Çeşme'de Tarihi Bir Kilise (Ayios Haralambos)
DÜŞLERDEN HAYATA ÇEŞME KİLİSESİ VE ÇEVRE YERLEŞİM DOKUSU
AYIOS HARALAMBOS KİLİSESİ
(BU ARAŞTIRMA YAZISI YAŞAR HOLDİNG ÖZEL YAYINI OLAN ‘’ BİLİM –BİRLİK – BAŞARI DERGİSİ’NİN 1987 YIL / 48. SAYISINDA YAYINLANMIŞTIR)
Çeşme'nin kültür mirasını ortaya koymak amacıyla yapılan bir araştırma ve belgeleme çalışmasıdır bu.
Çok sistemli ve ayrıntılı biçimde gerçeleştirilmiş, doğruluğuna özen gösterilerek hazırlanmış, gerektiğinde orada yaşayanların anılarına baş vurulmuştur.
1978 yılında İzmir DOKUZ EYLÜL ÜNİVERSİTESİ GÜZEL SANATLAR FAKÜLTESİ ‘’TARİHİ ÇEVRE ARAŞTIRMA –KORUMA – RESTORASYON BÖLÜMÜ’’ Öğretim Kadrosunda ‘’ Araştırma – Saptama- Belgeleme ve Kazı Teknikleri’’Dersini vermeğe başladıktan sonra, İzmir ve çevresinde bulunan merkezlere ilişkin tüm SİT ALANLARI BELGELEME ÇALIŞMALARI içinde yer alarak, Yüksek Lisans öğrencilerimle birlikte çok yoğun bir çalışma içine girdik.
İngiliz Arkeoloji Enstitüsü ile TOROS DAĞLARI’Nda beş yıl müddetle edindiğim tecrübe, Kilikia Bölgesi’nin araştırılması, ve diğer Araştırma, kazı çalışmalarının verdiği araştırma tutkusu ,bana kararımı verdirmişti.
Şirince Muhtarının, günde bir defa , minibüsü ile yaptığı Selçuk- Şirince seferini kaç kere kaçırdıktan sonra yaptığım araştırmalara ait yüzlerce Dia, Şirince’yi Sempozyumlarda tanıttılar.
ŞİRİNCE KİLİSELERİ o dönemde çok haraptılar.ancak çok ayrıntılı bir DİA ÇALIŞMASI ile ,TARİHİ EVLERİ KORUMA DERNEĞİ’nin YILDIZ SARAYI KÖŞKLERİNDEN birinde yapılan SEMPOZYUM’da İzmir’den İSTANBUL’a gelip KİLİSELERİ ve ŞİRİNCE’yi tanıttım.
İki tarafı çeşitli hediyelik eşyalar satan dükkanlarla çevrili çarşı caddesini sonuna gelene kadar önemli birşey yoktu benim için, sokak dokusunu fotoğrafladıktan sonra ,Çeşme Meydanının aksi yönünde ilerleyip hafifçe sola döndüğümde , hemen sağ tarafımdaki yapının cephesindeki biri büyük, diğeri küçük İKİ APSİS ile karşılaştım ancak bu doğal bir durum değildi, ÜÇÜNCÜ APSİS (KÜÇÜK) yerinde yoktu.
Öğrencilerim ile birlikte , geldiğimiz Çarşı Yolundan geri döndük, ancak Apsisli yapının diğer kısa cephesi ortada yoktu ve uzun cephenin bitiminde, bu büyük yapıya bitişik olarak inşa edilmiş olan ,iki katlı ve taraçası olan beton,başka bir yapı vardı. Alt tarafı dükkanlar ve kahvehane, üst katı düğün salonu olarak kullanılıyormuş.
Biz o yapının içine girmeden, büyük yapının sağ uzun cephesine doğru yürüdük. Kamyonlara birşeyler yükleniyordu ve hertaraf toz toprak içinde, fotoğraf çekilecek bir ortam içinde değildik.
BİZANSOLOG PROF.DR. SEMAVİ EYİCE ‘nin eğitim sisteminde, BİZANS KÜLTÜRÜ’nün etkin olduğu tüm coğrafyalarda ve tüm dönemlerde yapılmış olan dini,sivil ve askeri tüm yapıların plan ve özelliklerini, Yapılardaki Fresko ve Mozaik Tasvirlerin neyi ifade ettiğini değerlendirebilmek için İNCİL’de Hz. İSA ve AZİZLER’le ilgili olarak anlatılan her konuyu ezbere bilmeye mecbur olmak vardır .
Ondan aldığım bilgi birikimi ile Ege Üniversitesi ve Dokuz Eylül Üniversitesinde Bizans Sanatı derslerini veriyorum o senelerde.
Daha sonra Kilise’nin, İnkılap Caddesine bakan yan uzun cephesine yan yana dizili dükkanların arasındaki basit bir kapıdan içeriye giriyoruz, bir takım bölmeler yapılmış, lastikler,, kablolar,yüzden fazla üst üste konmuş iskemleler, levhalar….
Daha sonraki çalışmalarımızda Fotoğraf makinamın flaşı yetersiz kalıyor ve bütün dia’lar başarısız oluyor.
Bir Madalyon içinde MERYEM’in KUCAĞINDA İSA TASVİRİ var , renkler çok canlı.Çok kaliteli bir işçilik görülüyor.
Aslında tüm bozulmalara rağmen yapının plan karakteri ,bütün özelliklerini koruyor.
Binlerce yıldan bu yana tüm Kültürlerde ki Kutsal Alanlar, Kiliseler , Katedraller ve Cami’lerin avlularında bulunan Türbeler, o Kutsal Mekanlarda görev yapan Rahipler, Baş Rahipler ve Kutsal Kabul edilen kişiler ‘in gömüldüğü yerler olmuştur.
Kiliselerde gömü yapılan mekanlar çok genel olarak,KİLİSE PLANLARINDA NARTEKS olarak adlandırılan ve CEPHEDE ,giriş kapısı arkasında yer alan ,enlilemesine bir plan içeren büyük ve uzun mekanlardır. Bazı örneklerde yan uzun kenarlarda yer alan YAN NARTEKS’lerde de gömüye rastlanabilir ancak ÇEŞME KİLİSESİ Planında Yan Narteks yer almamaktadır.
