Behram Kale Köyü
Türkiyemiz Dergisi, 1984, Sayı: 44

Çanakkale ilinin AYVACIK kazası, sahilden 10-15 km. uzakta, kuzey-batıya bakan tepeler üzerinde kurulmuş ufak bir yerleşme yeridir.
Biga yarımadasının güney-batı ucundaki Baba Burnunun doğusundaki Ayvacık ile Çanakkale arasını 73 km. uzunluktaki 6 nolu devlet karayolu birbirine bağlamaktadır.
Ayvacık’ın etrafı kızılcam ormanları ile çevrilmiştir.
Ayvacık’a bağlı Behramköy Ege denizinin Edremit körfezi kuzey sahillerinde bulunmakta olup aynı isimde bir de iskelesi vardır.
Limana hakim ve Ona kuş bakışı olarak bakan bir tepenin eteğinde tamamen ikinci kalite andezit taşları ve devşirme antik taşlardan inşa edilmiş olan Behramköy'ün doğusunda İDA (Kaz) dağı yükselmektedir.

Taş döşemeli yollar ve avlu duvarı taştan örülmüş bir ev. - Stone-paved roads and house with stone courtyard wall.
Vadiden kuzeye bakıldığında antik adı SATNİOEİS olan (TUZLA) ırmağı ile, ekili tarlaların izlendiği ova görülür.
Saydığımız bu yerlerin arasında kalan vadiden MİDİLLİ ve MYTHİLENE adaları görülmektedir. Öyleki havanın çok açık ve net olduğu günlerde MİDİLLİ kıyılarındaki sahil köylerinin evleri ve camlarına vuran güneş ışınlarının yansımalarının bile izlendiği vasıtalar dahi rahatlıkla görülebilmektedir. İşlenen arazinin büyük kısmı ovada olan ve antik akropolün kuzeye bakan yamacında kurulmuş olan Behramköy'ün bu günkü en yeni evlerinden., en eski evlerine ve Arkaik Yunan tapınağına kadar tüm yapılar, andezit taşı çıkaran ocakların yakında olması ve bu taşın kolay işlenebilirliği sebebiyle andezitten inşa edilmişlerdir.
Antik ve Bizans dönemi uygarlığı Behram ve çevresinde zengin bir tarihi miras bırakmıştır.
Köy ve antik miras iç içedir. Bazı avlu duvarları antik bir duvarı da içine alarak devam edip gider.
Köy engebeli bir tepededir. Mevcut taş döşeme yollar dardır. Yayalar ve atlı arabalar için daha müsait olan bu yolların büyük bir kısmı antik döşemeye sahiptirler.
Evler ustalar tarafından inşa edilmişlerdir. Sade görünüşlerinin yanı sıra mimarsız bir mimari ile karşı karşıya olduğumuz, teker teker incelendiklerinde daha iyi anlaşılmaktadır.
Behramda yollar, avlu duvarları, evler herşey taşdır. Gri renkli bir köy vardır karşımızda. Mahalli olmayan ve uzaktan getirilen sarı taş ile inşa edilmiş 2-3 ev görünüme renklilik katmaktadır.
Evler, sokaklardan yüksek duvarlarla ayrılan bahçeli ve avlulu bir plânda yapılmışlardır. Köy iki ayrı yerleşim yeri göstermektedir. Liman, liman evleri, sonra kıvrıla kıvrıla gittikçe dikleşerek gerideki yüksek kayalık tepeyi kat eden nefis manzaralı yol ve ovaya bakan esas Behramköy.
Önce yukarı köyden söz açlım. Köyün en hareketli, en renkli yeri köy meydanı. Meydan köylünün organik bir parçası. O güler yüzlü, iyi huylu insanların, muhtarın, uzun boyu ciddi havası ile Yahya Yüksel'in, Recep Yavuz'un, dost arkadaş Hasan Yavaş'ın Kumkale, İntepe-nin, Sağır Hasan'ın Fedai'nin toplandıkları yer bu köy meydanı.

Akropolisten köyün sahil kesiminin görünüşü - view of the village from the acropolis.
Günlük problemler burada tartışılır, burada ticaret yapılır. Ovaya nazır, nefis manzaralı, ters çevrilmiş sütun başlıklarından masalarında demli çayların, soğuk ayranın içildiği kahve de buradadır.
