İzmir Agora Çevresinden Türk Yapıları Dokusu

Sanatsal Mozaik Dergisi 1997 Sayı: 21

 

01

Antik Çağın İzmir'ini gören Yunanlı coğrafyacı Strabon ( İ. Ö. 58, İ. S 25) "Şehrin bir kısmı Pagos (Kadifekale) üzerinde olup, büyük bir  kısmı  Limana,  Cybele  Mabedine doğru uzanmaktaydı" diye bahsediyor İzmir'den.   İzmir'in  Türk  devri,   Aydınoğlu Mehmet Bey'in 1317'de Kadifekale'yi alması ile başlıyor. Deniz kıyısında ise ikinci bir kale veya liman kalesi var. 1329'da Aydınoğlu Umur Bey aşağı kaleyi de alarak İzmir'in tamamına sahip oluyor. 1344'de Türkler, aşağı kaleden çekilerek varlıklarını Kadifekale'de devam ettiriyorlar. 1424 yılında II. Murat'ın İzmir'e egemen oluşu ile kent aralıksız olarak Osmanlı İmparatorluğu'nun hakimiyetine giriyor.

Türk devri İzmir'inin iskanı da Kadifekale'den deniz kıyısına doğru olmuştur. Konut bölgelerinin kale dışı yerleşmeleri şeklinde görülmesi ile Osmanlı şehri yavaş yavaş oluşmaya başlamıştır. İzmir'in 17. ve 19. yüzyıllardaki görünümünü anlatan Avrupalı seyyahlar yazılarında şöyle demektedirler: "Kadifekale'nin bulunduğu tepeye yaslanan İzmir'in denizden görünüşü gerçekten şahanedir. Ön planda güzel bir bedesten ve kıyı boyunda güzel evler vardır. Bu sıranın ardında gökten sarkıtılmışa benzeyen çıkıntılı balkonları ile daha yüksek evler ve yeşil selvi kümeleri ortasındaki camiler ve minareler. Yemyeşil bir selvi kuşağı tepenin yamacındaki Türk mahallelerini çevreler. Bunların gerisinde harap bir kale ile taçlandırılmış Kadifekale yükselir."

Seyyah Moltke'ye göre, "eğer gökten bir avuç küçücük kırmızı ev, birkaç cami ve çeşme düşse, imar planı bu şehirdekinden daha karmaşık olamazdı." Bu ev yığınları arasında sokaklar ve patikalar bulunabildiğine şaşar ve bu sokakların ancak yüklü bir devenin geçebileceği kadar genişlikte olduğunu da söyler."Türk mahalleleri camileri, tekkeleri, türbeleri, çeşme ve sebilleri ile Türk özelliklerini daima korumuşlardır. Türkler evlerine değil hanlara ve camilere gerçekten özenir ve itina ederlerdi. Şehrin bahçeleri de çok hoştu. İçinde çeşme ve havuzlar bulunan, meyve ağaçları dolu geniş bahçeler herkesin istirahatine açıktı. Türkler hoşgörülü idiler. Bir haçın peşinden giden cenaze alayları, sıkça olarak bir Müslüman tabutu ile kesişir, Rumlar, Ermeniler, Yahudiler sokaklarda bir arada dolaşırlar, Türkler türbanları ve silahlarıyla azametle yürürlerdi. Türk kadınlar da tertemiz beyaz örtüleri içinde sokaklarda, kayarcasına dolaşıp dururlardı.

02


Türkler mahalli mamullerin satıldığı dükkanlarını işletirler, demirci, kalaycı, pabuç tamircisi, iplikçi, saraç, kumaş boyacısı, hallaç gibi mesleklerle uğraşırlardı. Kervancılıkta da oldukça başarılı idiler.

Yazılı kaynaklar o dönemin İzmir'inden ve Türk toplumunun yaşantısından bu şekilde bahsediyorlar.