İSTANBUL’da TARİHİ EVLERİ KORUMA DERNEĞİ tarafından düzenlenen BİLİMSEL SEMPOZYUM’da DİA GÖSTERİMİ İLE ANLATILDI.
İSTANBUL CADDEBOSTAN KÜLTÜR MERKEZİ’nde ‘’ ÇEŞME VE ÇEŞME EVLERİ’’ KONULU KONFERANSIMDA ÇEŞME KİLİSESİ’ni TEKRAR SUNDUM.
Diyerek, bir Kültür Merkezini düşündüğümü anlatıyorum. Birkaç yıl sonra İstanbul’da Tarihi Evleri Koruma Derneği’nin bnim bulunamadığım bir Sempozyumunda, o dönemin Çeşme Belediye Başkanı Nuri Ertan Beyefendi, bir konuşma yapıyor ve Kilise ile ilgili yayınlanan yazı ve diğer çalışmalar doğrultusunda KİLİSE’nin BİR KÜLTÜR MERKEZİ YAPILMASI İLE İLGİLİ ÇALIŞMALARIN BAŞLADIĞINI belirtiyor.
Kapının önünde duran seyyar arabalı şekerci ya da helvacı beni çok şaşırtıyor ve duygulandırıyor. Makalemde yazdığım, Çeşme’li yaşlı hanımefendinin anlattığı şekerci ve arabası dahi yerli yerinde. Aslında bu araba ile KİLİSE’de yaşam başlamış oluyor bence,sanki yaşam kaldığı yerden devam ettirilmiş. Aslında bu ufak bir ayrıntı değil, onarıma hayat veren yaşamın ifadesi.
Çeşme'de Müslümanlar ve Hıristiyanlar bir arada, yanyana yaşadılar. Bayramlarını bir arada kutladılar. Karşılıklı hediyeler verdiler birbirlerine bu düşüncelerle başladığım çalışmalar sırasında çarşı ve depo olarak kullanılan bir yapının Basilikal planlı bir kilise olduğunu belirledim. Üç nefli (bölüm), çift galerili kilisede taşıyıcı ve taşınan tüm mimari elemanlar üzerinde çok kaliteli kabartma ve fresko tekniği ile yapılmış dekorayon bulunmaktaydı. Kilisenin çapraz tonozlu, görkemli üst örtüsünde oval madalyonlar içinde konulan açısından çok değerli tasvirler bulunmaktadır.
Kucağında İsa ile Meryem tasviri, Aziz Yahya tasviri ve en önemlisi Bizans sanatında çok ayrıcalıklı yeri olan Pantokrator(dünya hakimi) İsa tasvirlerini ayrıntılı çalışmalar ile belgeledim. Kilisenin yan kapılarından birinin üzerindeki taş kabartma Yunan Haçı motifi çok mühimdir.
Çeşme kilisesini gerek mimari gerekse tezyini açıdan inceledikten sonra benzeri olduğu yapıları araştırmak için Avrupa Hıristiyan Sanatı üzerinde ayrıntılı bir çalışma gerçekleştirdim. Mimari ve tasvirlerle ilgili bilgilere analojik bilgilerde eklenince Çeşme'deki bu kilisenin 12. Yüzyıla ait bir Bizans yapısı olduğu ortaya çıktı. Daha sonra geçirdiği evreler çalışmamda detaylı olarak anlatılmıştır.
Yapının son dönemini yaşamış yaşlılarla yaptığım sohbetlerde özel günler için bir gün evveldenhazırlıklar yapıldığını, bayramlarda, yortu günlerinde, noelde kilise papazının büyük kapı önünde çocuklara helva, şeker, leblebi dağıttığını, hıdrellezde, Ayayorgi ya da St. Georges kutlamalarını, düğün ve cenaze günlerinin özelliklerini öğrendim.
Bu görkemli kültürel değer .bilgisizlikle, bilinçsizlikle yok edilmeye çalışılmıştı. Cepheye bitişik yapılan 3 katlı bina kiliseyi sonsuz bir uykuya daldırmıştı.
Kilise ile deniz arasındaki sokaklarda alt katları dükkan, fırın, depo üst katları konut olarak kullanılan, cephede ve bilhassa saçaklarda Yunan karakteri taşıyan mimari öğelere sahip Rum yapılarını inceledim. Demir kapılar, kepenkler, kapı tokmakları, cephe ve saçak süslemelerini çok ayrıntılı olarak çalıştım.
Günlük yaşamın, ayrıntıların, evlerin, objelerin arasında dolaştım. Bir antikacı dükkanındaki, kucağında İsa ile Meryem tasvirli küçük halının çok benzerinin yağlı boya tablo olarak bir müslüman evinin duvarında asılı olduğunu gördüm. Bütün bunları fotoğraflarla belgeledim.
Çalışmamda bu ortak kültürün mirasına dikkat çekmek istedim. Aynı ruhla söylenen şarkılara, gazellere, rebetikolara değindim.
İlk çalışmalarım ve koruma amaçlı yazılarım sonucunda şimdilerde Kilisenin tüm yığıntılardan arındırılıp, bitişiğindeki yapının yıkılıp cephe kapısı önünde gene helva satıldığını, içerde ışıklı orta mekanda sanatsal olayların gerçekleştirildiğini fotoğraflarla belgelenmiş olarak belirttim.
Bu çalışma bir sanatsal, arkeolojik barış mesajıdır. Sanatın evrenselliğinin doğrulandığı bir belgeseldir.