Yeni cami, dükkânlar bu meydan etrafında top lanmışlardır. Köyün yolları burada birbirine kavuşur. Burası nefes alınan yerdir. Köylüsü, turisti, yabancısı ile herkesin dinlenme yeridir. Meydanın döşemesi de taşdır.
Eskilerde burada gösteriler, şenlikler yapılır-mış. Mahalli incelikler burada sergilenirmiş. Halk uyanık ve görgülü. Recep Yavuz anlatmıştı: Eski bayramlarda her gece bu meydanda köyün delikanlıları temsiller verirlermiş. Kadın rolüne de erkekler kadın kıyafeti giyerek çıkarlarmış. Konulu, hareketli oyunlarmış. Sonraları kalmamış böyle şeyler.
Köy ve Ayvacık arasında işleyen otobüs de bu meydandan kalkıyor. Turist otobüsleri dolu dolu geldiklerinde meydan ve kahve ağız ağıza doluyor. Büyük ağaçların gölgelerinde dinleniyor, sonra antik kenti gezmeye başlıyorlar.
Köyün taş döşemeli yolları yanısıra yeni açılan toprak yolları da var. Bu yollarda güler yüzlü yaşlılara, çocuklara, boyunları çıngıraklı köpeklere, zeytinden dönen siyah önlük elbiseli, başları beyaz örtülü kadınlara rastlıyorsunuz. Köylü, av, balıkçılık, hayvancılık, zeytincilik ve dokumacılık yapıyor.
Köyde bütün kişiler birbirlerini çok iyi tanıyorlar. Pek çoğu birbirleri ile akraba. 7-8 soyadı ve kalabalık bir köy. Köyün belli başlı 11 mahallesi var. DEDE ALTI - DEDE ÜSTÜ - CAMİ ÜSTÜ - CAMİ ALTI - MİYEMTEPE - ÇARŞI İÇİ - ALAN - SIĞIR ALANI - KARA ÇALTI - BADEM ALTI - ANTİK LİMAN.
İlk adı geçenler köyün üst bölgeleri. Halk yavaş yavaş aşağı köye çekiliyor. Tepeden ovaya doğru yayılıyor yerleşme. Eski cami çevresi, meydan çevresi tenhalaşıyor artık. Köy korumaya alındığı için yeni mahalleler aşağı kesimde oluşuyor. Artık eski köyde onarımlar dahi keyfi değil. Herşey koruma kaidelerine uygun olarak yapılıyor. Köyün bu kesimi antik kent ile iç içe. Dokunulması değiştirilmesi imkânsız. Onarılan evler ana malzeme olan taş ile, öz yapıyı değiştirmeden yenileniyorlar.
Eski yapıların büyük bir kısmı zamanın yaptığı tahribatla yıkılmakta ya da yıkılmaya müsait duruma gelmişler. Önce bunları yıkılmaktan kurtarmak gerekmekte. Bu evleri içinde yaşayanları ile birlikte, Yunan harbini anlatan yaşlıları ile herşeyi ile korumak gerekmekte.
1944'deki deprem büyük zarar vermiş köye. O sırada antik surlardan yuvarlanan taşlar, aşağılardaki antik yapıtları dahi tahrip etmiş.
Köyün merkezini teşkil eden kahve, meydan ve dükkanlardan ayrılıp çevre sokaklara sapltığımızda meyilli araziye uydurulmuş, iki sokak arasına oturtulmuş, avlulu, mütevazı, hisli, tamamen taştan inşa edilmiş, insanın faydasına göre şekillendirilmiş evlerin arasına giriverir insan.
Çok defa bir avluya bir alt sokaktan taş merdivenlerle gîrilebilmekte, ev iki seviyedeki sokağa da açılmaktadır. Arazi meyline uydurulan yapının bir sokakta 2, diğer sokakta 1 katı olmaktadır.
Bu avlularda kışın güneşte oturuluyor, yazın ise gölgeli kısımlarına çekilerek evle ilgili tüm işler yapılıyor.
Yürüdüğümüz yol boyunca dönemeçler, dimdik çıkıp dönemeçlerde kayboluveren muntazam taş döşemeli ara yollar, evleri yollardan ayıran bazen bir kale duvarı gibi yüksek inç edilmiş taş avlu duvarları ve içlerinde evler.