İzmir'de 1654, 1664 ve 1723 yıllarındaki depremler ve önce 1763 daha sonra 1825 yıllarındaki yangınlar, yüzlerce, binlerce ev ve yapıyı yok etmiştir.

1845 yangınından sonra, tüm yangın yerlerinin tanzimi ile Padişah Abdülmecid Han ilgilenmiş ve sonuçta herbiri yeniden düzgün bir şekilde imar edilmiştir.

Şehrin dolambaçlı ve dar yollarını düzeltmek için 19. yüzyıl ortalarından itibaren girişimler başlamış ve bütün bu faaliyetler ancak 1940 yıllarında tamamlanabilmiş, yeni açılan Fevzipaşa Bulvarı'nın Kadifekale yönündeki Türk mahalleleri yüzyıllardır değişmeyen sokakları ile oldukları gibi kalmışlardır. Bu Türk mahalleleri şunlardır: Tilkilik, Namazgah, Keçeciler, Çorakkapı, Mezarlıkbaşı, İkiçeşmelik, Selvili Mescid, Ballıkuyu, Arapfırım Sokağı ve Kemeraltı. Bütün bu mahalleler meyilli araziye yerleşmişlerdir.

03


Tilkilik'le Namazgah'm birleştiği bölgede yüksek gelirli Türk ve Musevi ailelere ait konutlar yer almıştır. Orta tabaka, Namazgah ile Tilkilik'in arka kısımlarına ve Mezarlık Başı'na yerleşmişti. İkiçeşmelik ve Eşref Paşa gelir düzeyleri düşük olan Müslüman ailelere ayrılmıştı. Müslüman orta ve üst tabaka 1890'larda, şehrin güney yönünde Musevi mahallelerini ve mezarlıkları atlayarak Karantina - Göztepe - Kokaryalı'da, dar sahil şeridinde ve yakın tepeler üzerinde köşkler ve yalılar yaptırmaya ve buralarda yaşamaya başlamışlardır.

İzmir'in Türk dokusunu anlayabilmek, inceleyebilmek, geçmiş zamanla bugün arasında bağlantı kurabilmek için Eski Seyyahların yazılarından yararlanmak gerekir. Bir yapıdan diğerine akıcılığı olan, gözlemciyi bir arayışa yönelten bu doku, güzelliği ve gizemi ile sizde bir merak uyandırır. Ama öncelikle çevrede bir süre dolaşmak, buralara aşina olmak lazımdır.

Tarihsel dokuyu yansıtan yapıları, uzaktan pek farkedilmeyen, ancak yaklaşınca tüm çekiciliği ile sizi saran sokakları, buradaki estetik güzellik ve sadeliği algılayabilmek için uzun zaman bu sokaklarda kalmak, buraları yaşamak, sokak - mahalle - ev - meydan kavramlarının ahengini, birlikteliğini anlayabilmek için beş duyumuzu da kullanmak gerekir.

04


Agora ve Dönertaş semtlerinden yukarıya Kadifekale yönünde, önce kıvrıla kıvrıla tatlı bir meyille, daha sonra oldukça dik ve yer yer basamaklarla devam eden 945. sokak boyunca ilerlerken iki taraflı, taş - tuğla - ahşap malzeme ile yapılmış, çıkmalı, kafesli pencereli, işlemeli demir parmaklıklı ahşap kepekli eski Türk evleri arasında bulursunuz kendinizi.

Proporsion ve yerleştirme bakımından çok kuvvetli tesirlerle uygulanmış ahşap eliböğründelerle desteklenmiş çıkmalara sahip evlerdir bunlar.Evlerin bir çoğunun sağır ve yüksek avlu duvarları vardır ve bu duvarlar yer yer koruma saçaklı, süslemeli demir pencere cumbaları ile hareketlilik kazanır. Bu küçük ve bombeli cumbalarda hala eskiden olduğu gibi evin küçük çocukları oturur ve dışarıyı seyrederek eğlenirler. Üzeri beyaz veya renkli sıvalı, taş dolgu avlu duvarlarındaki ahşap kapıdan geçince taş ya da mermer döşeli avlulara girilir. Her evin kendi ölçülerine göre bir avlusu vardır. Açık sofalar, ikinci kata çıkan ahşap merdivenler, nişler, kafesli, kafessiz pencereler, küçük, fıskiyeli havuzu ya da ortada kuyusu olan bu avluyu çevreler. Zaman içinde ailelerin genişlemeleri ile, ihtiyaç halinde küçük, ikinci bir yaşam ünitesi bahçeye veya avlunun bir yanına ilave edilmiş ve bahçe ortak kullanıma açılmıştır.