Arkeolog-Sanat Tarihçi
Ufuk Baş Arığ
Dokuz Eylül Üniversitesi Güzel San. Fak. Öğr. Görevlisi
Mimar Sinan Üniversitesi Konservatuar Öğr. Görevlisi
ÇEŞME’DE TARİHİ BİR KİLİSE YAPISI (AYIOS HARALAMBOS)

Tarihsel süreç içerisinde çeşitli kültürlere, değişik yaşam biçimlerine sahne olan ve konut mimarisi açısından kültür mirasımızın değerli örneklerini içeren Çeşmede, yapıldığı dönemden bu güne geçişte özellikle planında dış mimarı açısından büyük değişikliklere, kayıplara uğrayan ÇEŞME Kilisesi, Çeşme'nin arkeolojik değerlerinden, sanat abidelerinden biri olarak önemli bir yer işgal etmektedir.38x18.80 m. ölçülerinde üç nefli Basilikal bir plana sahip olan kilise doğu-batı aksı esas alınarak inşa edilmiştir.Yapının doğu yönünden yer alan apsis kısmı dıştan çepeçevre ticari yapılarla çevrili iken bir tesadüf sonucu bu yapıların yıkılmaları ile apsis ortaya çıkmış ve varlığı far-kedilen kilise'nin çevresi temizlenmeye başlanmıştır. Halen batı yönünde, esas planda Narteks'in bulunduğu kısımda, bugün dükkanlar ve bir düğün salonu yer almaktadır. Kilisenin, İnkılap caddesine bakan kuzey uzun yüzünde ise yan nefin dikine duvarlarla bölünmesi ile oluşturulan 7 dükkan bulunmaktadır.Dükkanların kapıları bu uzun yan beden duvarı üzerinden açılmıştır. Yan nefi oluşturan sütunların aralarına çekilen duvarlar ile de bu dükkanların arka duvarları meydana getirilmiştir.Dükkanlarda halı-kilim-deri giyim eşyası-takı ve benzeri eşyalar satılmaktadır. Kilise, son senelerde önce depo, sonra jenaratör merkezi, sonra gene depo olarak kullanılmaya başlanmış.Şu sıralarda içinde çok çeşitli eşyanın, araç ve gerecin depolandığını izlemek mümkün. Bilhassa, netleri birbirinden ayıran sütunlar üzerinde, giriş kapısı iç kısımlarında yanık ve is izleri görülüyor.Çeşme Festivali sırasında orta nefe iskemleler, apsise ise ahşap bir podyum konularak Kilise, çocuk oyunlarının oynandığı garip görünümlü bir tiyatro salonu olarak kullanıldı.Levhalar, sandıklar, el arabaları, un çuvalları, çerçeveli resimler, iskemleler, podyum hepsi bir arada öylesine bir topluluk oluşturmuştu ki içeriye her girişimde sanki korkunç bir gürültü varmış gibi rahatsız ve huzursuz oluyordum.
Kilise ile ilgili araştırmalarıma önce yapının işlevliğini sürdürdüğü zamanları bilen yada anlatılanları hatırlayan kişileri arayıp bulmakla başladım.


Şimdilerde elli yaşlarında olan bir belediye yetkilisi, çocukluğunda kilisenin giriş kapısı önünde bir çukur açılırken bir mezar bulunduğunu ve içinden uzun elbisesi, kıvrık uçlu pabuçları ile bir iskelet çıkartıldığını, uzun elbiseyi görüncede büyüklerin bunun bir kadına ait olduğunu söylediklerini nakletti.Bu olay eğer doğru ise Kilisenin papazlarından birinin, Hıristiyan adetlerine göre cüpbesi ile kilise kapısı önüne gömüldüğünü göstermektedir. Kilisenin işlevliğinin devam ettiği son seneleri yaşamış Çeşmeli yaşlı bir hanım efendiden, yapının eski hali, planı hakkında malumat aldım. Bugün düğün salonunun bulunduğu yerde sütunlu, arkadlı bir narteks kısmı yer alıyormuş.Kilise, kotarina denilen ve iki renk çakıl taşı ile desenlerin oluşturularak yapıldığı taban örtüsüne sahip oldukça büyük bir avlu içinde yer almaktaymış. Beyaz ve lacivert renkli çakıl taşları ile ro¬zetler ve asma dalı motifleri oluşturulmuştu ve biz bu çok güzel görünümlü tabana kotarina derdik diye anlatan yaşlı hanımefendinin biz tabir ederek kendilerinden bahsetmesinin sebebi de Sakız Adasından gelmiş olmaları idi.Şu sıralarda Çeşmede kotarina kaplı avlulu bir mekan yok fakat, Bornova'da 3-4 eski büyük konağın bahçesinde, bir müddet önce yaptığım bir araştırmada, beyaz ve lacivert çakıl taşından büyük selvi ağaçları arasındaki asma kütüklerinden çıkarak etrafa yayılan asma dalı ve üzüm salkımlarından oluşan bir kompozisyona sahip kotarina işçiliği ile yapılmış taban örtüsünün çok az bir bozulma ile korunmuş durumda olduğunu tesbit ettim.Mimariye pitoresk bir özellik veren, bu çakıl taşlarından oluşturulan dekor bilhassa Fransa’da saray bahçelerinde gelişmiş şekilleri ile izlenmektedir. Çakıl taşları ile dekorasyon bir Barok akımıdır. Mimari ile bu taşlardan oluşan taban çok iyi bir uyum gösterirler.Bu tarz taş dekor aslında İtalyan- maceracılığı olarak da nitelendirilen bir oluşumdur.Parisde + WIDEVILLE şatosunun çeşme binasında tabanda (1632) iç içe geçmiş dikdörtgen panolar oluşturulmuş ve kotarina ile desenlendirilmiştir.Lüksemburg sarayı bahçesinde,Mediçiçeşme yapısında 14. y.y.’a ait kotarina örneklerine raslanmaktadır. (I)(I) Marguerite CharrageatLa Nymphee de wideville et la grotte duLuxembaurg Bulletin de Lart Français,1934 Büyük bir avlu içinde yer alan kilisenin kalın sütunlu, arkadlı bir narteks kısmı olduğunu ve bu narteksin iki yanından kilisenin yan neflerinin düz çatıları üzerinde yer alan, gene kotarina kaplı teraslara çıkıldığını da konuşmamız sırasında Nefise Hanımefendiden öğrendim.“Narteks ve esas giriş kapısı arasında, yukarıda büyük bir çan asılı idi ve papaz bunu çalardı. Özel günlerde de gene Papaz, Kilisenin kapısı önünde cevizli helva dağıtırdı. Bizde çocuktuk, babamız kızmasın diye gizli gizli gidip alırdık, helvalardan" diyerek anlattı Nefise Karadede.Kilisenin çarşı caddesi yönünden uzun beden duvarı üzerinde üstü kubbeli çeşme de yok şimdilerde.Bu kubbeli Çeşme, ne kotarina kaplı büyük ve geniş avlu, nede önünde cevizli helva satılan narteks yerli yerinde artık bu yapıda.Ticari amaçla kullanılmak üzere her yönünden gedik açılarak bölünen bir dini yapıdan geriye ne kadar içler acısı birşeyler kalırsa işte sadece o var bu görkemli kiliseden bu güne. Bilinçli yada bilinçsizce yapılan müdaha¬lelere rağmen içte, o eski görkemliliği bize aktaran tezyini ve mimari öğeleri hala görmek görebilmek mümkün.Araştırmalarım sonucu, yapının içte değişikliğe uğrayıp düğün salonu ve çarşı olarak kullanıma açılacağını öğrendim.KİLİSENİN MİMARİSİKilise 18.80x38 m. ölçülerinde doğu-batı aksı üzerinde 3 nefli olarak inşa edilmiştir. Şimdi mevcut olmayan sütunlu, kemerli bir narteks kısmından geçilerek, 1.80m. genişliğinde bir kapı ile orta nefe girilmektedir. Kapının basit profili frizlere sahip iki yan ve üst sövesi sağlam durumdadır.