Bu yüksek taş duvarların ekserisi meyilli olarak örülmüş kum taşı duvarlar. Doğru bir bağlantı ile taş aralarında mümkün olduğu kadar küçük boşluklar kalacak şekilde işlenmişlerdir. Ocaklardan çıktıkları gibi irili ufaklı taşlardan yapılmış bu moloz taş duvarlar oldukça kalındırlar. Bazen büyük taşlar arasında kalan boşluklar küçük taşlar ve harçla doldurulmuşlardır.
Temele yakın kısımlarda mümkün olduğu kadar büyük taşların kullanıldığı bu duvarlardan biri iki sokağın birleşim noktasında öylesine güzel mükemmel bir yuvarlatılmayla dönüş yapmıştır ki adeta bir burç görünümü almıştır.
Üst kesimde ise yanyana konmuş muntazam dikdörtgen, taş bloklarla adeta bir parapet oluşturulmuştur.
Avlulara çift kanatlı ahşap kapılarla girilir. Bunlardan bazıları oldukça eskidirler. Avlu evin mühim bir bölümüdür. Sokak ve eve ait tüm bölümler arasında bir bağlantıdır. Eve ait bütün aletler avluda muhafaza edilir. Bunlar dokuma ile ilgili aletler, hasad için gerekli aletler, marangoz aletleri olduğu gibi bazen kocaman bir öküz arabası da yer alır burada.
Su ile ilgili mekânlar ana yapıdan ayrı olarak avluda yer alırlar. Avlu, evin kadının da üretim faaliyetinde yer aldığı düşünülürse, üretim için de geçerli bir mekândır.
Bu köyde kadın ticaret hayatının içindedir. Avluda kadın dokuma yapar, çorap örer, zeytinleri istifler, sebze kurutur. Bazı avlularda kuyular da vardır. Muntazam taş döşemeliler yanında ana kayayı taban yapmış, meyilli avlular da görülür.
Bir köşede çoğu kez bir misafirhane bulunur. Zengin ya da orta halli aileler muhakkak evin bitişiğinde veya avlunun bir köşesinde misafirler için olan bu mekânı yapmışlardır. Bazen bu oda kışlık olarak kullanılır.
Avluya çoğu kez evin yeni evli oğluna bir oda inşa edilmiştir. Bazen de tersi olur. Yaşlı anne ya da baba için avluda küçük, ayrı, önü sarmaşıklı, çardaklı bir bölme yapılır. Bu sebepten ev plânlarında bazen şekilsizlikler ortaya çıkmaktadır.
Ahır, ağıl, ambarlar, erzak ve malzeme deposu, makine ve motorların yerleri, samanlık, kümesler, odunluk, taştan inşa edilmiş, önü tahta kapılı, taşıma suyun kullanıldığı tuvalet ve her avluda bazen 2 tane görülen ve Behramköy mimarisinin karakteristik özelliği olan çok yönlü kullanışı olan OCAKLAR bu avluyu çevrelerler.
Ocaklara çok büyük ehemmiyet verilmiştir. Bu ocaklar taştan inşa edilmişlerdir. Taş saçaklıları ve taş parapet levhaları, düz toprak damlar ile bazen tek, bazen iki katlıdırlar. Bazılarında sadece yemek pişirilir. Fırınları olanlar çoğunluktadır. Yakıt olarak tezek, odun, kuru ot, saman kullanılır.
Günün her saatinde hemen yakılabilecek şekilde hazırdırlar. Küçük bir maltız üzerinde devamlı su kaynar.
Bu taş ocaklar avlunun görünümüne güzellik ve canlılık katmaktadırlar. Ocaklar kuru taş işçiliği gösterirler. Dikdörtgen açıklıklarda yekpare taş yan ve üst söveler görülür.
Bazı açıklıkların üst kısımlarında ise iki taş karşılıklı destek vaziyetinde yerleştirilmiş ve meydana gelen basit kemer şekli ile daha üst kısımdaki taş örgünün ağırlığı taşıyıcı duvarlara iletilmiştir. Tümüyle bazen bu ocak yapılarının yükseklikleri 2 metreyi bulmaktadır.
Çoğunun ateşliklerinin alt kısımlarında tavukların kuluçkaya yatmaları için bölümler yapılmıştır. Ocakların etrafı çoğu zaman açık hava mutfağı görünümündedir. Duvardaki taş raflar üzerinde taslar, tencereler, ibrikler dizilidir.
