Eski İzmir'de Bir Mezarlık

BİLİM –BİRLİK- BAŞARI DERGİSİ 1983 YIL / 36. SAYI

 

image001

Emir Sultan Türbesi, İzmir'in Namaz­gah semtinde, 951 sokakta eski Türk evlerinin, Türk mahallelerinin içinde yer alır. Türbe ve mezarlığa 25 yıldır Cemile Alagöz adında bir hanım bakmakta. Emir Sultan ve mezarlıkta gömülü çok kişi hakkında bilgisi var. Şehit Fethi Bey, Atatürk'ün kayınpederi Uşakizade Sadık Bey ve ailesi de, bu mezarlıkta gömülüler. Türbe merdivenle çıkılan yüksekçe bir bahçe içerisindedir. Mer­divenden sonra, karşımıza önce türbe, sonra da iki yanında uzanan mezarlar geliyor. Eski mezar taşları ağaçlarla iç­ice. Taşların aralarında, yerlerde sar­maşıklar var. Kimi sağlam, kimi yana meyletmiş, kimi devrik, yer yer sırt sır­ta vermişler. Aralarından geçerken, ü-zerlerinden atlarken üzülüyor insan. Ama demir kapılar ardında ve hoyrat ellerden uzak, olduklarını bilmek rahat­latıyor içimizi. Sadece zamanın, doğa­nın tahribi ile başbaşa kalmışlar artık. Burada lahit şeklinde çocuk, kadın ve erkek mezarlarını, şahideli mezarların en güzel örneklerini, heykeltraşların, kuralların katı, bağlayıcı zincirlerini kı­rabildikleri, bağımsız olabildikleri yu­varlak ve dikdörtgen mezar taşlarını birarada izleyebiliyoruz.

Bu mezarlıkta, fayda ile güzelliğin bir­arada oluşunu, sağlam bir sanat anla­yışında, amaç ile aracın birbirinden ay­rılmayacağı iddiasının güç buluşunu gö­rürüz. Sanatı kesin bir çizgi ile makina çağının bir örnek üretiminden ayıran sanatçı imzaları var burada. Mezar taşı ölüm olayının sembolü ölen kimsenin özelliklerini, kişiliğini yansıtır. Ölen şa­irdir, esnaf ya da sanatkâr veya zanaat­kar askerdir,din adamıdır, erkek kadın ya da çocuk, gelindir ya da yavrusu ile ölmüştür. Kurandan ayetler, şiirlerden mısralar yanında, ölenin ana babası ya da sevdiğinin acı dolu hislerini de satır­lar halinde görürüz bu taşlar üzerinde. Taşlar çoğu kez kişinin nüfus kâğıdı, hayat hikayesidir. Taşlardan ait olduk­ları devirlerin örf ve adetlerini, edebiya­tını, o devirdeki geçerli yazı sanatının şeklini, süslemeyi, zaferleri, hezimetleri ile devrin tarihini, ulemayı, padişahı, sü­laleleri, giyim kuşam herşeyi öğrenmek mümkündür. Tarihin, medeniyetin taş üzerinde abideleşmesi, canlanması de­sek de olur.

Anadolu'da Türk mezar taşları, Selçuk­lular devrinde önem kazanmağa başla­mış. Beylikler döneminde bölgelere has özelliklerle devam etmiş ve Osmanlı dö­neminde karakter ve şekil olarak değişmiş ve sadelik kazanmıştır. Osmanlıla­rın ilk döneminde, Beylik ve Selçuklu tesirleri görülmektedir. Klasik devre ait taşlar, daha ağır havalı, gereksiz süsle­melerden uzaktırlar. Lâle Devri'nden iti­baren, taşlarda, çiçek motifleri görülür. Barok devrinde, taşlar çok hareketli bir bezeme tarzı gösterirler. 18. asırdan itibaren, taşlarda yabancı etkiler belirmeğe başlar. Kökenleri batıya dayanan çiçekler, yapraklar, kıvrımlı bir takım şekiller taşlar üzerinde yer alırlar.

Tarih boyunca, Türk toplumunda ölüle­rin yakıldığını, yırtıcı hayvanlar yesin diye yüksek yerlere bırakıldığını fakat çoğunlukla toprağa gömüldüğünü gör­mekteyiz. Bengü taşlar, taş nineler, kur­ganlar kavimler boyu karşımıza çıkar­lar. İslam dinini kabul ettikten sonra Türkler, ölülerini sadece ana toprağa gömmüşlerdir. Son aşıra gelene kadar, mezarlıklar genellikle şehir merkezinden pek uzak olmayan yerlerde bulunuyorlar dı. Mezarlıklar, şehrin bir parçası idi. Geçen asırlara ait gravürler ve hayali resimlerde, mezarlıklar arası yollardan geçen atlı arabaları, satıcıları, yaşmak­lı hanımları, taşlar arasında koşan ço­cukları, oturmuş, dinlenen yaşlıları izle­yebiliyoruz.

