Son Sel felaketinde Soğucak neler yaşadı bilmiyorum ancak en geç bir hafta sonra Trakya’ya gittiğimde öğrenebileceğim.

EYLÜL /  2009

Fotoğraf Galerisi için tıklayınız...