Avlu içindeki evler tamamiyle taşdan inşa edilmişlerdir. Kalın duvarları ile bu evlerin büyük bir kısmı iki katlıdırlar. Zemin kat mekânları ahır, samanlık, kiler, odunluk ambar olarak kullanılırlar. Bazıları ihtiyaç karşısında normal yaşama hacımları olarak da kullanılırlar. Odaların tavanları kabave işlenmemiş ağaçlardan inşa edilmiştir. Aralarında muntazam kesilmiş, ince tahta kaplama da görülür. Tabanlar taştır. Tahta kapıları vardır bu mekânların. Üst kata avludan, taş basamaklı korkuluksuz merdivenlerle çıkılır.
Oturma katı umumiyetle 2 ya da 3 odadan ibarettir. Küçük evlerde bunun 1 oda 1 hole indiği de görülür. En önemli kısım ocaklık, yani evin esas kapalı yemek pişirme mekânıdır.
Bilhassa kışın ve geceleri hayat burada geçer. Bazen her odada bazen de sadece bir odada içleri bazen sıvalı, şömine gibi ocaklar vardır. Ocakların yanlarında küçük kibrit koyma nişleri dahi unutulmamıştır.
Bazı evlerde ocakların bir duvarına doğru tabana meyil verilmiştir. Dışarıya avluya bir delik açılmıştır. Burada ısıtılan su ile yıkanılır. Bu tip mekânlarda tabanlar sıvalıdır. Çoğu evde oturma ve yatma odası olarak kullanılan mekânda gusülhane dolapları mevcuttur. İsıtılan su ile burada yıkanılmaktadır.
Odaların hemen hepsinde duvarları dört bir yandan kateden ahşap raflar görülür. Bunların üzerine evin tüm tabak çanağı yerleştirilmiştir. Bu tabaklar içinde antika değerinde olanlara çok rastlanır. Duvar içine gömülü olarak yapılmış dolaplara ise gündüz kaldırılan yatak, yorgan ve yastıklar istif edilmiştir. Odalarda sedirler vardır. Bol yer yastığı da kullanılmaktadır. Yemek yerde sini içinde, bazı evlerde de açılır kapanır tip ahşap masalar üzerinde yenir.
Odalardan bazıları geleneksel eşyanın dışında modern eşya ile döşenmiştir. Bunlar misafirler içindir. Odalardaki dolaplar sadedirler. Fayda unsuru olarak düşünüldüklerinden süsten uzaktırlar. Evlerin dış duvarları oldukça kalındır. Bazıları 50 cm. yi geçer.
Ekserisi avluya açılan küçük pencerelerin çerçeveleri dış yüze yakın yapılmış, böylelikle içte pencere önünde geniş pencere içleri oluşmuştur ki bu pencere içlerine örtüler yayılır, üzerlerine süs eşyaları konur. Pencerelerde bazen parmaklık, çoğu eski evlerde ise 2 parçalı yekpare tahtadan kapaklar, bazılarında da kafesler görülür. Ahşap kapaklar Behram'ın sert geçen kışları için iyi bir tedbirdir. Pencere ölçüleri de bu sebepten bilhassa eski evlerde oldukça küçüktür. Sokağa bakan köşesinde iyi bir kesme taş işçiliği gösteren, köşesi paklaşmış bir evde üst katta sadece 4 pencere vardır. Bazı örneklerde ise üst katta 1 pencere görplür.
Ovaya doğru kayan KARAÇALTI mahallesinde evlerde artık normal sayı ve ölçüde pencereler yapılmaktadır. Bunlarda alyap doğramanın yerini metal almıştır. Oda tabanları alyaptır. Bölme duvarları bağdadidir. Üzerleri ince elenmiş kerpiç toprağı ile sıvanmıştır. Sıvaya dayanıklılığı arttırsın diye saman karıştırılmıştır. Tüm odalar beyaz sıvalıdırlar. Tavanlarda civarda çok yetişen kavak ağacından yapılmış kirişler görülür. Ağaç kirişler çoğu kez çıplak bırakılmışlardır. Araları sazlarla doldurulmuş ve çamurla sıvanmıştır. Ağaçların alt yüzlerine çakılan büyük çivilere salıncaklar kurulur, büyük torbalar asılır.