Zamanımızda mezarlıkların mümkün ol­duğunca, şehir dışına taşındıklarını iz­lemekteyiz. Eski mezarlıklar bozulmak­ta, mezarlar açılmakta, kemikler başka yerlere taşınmakta ve yerine göre zo­runlu olarak yapılan bu işlemler sırasın­da ise her biri bir sanat abidesi olacak nitelikteki bu taşlar, kırılmakta, temel­lerde kullanılmakta, yok olup gitmekte­dirler. İstanbul'da büyük ve tarihi eşsiz güzellikte taşları barındıran mezarlık­lar, insana, insan hayatına, güzelliğe değer veren öncüler ışığında, kalan taş­ları ile kurtarılmış, temizlenmiş, adeta açık hava müzeleri haline getirilmişler­dir. Müslümanlık, Allah'tan başka hiçbir varlıktan sefahat istenmemesini emre­der. Buna rağmen, türbeler etrafında mezarlıklar oluşturulduğunu, halk tara­fından evliya olarak bilinip, sevilmiş ki­şilerin mezarları etrafında guruplanmalar meydana getirildiğini görmekteyiz. Bir camiinin avlusu, bir sebil içi, bir tür­benin bahçesi, bir ailenin mezarı ya da aile mezarlarının bulunduğu ufak me­zarlıklardır.

Eski mezar taşları, Selçuklu ya da Os­manlı olsun, İslam dininin yasakladığı heykeldeki tüm mahareti, mesajı, canlı­lığı üzerlerinde bulunduran taş oyma şaheserlerdir. O ne emektir! Taşın baş tarafına burmalı, kocaman, sade bir ka­vuğu işlemek dahi ne zaman alan bir iştir. Ya oyma süsler ve yazılardaki uğ­raşı... Günümüzdeki bu taşların birini yapabilmek için, zamanını harcayacak bir taşçı ustası var mıdır diye düşün­mek gerek.

image002


image003

Osmanlılar döneminde, bazı mezarlar, lahit görünümündedirler. Baş ve ayak kısmına konan taşlarla lahit, tek parça görünümünü almıştır. Bu tip mezarların üzerine, ortası delik taş bir plaka ko­nur. Delik kısım, dikdörtgen, oval ve kalp şeklinde olabilir.

Mezar taşları üzerinde, sert görünüşlü, dik ve kesin çıkışları olan kufinin ya­nında sülüs, yumuşak ve hareketli bir görünümdedir. İncelediğimiz taşlar üze­rinde, her yazı türü, celi olarak kulla­nılmıştır.

Halk arasında, hâlâ süregelen, kötü bir alışkanlık vardır. Mezarlık önünden ge­çerken «Aman, bakma» derler. Acaba niye derler böyle? İnsanoğlu ölümden bu kadar çok mu korkar da, o dantel gibi, gelin başı, çiçek bahçesi gibi işli nefis taşlara bakmaktan dahi çekinir! Halbuki, bakmak, sevmek gerek ve ge­rekirdi bu taşları. Sadece bakmak de­ğil, baktığını görse kişi, bu ince ve ye­rine göre çok canlı kompozisyonlu taş­ların, ölümü akla dahi getirmediğini kendinde izleyebilirdi.

Emir Sultan mezarlığında, tek ya da çift katlı kaide üzerinde yükselen lahit tipli küçük mezarlar vardır.

Bu küçücük mezarların çoğu erkek ço­cuklara aittir. Hepsinin baş taşları ki­tabetidir. Birbirine paralel eğik sıralar halinde yapılmıştır. Yazıları taşların baş­larında sade, küçük bir kavuk yer alır.

Ayak taşları üst kenarları kıvrımlı lev­halar halindedir. Yüzeyde çoğu kez baş aşağı ya da baş yukarı lâle motifine ası­lı kandiller veya yapraklı kıvrık dal mo­tifleri görülür. Kız çocuk mezarı azdır. Bir kız çocuk mezarı baştaşı üzerinde taç şeklinde yarım ay çiçekli bir oyma izlenir.