Çift kanatlı demir kapının sadece menteşeleri zamanımıza gelebilmiştir. Gene batı cephesinde yan nefleri ortalıyacak şekilde ve giriş kapısının simetrik olarak iki yanında dikdörtgen 1.50 m. genişliğinde birer pencere yer almaktadır. Sağdaki pencerenin çift kanatlı demir kapakları içte, kapalı bir durumda zamanımıza gelmiştir.

Ana mekan iki sıra sütun dizisi ile 3 nefe ayrılmıştır. 6.50m. genişliğindeki orta nefe karşılık, yan nefler 5m. genişliğindedirler.Her biri birer apsis ile nihayetlenen 3 nefli kilisenin orta nefe ait olan merkezi apsisi diğerlerinden büyüktür ve dışarıya çıkıntısı daha fazladır. Sol yan apsise karşılık sağdaki yok edilmiş ve bulunduğu yere bir kapı açılmıştır. Daha sonra bu kapıda örülmüştür.6.50m. genişliğindeki orta nefin apsis genişliği 4.90m.derinliği ise 3.80m.dir. Apsis ile orta nefi ayıran bir parapet duvarına ait kalıntı tabanda izlenmektedir. Dini ayinlerin yapıldığı bu kutsal mekanı, ana mekandan ayıran ufak bir parapet duvarı yada ayırıcı bir metal levha burada bulunuyor olmalıydı.Kilisenin tabanı şu anda sıva ile kaplıdır.İşlevliği sürdüğü sıralarda, taban mermer yada iyi cins taş levhalarla kaplı olmalıydı. Aynı günlerde Selçuk ŞİRİNCE köyün¬de yaptığım araştırmalar sırasında biri ol¬dukça sağlam durumda olan 2 kilise inceledim. Bu kiliselerde döşemede mermer bloklar ve kotarina taş işçiliği uygulan¬mıştı.
Büyük apsisin sağında ve solunda içte üzerleri yuvarlak kemerli, dikdörtgen birer niş yer almaktadır. Apsisli cephede uygulanan bozulmalardan sonra simetri yok olmuş, orta büyük ve bir yan apsise karşılık sağ yan apsisin yeri bir duvar halini almıştır, içte, büyük apsisin solundaki nişin önüne sütunlar hizasında bir duvar çekilmiş ve ikiye ayrılan niş yarım niş görüntüsü almıştır.

Kilisenin duvarları muntazam sıralar halinde dizilmiş, küçük, kayrak cinsi, taşlardan yapılmıştır.Duvarların bazı yerlerinde ve bilhassa kapı üstlerine gelen kısımlarda dikdörtgen taş blokların kullanıldığı izlenmektedir.Kilisenin bütün cepheleri, taş üzerine, açık sarı renkli kalın bir sıva tabakası ile kaplanmıştır.Kilise karşılıklı ve simetrik olarak yerleştirilmiş 6 şar sütun sırası ile 3 nefe ayrılmıştır. Sütunların çapları 2.85 m.dir. Sütunların bir kısmı tek parçadır, bir kısmı ise demir çemberlerle takviye edilmiş üst üste konmuş bloklardan meydana gelmiştir.Güney yan nefi meydana getiren sütunlardan 3.sü alçak, kare bir postament üzeri¬ne oturmaktadır. Kilisedeki diğer bütün sütunlar kaidesizdirler.Yan nefleri ayıran sütunlar arasındaki kemerlerin başlangıç noktasında ilk kemerin duvara bitişik ayağını yarım bir sütun başlığı desteklemektedir.Enli ve bir kısa bir uzun sıralaması ile yan yana dizili akanthus yapraklarından oluşan korent nizamı sütun başlıkların üzerindeki silmeli tabla kısmının orta nefe bakan yüzünde ortada kabartma çiçek motifi görülmektedir. 12 sütun başlığından 4 tanesi ve içte sütun sıralarının başlangıcında duvar üzerinde yer alan iki yarım sütun başlığı tam olarak zamanımıza gelmişlerdir.Diğer sütun başlıklarının üzerleri tamamen sıvanmış ve alttaki kabartmalı kısımlar tamamen yok olmuştur. Başlıklar ve sütun gövdeleri arasında yatay-basit 2 silme görülür. Sütun aralarındaki mesafe 3.70m.dir.Kilise dış duvarlarında sıva üzerine lacivert renkli şeritlerle meydana getirilmiş kare, dama tahtası şeklinde süsleme izlenmektedir.Bilhassa sol yan apsis dışında bu süsleme çok net bir şekilde izlenmektedir. Orta nefe ait apsis kilisenin dışında yarım daire muntazam bir çıkıntı meydana getirmekte ve apsis çıkıntısının üst seviyesi dışta yan netlerin çatı seviyesine kadar ulaşmaktadır.Yan apsisler ise orta apsinin 3/4 yüksekliği ulaşmaktadırlar. Her 3 apsis de yarım konik şekilli çatı örtüsüne sahiptir.Orta nef apsisinin çatısı 4, yan nef çatısı ise 3 sıra birbirine paralel yatay şeritler halinde sıvalı bir yüzeye sahiptirler. Ve bu yatay şerit araları dikine bölümlereayrılmıştır.