Yamaçtaki eski mahallelerde evlerin damları killi toprak ile örtülmüştür. Bu düz damlar için azametli tavan kirişleri ve bol kereste gerekir. Damlarda çoğu zaman Behram Köyü'nün mahalii mavi, killi toprağı kullanılmıştır.
Bilhassa meyilli araziye yerleştirilmiş köylerde bu tip inşaat sistemi estetik ve mimari görünüş açısından çok hoş bir görünüm vermektedir. Damların üzerlerinde incir, biber kurutulur, salça yapılır. Bazen birinden diğerine atlayarak geçmek mümkündür. Bu düz toprak damlar karlı ve yağmurlu mevsimlerde akmasına mani olmak için bu mevsimlerden önce her evin damında bulunan silindirik dam taşı ile prese edilip, sıkıştırılırlar. Bu tipe giren evlerde taş beden duvarları, enine taşlardan taş saçaklık, dikdörtgen taşlardan parapet ve topraklardan karakteristik sırayı oluşturmaktadır.
Yeni gelişen KARAÇALTI bölgesinde düz toprak damdan vaz geçilerek, beşik örtü şeklinde kiremitli çatılar yapılmaktadır. Marsilya tipi kiremitin kullanıldığı bu çatılarda büyük çapta kereste tasarrufu olmaktadır.
Evlerin bacaları dikdörtgen taş ya da tuğladandır. Çoğu kez bacaların üstlerine süs olarak konulan şişelere vuran güneş ışığının yansımaları görünüme ayrı bir güzellik veriyor.
Taş evleri, taş yolları, ahşap çubuklara sarılarak yükselen asmalar ve sarmaşıkları meyva ağaçlarının olduğu bahçeleri geride bırakıp Antik ASSOS'un içinden de geçerek liman'a iniyoruz.
Eskiler için deniz, liman demek. Limanın yaşaması gerek. Denizcilik, deniz burada balıkçılık ve ticaret anlamına geliyor.

Bazı ailelerde hem erkek hem kadının, bazen de sadece kadının uğraşı balıkçılık burada. Çok seneler öncesi bu limana büyük tekneler gelirmiş. Şimdilerde deniz dolmuş. Dibin temizlenmesi gerek diyorlar. Liman yerleşimi kendi başına bir köy görünümünde. Kayalık bir tepenin eteğine kurulduğu için evler dik sıralar halinde inşa edilmişler. Hemen hepsi bahçeler içinde. Sokaklar dar. Oldukça eski ve çok itinalı taş işçiliği gösteren evler var burada. Taş kemerler, yekpare taş söveli pencereler, kapılar. Fakat köy çok harap durumda. Bilhassa kıyı bandı gerisindekiler hiç kullanılmıyorlar. İki katlı olanlarda üst katlara ahşap merdivenlerle çıkılıyor. Bir sofa etrafında odalar yer alıyor. Pencere boyutları oldukça büyük. Kıyı bandı üzerinde tek katlı, iki katlı, dik meyilli çatılı, kiremitli, cephede üçgen alınlık kısımları olan çok güzel, muntazam taş işçiliği gösteren büyük yapılar görülüyor. Bunlardan bazıları çok harap. İç kısımları tamamen tahrip olunmuş. Sadece dış beden duvarları mevcut.
Eskiden balıkhane, depo olarak kullanılıyor-larmış. Oldukça sağlam durumda olanlardan biri motel ve lokanta diğeri karakol. Bir iki tanesi de ev olarak onarılmışlar.
Tiyatro, sinema yok, burada. Denizin durgun, duru yeşil dibi geceleri yıldızların aydınlattığı kayalar, hiç birşeyin bozamadığı sükûnet var burada.
Ellerinizi kavuşturup öylece oturursanız kıyıda, karşıdaki Midilli adasını, yeşil yamaçları ve başı örtülü, denizin yıprattığı esmer yüzü ciddi, eli dümende, süratle teknesi ile koya giren balıkçı kadını, tekneyi bağlayışını, sepetleri kıyıya çıkarışını hayret ve ibretle seyredersiniz.
Sevdiğimiz, hayran olduğumuz, bağlandığımız, insanı insan yapan değerlerin ne olduğunu bulabilirsiniz BEHRAMKALE köyünde.
ingilizce dökümana ulaşmak için tıklayınız (döküman farklı fotoğraflar içermektedir).
Click for english version of the document, includes different fotographes