Emir Sultan Mezarlığı'nda taşlarda ge­nelde plan olarak oval, dikdörtgen, altı­gen, sekizgen biçimlerle karşılaşıyoruz. Genelde gövde, boyun ve başlık şeması karşımıza çıkmakta boyun, yerine göre serpuş, kavuk, ya da taç şeklinde bu­ket başlık taşımaktadır: Her ne planda olursa olsun tüm mezarların anlatımın­da bir denge ve incelik vardır. Taşın ağır ve ezici kütlevi etkisi nefis yazı ve süslemelerle geri plana itilmiş, kullanı­lış yerinin ulviliği anlamının; derinliği ile bazı kereler canlı motiflerle yok edilme­ğe çalışılmış sonsuz ve çok kuvvetli bir plastik anlatış sergilenmektedir. Sanat­kârın estetik ve heykel bilgisi oymada­ki ustalığı rahatlıkla izleniyor. Mezarlık­ta piramidal üçgen alınlıklı ortası delik­li kapağı ve köşeleri sütunlu girlandh antik lahit görünümünde olan mezar 18. asır sonu 19. asır başında motiflerdeki dejenerasyonu çok iyi bir şekilde göste­rir. Kitabesinde; 1322 Aydın Vilayeti Defterdarı Kemal Bey Efendi Halilesi Fatma Adile Hanım yazmaktadır. Lahidin üzeri, kordelalı fiyonglu güllerden meydana gelmiş girlandlarla çiçek bah­çesine benzemiştir.

image004 image006

image005


18. asır sonlarında Ege Bölgesi'nde ve bilhassa İzmir'de tek yapı manzarası, cami ve natürmort tasvirleri camilerin içlerinde bezeme olarak izlendiği gibi yapıların dış duvarlarında da taş kabart­ma olarak görülürler. Gerek İzmir Agora'da müze bahçesinde, Çeşme'de kü­çük bir cami bahçesindeki mezarlıkta ve Emir Sultan Mezarlığı'nda cami tas­virli mezar taşları görülür. Emir Sultan Mezarlığı'ndaki bir baş ta­şında üçgen olarak biten tepe kısmın­dan iki yana simetrik yapraklar uzan­makta üçgenin orta ekseninde yaprak­ların ait oldukları ağaç gövdesi görül­mekte gövdenin sağında meyve ve gül­lerle dolu bir buket solunda ise tek bir cami tasviri izlenmektedir. İnce uzun tek şerefeli minaresiyle oldukça yüksek ve büyük kubbeli, kubbe kasnağı bol pencereli büyük bir camidir. Agoradaki bir örnekte taşın üst kısmına ortalama olarak yerleştirilmiş iki minareli bir ca­mi tasviri izlemekteyiz. Bir diğer kırık baş taşında gene aynı caminin tasvir edildiği görülür. Gene Agora'da şehir ve cami tasvirli bir yan taşı görülmek­tedir. Emir Sultan'da yuvarlak baş taşlarına da rastlanılmaktadır. Bir-iki ör­nekte mezarın tam orta yerine dikilmiş­lerdir. Bir başka örnekte ise baş   ve ayak taşı birbirinin aynıdır. Üzerleri kitabesiz,  Akanthus  yaprakları  içinden çıkan silindirik taşlardır.

Merhum Abdüllatif Bin İmad

Kadı 978

Bu taşın buraya Suriye'den geldiği söy­lenmektedir. Çok ağır görünümlü olan bu yuvarlak taşın üst tabanı yuvarlatıl­mış ve dış bükey bir görünüm verilmiş­tir. Gövde üzerinde panolar içine alın­mamış beş satır halinde kitabe yer alır. Erkek mezarlarının baş taşlarında çoğu kez serpuş, kavuk, fes izlenir. Osmanlı mezar taşlarında ölen kişinin kimliğini belirten sembollere sık sık rastlanır. Bunlardan birinin ayak taşında sade bir kandil motifi arkasında kınına sokulmuş ucu kıvrık bir kılıç motifi diya­gonal olarak yerleştirilmiştir. Kılıcın kıv­rık kabzasına bağlı iki püskül aşağıya sallanmaktadır. Kadın baş taşlarının üst kısmında çoğu zaman haç şeklinde çiçek buketleri, stilize yaprak motifleri, gösterişli bir saksıdan çıkan iri yaprak­lı hurma motifleri görülür. Kitabe taşın orta kısmında enine ya da eğik sıralar halinde yer alır. Kadının takıları, kadına has süs motifleri bu baş taşlarında sık sık görülür. 18. asrın ikinci yarısından sonra çok süslü kadın mezar taşlan ya­pılmıştır. Ampir ve Rokoko üslubuna uy­gun çiçek ve yaprak motiflerinin simet­rik olarak yer aldığı mezar taşlarından biri aile mezarlığı olarak gruplanmış üç­lü bir örnekte karşımıza çıkar.