Orta büyük apsisin tam ortasında yuvarlak, kemerli ve parmaklıklı dikdörtgen bir pencere yer almaktadır. Güney duvarı üzerinde ve apsis dışında parmaklıklı 3 pencere izlendiği halde içte sadece ortadaki, pencere olarak bırakılmış, bunun sağ ve solundakiler örülerek niş fonksiyonu verilmiştir. Her 3 pencere dışta basit profillerle çevrilmiştirler. Orta nefin üzeri üst galirilere ait kemer ve tirizlerin taşıdığı beşik tonoz bir çatı örtüsü ile kaplıdır. Bu, 6 kasnaklı bir beşik tonozdur. Ve tabandan yüksekliği yaklaşık 16m. dir. Dışda üzerini doğu-batı yönünde kiremitli, kırma bir çatı örtmektedir. Yan neflere ait alt galeriler çapraz, üst galeriler ise kaburgalı çapraz tonoz ile örtülüdürler. Yan netlerinin üzerleri ise dışta düz bir çatı şeklindedir. Bu düz platform görünümlü kısımlarda şu anda otlar bitmiş-tir.Kilisenin işlevliğini sürdürdüğü son za-manları hatırlayan Çeşmeli yaşlıların anlattıklarına göre eskilerde bu platformların üzerleride kotarina denilen, çakıltaşından örtü ile kaplı imiş ve gene çatısı düz olan narteks kısmından bu platformlara geçirilerek üzerlerinde gezinmek mümkünmüş.


NARTEKS
Kolonadlı nartekse ait bugün hiç bir iz kalmamıştır. Bu kısım üzerine altı pasaj olan bir düğün salonu inşa edilmiştir. Bu düğün salonunun terasına çıkıldığında kilisenin batı cephesinin üzeri yakından izlenebilmektedir.Her iki üst galeriye ait batı duvarı üzerindeki birer dikdörtgen pencere bu kısma açılmaktadır. Şu anda üst galeriye terastan bu pencereden atlayarak girmek mümkün olmaktadır. Galerilere başka şekilde girebilmek şu anda mümkün değildir.Batı cephesinde çatı altında yanyana oldukça büyük, yuvarlak iki kafa penceresi yer almaktadır.Üst galeri seviyesine kadar tamamen bozularak değişik bir görünüm alan kuzey cepheye karşılık güney yan cephe ufak bazı değişiklikler ve ilaveler dışında orijinal halini korumuştur.Alt kısımda kuzey yan nef duvarına gelecek şekilde, dikdörtgen, at nalı kemerli bir pencere yanında batıya doğru yanyana kemerli, büyük iki pencere daha yer almaktadır. Bu pencerelerin alt ve yan söveleri yekpare beyaz taşdan olup kemer kısmı kırmızı-beyaz-kırmızı-beyaz-kırmızı sıralaması ile 2 renk dörkdörtgen taş bloklardan oluşturulmuştur.Yapıya dışta hareketlilik veren bu kemer sistemi bütün pencere ve kapılarda kullanılmıştır. Bahsettiğimiz bu 2 pencereden sonra kilisenin güney yan nefine açılan geniş bir kapı yer almıştır. Kapının yekpare beyaz taş yan söveleri ile kemer kısmı arasında yatay, basit, 2 silme burada başlık görünümünü almışlardır. Kapının kırmızı-beyaz aşırtmalı taş sıralamasında ortada beyaz kilit taşı üzerinde yuvarlak madalyon içinde kabartma Yunan Haçı motifi yer almaktadır. Kapının hemen üzerinde dikdörtgen bir heykel nişi görülmektedir.Kapıdan sonra batı yönündeki pencerelerden biri yakın tarihlerde beton düz kirişler kullanılarak kapı haline getirilmiş ve kemer kısmı yok edilmiştir.Bu kapıdan halen depo olarak kullanılan kilise yan nefinden yükleme işlemleri yapılmaktadır.Batıya doğru yer alan yan yana iki pencerede sonradan kapı haline getirilmiştir.Bu pencere ve orijinal kapı sırası üzerinde yan nefin tonuzuna yakın seviyede 6 tane daha geniş, dikdörtgen pencere bulunmaktadır.Bu pencerelerin hepsi aşırtma tekniği ile renkli taşlardan yapılmış at nalı kemerli ve demir parmaklıklıdırlar.Alttaki pencere sövelerinde ise çıkartılan demir parmaklıklara ait delikler görülmektedir. Aynı cephede üst galeriye ait II kemerli pencere saçağı yakın bir seviyede yer almaktadır.Güney cephe pencereleri kemerleri ve giriş kapısı ile oldukça hareketli bir görünüşe sahiptir.Kilisenin çift galerili oluşu, alt ve üst mekanları oluşturan sütun ve kemerlerin birbirlerine oldukça süslü, detaylı bir şekilde bağlanışı, çapraz ve kaburgalı çapraz tonozlar, heykel ve resim nişleri, mimari ve elemanlar üzerindeki alçı kabartma süsler, freskler, tonoz pencereleri, sonradan örülen gül pencereler, iç mekana çok haraketli ve ihtişamlı bir görünüş getirmişlerdir. Mimari elemanlar, taşıyıcılar, taşınanlar ve zengin iç dekorasyon arasında oldukça ahenkli bir hava yaratılmış, gözü rahatsız edecek süslemelerden kaçınılmış ve kilisenin oldukça büyük, derinlemesine uzanan hacmi bütün bu saydığımız öğeleri rahatlıkla üstlenebilmişlerdir.Kilisenin yan nefleri üzerinde bulunan üst galerilerin kapıları Kilisenin batı giriş cephesinin iç kısmında üstte galerilerin taban seviyesine rastlayan yerinde izlenen üst üste açılmış ahşap hatıl deliklerinden anlaşılacağı üzere, esas mihrabın önünde yapılmakta olan dini ayin ve merasimlerin izlenilebilmesini mümkün kılan bir balkona açılmakta idi. Ve bu balkona aşağıdan çift taraflı ahşap merdivenlerle açılıyordu. Bu balkonun korkuluk levhalarına ait kalıntılar üst galeriye ait korkuluk levhaları üzerinde izlenmektedir. Üst galerilerin üzerleri 6 şar kaburgalı çapraz tonoz ile örtülü olup bu galeriler oldukça sağlam durumda zamanımıza gelmişlerdir.Her iki üst galeri batı esas cepheye açılan, yuvarlak kemerli, dikdörtgen birer pencere ve doğu cephede tam ortada yer alan ortasında ince pencere açıklığı olan dikdörtgen bir pencere bulunmaktadır.


Üst galeri 7 kaburgalı çapraz tonoz ile örtülmüş ve her bir çapraz tonozun örttüğü mekan biriminde kuzey ve güney duvarında yanyana 2 şer at nalı kemerli 12 derin, dikdörtgen pencere yer almaktadır. Pencere derinliği ve buna bağlı olarak duvar kalınlığı 65cm. dir, Bütün pencerelerde demir parmaklıklar izlenmektedir.Bu balkonun arka tarafında iç cephe duvarı üzerinde orta nef genişliğinde basit silmeli bir frize sahip, yuvarlak bir kemer kısmı yer almaktadır. Kemerin hemen üzerinden orta nef tonozu ile duvarı ayıran 4 şerit halindeki basit profilli friz üst galeri kemerlerinin üzerinden her iki uzun kenarıda dolaşan yatay bir hat meydana getirir.Bahsettiğimiz balkon kısmının arkasındaki bu kemerin üst kısmında ise beşik tonozun üçgen çatı alınlığına rastlayan iç yüzeyi üzerinde yanyana iki kafa penceresi yer almaktadır.Kilisede taşıyıcı ve taşınan tüm mimari ele¬manlar üzerinde kaliteli bir işçiliğe sahip kabartma ve fresk dekorasyon görülmektedir.Merkezi teşkil eden orta nef ve yan galerileri birbirinden korent başlıklı 6 şar sütun sırası ayırmaktadır. Sütunlar birbirlerine at nalı şekilli kemerlerle bağlıdırlar. Sütunlar arasında 5 kemer açıklığı meydana gelmiştir. Kemerlerin iç ve dış yüzeyleri sarı renkli sıvalıdır. Döşemeye dönük kemer kavislerinin tam ortasında yuvarlak bir madalyon içinde kalın akanthus yapraklarından oluşan kabartma bir rozet motifi yer almaktadır. Her iki üst galireye ait kemerler alt kat kemerlerinin tam üzerinde yer almaktadır.Üst galeri kemerlerinin tabana bakan alt yüzeyi ortadaki kare olmak üzere iki yanda simetrik dikdörtgen 2 panoya ayrılmıştır.Zeminleri mavi olan bu panoların içlerinde gene en ortadaki yuvarlak diğerleri oval olmak üzere kabartma, yapraklı rozetler görülmektedir.Taşıyıcı ve bağlayıcı elemanlar olan kemer ayakları ve kemer aralarında süsleme ol¬dukça yoğun bir görünümdedir. Alt kat galerilerini oluşturan kemer ayakları arasında alt yüzeyi korent nizamı başlığın üzerine, üst seviyesi alt ve üst galeriyi birbirinden ayıran basit silmeli frize gelen yuvarlak kemerli, dikdörtgen resim panoları yer almaktadır. Alttaki panoların hemen üzerinde, üst galeri kemer ayakları arasına rastlayan yüzeyde aynı şekilde bir resim panosu daha yer almaktadır.Bu panonun üst seviyesi kemerlerin kabartmalı olan kavisli kısımlarının başladığı yerde bitmektedir. Kemer ayağı ve kemer kavisleri arasındaki boşluğa ise tam bu 2. panonun üzerine gelecek şekilde 5 yivli, korent başlıklı bir yarım sütunçe yerleştirilmiştir.Bu yarım korent sütun başlıklarına ait volüt ve yapraklar çok iyi bir işçiliğe sahiptirler.Sütun başlıklarının üzerinden itibaren kiliseyi her iki uzun yanından boydan boya kat eden 4 şerit halinde basit profilli bir friz ve hemen üzerinde Yunan mabet nizamında diş kesimi dediğimiz tipte bir friz yer almaktadır. Bu diş kesimi oldukça harap bir durumdadır.6 kasnaklı beşik tonozun kasnaklarının üzerleride birbiri ardınca sıralanan kare ve dikdörtgen şekilli panolara ayrılmış olup mavi zeminli panoların içinde kabartma olarak 7 adet oval ve yuvarlak çiçek şekilli rozet yer almaktadır.Rozet kabartmalı üst kat kemerleri ile bu kasnaklar aynı tip bezeme ile bir devamlılık kazanmışlar ve doluluk, boşluklardaki bilinçli planlama ile kilisenin yan ve üst örtüsü arasında bir devamlılık meydana gelmiştir.Beşik tonoz üzerinde, kasnaklar arasında kuzey ve güney yönlerine açılan yuvarlak kemerli tonoz pencereleri karşılıklı 7 şer tane olmak üzere 14 adettir.
Özellikle kilise orta mekanını aydınlatmaya yarayan bu pencereler örülmüş durumdadırlar. Pencerelerin üst iç yüzeyi ortasında kabartma çiçek ve meyva motiflerinin bir arada kullanılması ile oluşturulmuş baklava şekilli motif her nişde değişik kompozisyonlar meydana getirilerek uygulanmıştır.