Taşın üzerindeki kitabede;

BAKİ ALLAH

MÜTAVEFFİ MUHAMMED REŞİT PAŞA HALİLESİ MERHUME HATİCE MERİBE HANIM RUHUNA FATİHA 1311 MUHAMMED REŞİT PAŞA ZADE MUTTASIR FELGANDEN MÜTEKAİT MERHUM ALİ PAŞA RUHUNA FATİHA 1326 yazılıdır.

Baş taşlarının kitabesiz olan diğer yüz­lerinde genellikle bütün yüzeyi doldu­ran sade ya da çok zengin kandil mo­tifleri ya da ince uzun ucu kıvrık servi ağacı motifi izlenir. Kandil motifinin hem baş hem de ayak taşında kullanıl­dığı örnekler bu mezarlıkta çoktur. Kan­dil aydınlığın, nurun simgesidir. Bu araştırmada taşlar üzerinde yirmi beş çe­şit kandil motifine rastladım.

Ayak taşlarında çiçekli yapraklı kıvrık uzun dallar ve simetrik iki stilize karan­fil motifi öncelikle karşımıza çıkar. Bu kıvrık dallar ya bir kökten ya da vazo­lar içinden çıkar. Saplarda bazen fiyonglar görülür. Servi motifi bazen düz olarak yükselir. Bazı örneklerde servi­nin iki yanında çıkıntılar görülür. Bu motif taşa sade bir görünüm verir. Stili­ze karanfil motifleri simetrik iki ya da tek başlarına göründükleri gibi servi ile birleştirilerek de tasvir edilirler. Entere­san bir örnekte servi ağacı karanfil mo­tifi ve hurma tasviri birlikte kullanıla­rak bir kompozisyon oluşturulmuştur. Simetrik sade karanfil motifli taşlara Geşme Mezarlığı'nda ve Birgi'de küçük bir mezarın ayak taşı üzerinde rastla­dım.

ÇEŞİTLİ KİTABELER:

İZMİR KESTANE PAZARI CAMİİ ŞERİFİNKBANI FANİSİ MISIR HACI HÜSEYİN NUR EFENDİ VE HALİLİ

1286

BAKİ ALLAH

ŞEHİT SÜLEYMAN FETHİ BEY ERKANI HARP AYDINOĞLU

1291


image007


image009 image008


Yaşadığımız dünyanın, hayatın bin tür­lü korkulacak çekinilecek yanı varken mezar taşlarında bu denli çekinilecek soğukluk duyulacak ne var diye çok dü­şündüm. Kısaca bu insanların hayata herşeye rağmen olan bağlılıkları ve ölü­me karşı duydukları tepkinin bilinçli ya da bilinçsiz bir tezahürüdür bence. Za­manın ve insanların tahribine hedef ola­rak gündengüne yok olan bu taşların müzelere ya da halkın görebileceği ma­hallere taşınarak sergilenmesi veya bu­lundukları mezarlıkların ele alınıp görü­lebilecek hale getirilebilmesi benimse­tilip sevdirilmesi ve bu yolda çaba sarf-edilmesi çok yerinde ve anlamlı bir ça­lışma olacaktır. Araştırmanın başında konumu benimsemeyenleri Emir Sultan Mezarlığı'na giderek taşları yakından görmelerini öneriyorum. Bu araştırma­da bana yardım eden kitabeleri okuyan mimarlar Muammer Ünlüsoy ve Sami Sille ile Arkeolog Semih Aközlüye te­şekkür ederim.


KİMİ YİĞİT KİMİ KOCA KİMİ VEZİR

KİMİ HOCA

GÜNDÜZLERİ OLMIŞ GECE BUNCILAYIN ÇOKLAR YATUR. TOGRI VARURDI YOLLARI, KALEM TUTARDI ELLERİ BÜLBÜLE BENZER DİLLERİ DANIŞ­MAN YİĞİTLER YATUR.

ELLERİDÜR KINALI HEP KARAVAŞ­LARI ŞEKER-LEB KARGU GİBİ UZUN BOYLU GÜL YÜZ­LÜ HATUNLAR YATUR

YUNUS EMRE


FOTOĞRAF GALERİSİ İÇİN TIKLAYINIZ...