Pencerelerin üzerleri kabartma kıvrık dal, asma dalı ve üzüm salkımı motifleri ile çerçevelenmiştir.Üst orta noktada yer alan ve saksıdan çıkan palmet motifinde ki palmet yaprağı her birinde değişik işlenmiştir. Kıvrık asma dalları ve üzüm salkımlarının işçilikleri çok incedir. Dallar ve yapraklar ince hatlarla konturlanmışlardır.Dallar arasında kalan boşluklara yerleştirilmiş olan küçük çiçeklerin inceliğide aynı kompozisyona bir zenginlik vermektedir.Girişteki balkon kısmının kemeri üzerindeki üçgen yüzeyde üçgenin üst yüzeyine gelecek şekilde yerleştirilen sivri külah şeklinde bir vazodan iki yana kıvrık dallar, yapraklar, çiçekler ve spiral motifinden oluşan zengin bir band görülmektedir.Kıvrık dallar ve asma yaprakları kendilerini daha zarif gösteren kontr hatlarla kıvrımlar yaparak uzanırlar.Bu motiflerin sarkan uçları iki yuvarlak kafa penceresinin alt kenarlarına kadar devam ederler.İki kafa penceresi arasında şu anda sadece alt kenarının izlenebildiği dikdörtgen, kabartma 3 şerit halindeki çerçeveli bir dikdörtgen pano yer almaktadır.Panonun içinde ve dışında kırmızı renkli fresk izlerinden anlaşılacağı gibi burada mutlaka dini konulu bir tasvir yer almakta idi. APSİSApsise ait yarı kubbe üzerinde ortada dört yapraklı yonca şeklinde içi sonradan örülmüş bir gül pencere ve pencerenin üst kıs¬mında enlilemesine yerleştirilmiş kalıade-senli çerçeveli, etrafı spirallerle süslü oval bir madalyon yer almaktadır.Madalyon ve gül pencere arasında çiçek ve yapraklardan oluşan bir girland yer almak¬ta ve bu girlandın sağ ve solundaki boşluk¬ları spiraller, kurdelelerle birbirlerine bağ¬lanan kabartma çiçeklerden meydana gel¬miş çok zarif buketler doldurmaktadır.Gül pencerenin 2 yanında sağda ve solda simetrik olarak kıvrık, damla şeklinde pa¬nolar, altta ortada etrafı yaldızlı çerçeveli büyük yuvarlak bir madalyon yer almaktadır.Gerek bu büyük yuvarlak madalyon gerek¬se üstteki oval küçük pano içinde fresk iz¬leri bulunmakla beraber ne tasvir edildiği anlaşılmıyacak kadar harap durumdadırlar.Genel olarak apsisde Pantokrator İsa tas¬vir edildiği gözönünde bulundurulursa bü¬yük bir olasılıkla bu büyük madalyon için¬dede Pantokrator İsa tasviri bulunduğu düşünülebilir.Üst galeri kemerleri arasında alt kısımda yer alan korkuluk duvarları yıkılmış sade¬ce kuzey galeriye ait ve apsise göre 2. ke¬mer aralığındaki korkuluk levhası yarıya kadar mevcuttur.Korkuluğun üzerinde ortada kabartma bir madalyona ait kalıntı ve bu madalyonun dışında koyu renkli fresk izleri görül¬mektedir.Daha sonraki bir dönemde her iki yan ne¬fe ait küçük yan apsislerin bulunduğu kı¬sım orta apsis hizasında ve bir kemer açık¬lığı kapatılarak oda haline getirilmiştir.Üst galeridede ilk kemer açıklıklıkları örü¬lerek kapatılmış, tam ortada orta mekana açılan dikdörtgen pencere şeklinde bir açık¬lık bırakılmıştır.Kilisenin beşik tonozu kasnakları ortasın¬da, oval madalyonlar içinde tasvir konusu açısından çok kıymetli freskler bulunmak¬tadır. Tasvirleri içeren bütün madalyonla¬rın etrafı kurdele, spiral motifleri ve asma dalı motiflerinden oluşan kabartma bir çer¬çeve ile çevrilidir.Apsis yarım kubbesinden batıya doğru I. Madalyon içinde kısmen harap durumda bir Meryem tasviri yer almaktadır. Meryemin başı madalyonun batı yönüne gelecek şekilde yerleştirilmiştir. Başın etrafında sarı bir hale görülmektedir. Meryemin kırmızı renkli, bol ve kıvrımlı elbisesi başı etrafında da bir örtü şeklinde dolaşmaktadır.Meryemin alnı açıktır ve örtü baş ve alın çizgisi üzerinde düz bir hat meydana ge¬tirmektedir. Gözler oldukça iri ve badem şeklindedir. Burun oldukça uzun ve ağız oldukça biçimli ve kırmızı renkli olarak tas¬vir edilmiştir. Meryemin başının sol yanın¬da lacivert zemin üzerine beyaz ile yazıl¬mış olan (M A) harfleri okunmaktadır. Kitabenin devamı haraptır.Meryemin tüm gövdesi lacivert-sarı-kırmızı birbirini takib eden şeritler arasında oval bir madalyon içinde tasvir edilmiştir.Meryem, kucağında İsayı taşımaktadır. İsa-L. nın gövdesinin üst kısmı harap durumda¬dır. Figürün sol bacağı dizden bükülü, diğeri aşağı sarkık durumdadır. Çocuk İsanın ayakları çıplaktır. Üzerinde beyaz, ince ku¬maştan bol kıvrımlı, mavi renkli bir giysi vardır. 2. MadalyonBu bir Pantokrator (Dünya hakimi) İSA tasviridir. Figürün başı oldukça haraptır. Tüm kıvrımları lacivert ile renklendirilmiş, ma¬vi, bol kıvrımlı bir elbise giymektedir. Çok net olarak seçilen sol eli sayfaları açık şe¬kilde bir kutsal kitabı tutmaktadır.Kitabın açık sayfalarından biri üzerinde 7 satır halinde kitabe okunmaktadır.Kutsal kitap (İncil) İsanın dizine dayalıdır. Bu, Pantokrator İsa tasvirlerine sık rastla¬nan bir motiftir. İsa figürünün solunda kır¬mızı üzerine sarı puanlı bir kumaş yığını izlenmektedir. Bunun neye ait olduğu anlaşılamamaktadır. 3. MadalyonBu madalyonun içinde başının etrafında mavi kontr hatlı sarı bir hale bulunan,yüz kısmı tamamen harap durumda bir figür görülmektedir. Figürün başının iki yanın¬da omuzlarına kahverengi, uzun saçları uzanmaktadır. Figürün sağlam durumda olan sol eli dirsekten bükülmüş ve yukarı¬ya kaldırılmıştır. 4. MadalyonHz. Yahyaya ait olduğu anlaşılan bir tas¬virdir. Figür başsız olarak tasvir edilmiştir. Dışdaki madalyonun çerçevesinden itiba¬ren başlayan uzun boynu ve kırmızı üze¬rine sarı noktalı elbiseye sahip vücudu görülmektedir. Vücut bütün madalyonu kap¬layacak şekilde iridir.Figürün elbisesi içinden Hrıstiyanlık döneminde zırhların içine giyilen kısa kollu bir giysi görülmektedir. Sol kol kucağa doğru dirsekten bükülmüştür. Sol kol ve sol el sağlam vaziyette izlenmektedir. Sağ kol harap vaziyettedir fakat fragmanlardan bu kolunda dirsekten.kucağa doğru bükülü olduğu anlaşılmaktadır.Figür iki eliyle kenarları oldukça kalın, me¬tal ifadeli, çukurca bir kap yada ovale ya¬kın yuvarlak bir tepsi taşımaktadır. Bu, ef¬saneye göre Kral Hirodesin emri ile başı ke¬silen Vaftizci Yahyanın, kendi kesik başı¬nı tepsi içinde taşır şekilde tasvir edildiği dini konulu bir fresktir. Gerek Matteos ve gerekse Markos İndilerinde bu olaydan bahsedilmektedir. (1)Paris Bibliotheque Nationale de Codex Si-nopensis de Kral Herod'a bir tepsi içinde Vaftizci Yahyanın başı, beyaz elbiseli bir er¬kek figürü tarafından getirilmektedir. (2) (1) MATTEOS s. 34 (Bap) 14 Çünkü Hirodes Yahyayı tutmuştur ve kardeşi Filipus'un karısı Hirodiastan ötürü onu bağlayıp zindana atmıştır... Ve kız anası tarafından kışkırtılmış olarak dediki "Bana vaftizci Yahyanın başını bura¬da bir tepsi içinde ver"Kral kederlendi fakat andları ve sofrada otu¬ranlardan ötürü, verilsin diye emretti. Ve onun başı bir tepsi içinde getirildi, kıza verildi... MARKOS s. 91 (Bap) 6 Yahya Hirodes'e kardeşinin karısını al-mak sana caiz değildir dedi.(2)A. GRAB AR, Byzantium, s.204 5. MadalyonMadalyonun içindeki fresk oldukça harap durumda. Yer yer sarı-mavi-kırmızı boya iz¬leri görülmektedir. Madalyonun güney sağ kenarında sarı ve püsküllü bir kumaş izlenmektedir.Çeşme Kilisesini gerek mimari gerekse tez¬yini açıdan inceledikten sonra benzeri ol¬duğu yapıları araştırmaya başladığımızda oldukça enteresan yapılarla karşılaş¬maktayız.1498 tarihli SanCristoforo Alla Certosa (İtalya) da San Benedetto'nun kilisesinin duvar örgü sistemleri, üst yan galerileri birleştiren orta balkonu çapraz beşik tonozlu yan galerileri, tonoz pencereleri ve planı açısından gene İtalyada Ferrera'da Santa Maria Consolozione (1409-1502) 3 nefli planı, kasnaksız beşik tonozu üzerindeki pencereleri, narteks ve duvar örgü sistemi açısından, Ferrera'da San Françesko Kilisesi galeri kemerlerinin kabartma rozet süslemesi ve tüm mi¬mari süslemeleri yönünden, Gene Ferrera'da Santa Maria İn Vado Kilisesi tavan, kemer ve apsis süslemeleri açısından, Fransa'da Paris Saint Esprit Şapeli (1731) dini tasvirli resim panoları beşik tonoz üst örtüsü, tonoza ait kasnaklar arasında kar¬şılıklı yer alan tonoz pencereleri ve apsis yarı kubbesi tezyinatı açısından, 15. y.y. Urbino (İtalya) Ducal Sarayı Kilisesi tüm plan şeması, Meryem ve İsa tasvirleri, narteks kemerlerinde aşırtmalı beyaz ve kırmızı taş örgü sisteminin kullanılması, apsislerin yarı kubbelerinin dış örtü şekilleri, arkadlı nar¬teks kısmı, diğerlerine göre yüksek olan or¬ta nefi ve kırma çatı örtüsü şekliyle Çeşme Kilisesine çok yakından benzerlik göstermektedirler.Kilisemizin tarih içindeki yerini bulabilmek için bölgenin tarihine baktığımızda Bizans hakimiyeti sırasında (400-1100) Piskopos¬luk merkezi olarak Çeşme'ye çok yakın bir yerleşme yerini Foça'yı (Phokaia) görmekteyiz.Zayıflayan Bizansa yardım eden Venedik¬liler ve daha sonra Cenova ve Piza cum¬huriyetleri, Bizans sularında vergisiz tica¬ret yapma ve dolaşma hakkını almışlardır.M.S. 1082 de Venedik, Foça'da bir ticaret kolonisi kurma hakkını alır. Batı Anadolu kıyılarında bu yıllarda çeşitli İtalyan Kolonicikleri kurulmuştur.Selçuklular 1184 de bu sahilleri ele geçir¬mişler, fakat tam bir hakimiyet sağlayamamışlardır. Haçlı seferlerinin Selçuk egemenliğine darbe vurması bölgede Latinlerin etkisini güçlendirmiş ve bu arada İstanbulda bir Latin krallığı kurulmuştur.1279’da İmparator Michael Paleolog para karşılığı Çeşme ve çevresini içiren bölgeyi Cenovalı Manuele Benedetto Zaccaria'ya beylik olarak verir.Şap madenlerini işletip zenginleşen Zaccaria 1304 de Sakız Adasını da ele geçirip, Sa¬kız tekelinede hakim olur.Bölgede bu yıllarda Selçuk akınlarına kar¬şı Cenevizliler ve yerli Rumların birleştik¬lerini görmekteyiz.1307 yıllarında 3000 Bizanslının yaşadığı Foçadan tarihi yazıtlarda bahsedilmektedir. 16. y.y.da Cenevizliler bölgeyi terkederler. 19. y.y. da zayıflayan Osmanlı merkezi oto¬ritesi ve güçlenen Levanten ekonomisi ve ticareti sonucu Osmanlılar Avrupalılara tolerans gösterirler.Mimari ve tasvirlerle ilgili analojilere bölgenin tarihi geçmişine ait bilgiyi de ekle¬diğimizde Çeşme de önceleri 12. y.y ait bir Bizans Kilisesinin inşa edildiğini, daha son¬ra bölgede Cenova Prensliğinin hakimiye¬ti sırasında aynı kilisenin 15. y.y. İtalyan Kilise mimarisi esas alınarak yenilendiğini, dış mimari ve iç dekorasyonda İtalyan kilise sanatı özelliklerini çok başarılı bir şe¬kilde uygulayan İtalyan asıllı sanatkar ve ustalar çalıştığını, daha sonra Latin İmpa¬ratorluğunun etkinliği zamanında ise Latin tesiri ile kilisede yenilenmeler uygulandığını, böylelikle Bizans-İtalyan-Latin sanat ve mimari özelliklerinin çok güzel ve ba¬şarılı bir uygulamasının Çeşme Kilisesin¬de meydana getirilmiş olduğunu söylemek mümkün olmaktadır.
Köklü geçmişin, ananenin, halen yaşanan canlı çevrenin, değerli sanat eserlerinden olan Çeşme Kilisesinin aslına uygun ola¬rak onarılıp bu tarih kokan mekanda gerektiğinde konserler verilerek, işlevliğinin sürdürülmesi için çalışmalar yapılmasını öneriyorum.

FOTOĞRAF GALERİSİ İÇİN TIKLAYINIZ...