05


İslam dininin mimariye etkisi konut mimarisinde de kendini göstermiş ve genelde, kaç göçü simgeleyen, içe dönük, dışa kapalı yapılar oluşmuştur. İnsanların, hayatlarını içinde geçirdikleri bu yapılar adetlerden, geleneklerden, iklimden, komşuluk münasebetlerinden, etnik gruplarla olan ilişkilerin şeklinden, kısaca yaşam tarzından tesirler alarak biçimlendirilmiştir. Bu ağırbaşlı evlerin sokak ceplerindeki hareketlilik, çıkmalar ve cumbalarla sağlanmıştır.

Mekanların genişletilmesi ya da plan açısından düzeltilmesi sorununu çözen çıkmalardan sokağı izlemek, sokak ile bağlantı kurmak mümkündür. Cumbalarm aşırı olmamak şartı ile kişilerin isteklerine uygun biçimde, çeşitli şekillerde, çeşitli niteliklerde yapılıp kullanıldıkları, açıldıkları mekanları vurguladıkları ve o mekanların ışık ve manzara unsurlarından yeterince yararlanmasının sağladıkları görülmektedir. Bazı evlerde cumba, düz çıkma ve gönye çıkma birlikte kullanılmıştır. Evin cephesi uzun olduğunda çıkmalar, evin odaları sayısınca tekrarlanmıştır. Evlerde çıkmayı taşıyan kirişler iki veya daha fazla payanda ile desteklenerek, çıkmaların istenilen ölçülerde yapılması sağlanmıştır.

06


İncelediğim evlerden birinde, uzun cephe, dar sokağa üç ayrı odadan, üç ayrı çıkma ile taşmıştı. Bu çıkmalardan biri düz, diğer ikisi gönyeli çıkma idi ve bu plan yapı yüzeyinde gölge, ışık oyunları meydana getirerek nefis bir görsel sahne oluşturmuştu.

Zamanla iyice koyu renk alan ahşap saçaklar, ahşap doğrama kısımlar, kirişler, payandalar, evlerin açık renk sıvaları ile hoş bir tezat sergilerler. Bu evlerin pek çoğunda ara katlar oluşturulmuştur. Yapılarda belirli bir yüksekliğe kadar taş, üst kısımlarda ise ahşap karkas melzeme kullanılmıştır.

Karkas sistemdeki bölme duvarlarmda iskelet ahşap, dolgu malzemesi ise tuğladır. Dolgulu bölme duvarları her iki yandan sıvalıdırlar.

07


Evlerde karkas sistem, zelzeleye dayanıklılık düşüncesi ile kullanılmıştır. Evlerin saçakları geniştir ve altları ahşapla kaplanmıştır. Odaların tavanlarında çift kaplama kullanılmıştır. Ahşap tavan kaplaması üzerine

yarım daire kesitli çıtalarla, geometrik şekiller meydana getirilmiştir. Merdivenler ve parmaklıklar ahşaptır. Pencere kafesleri tüm pencereyi kaplayabildiği gibi, pencere yüksekliğinin yarısı kadar olarak da yapılmıştır. Odalarda sabit dolaplar, kapaklı, kapaksız yüklükler ve gusulhaneler bulunmaktadır. Pencerelerde ahşap, sürgülü sistem kullanılmış ve dıştan hareketli kepenklerle takviye edilmişlerdir.

Yapılarda maden olarak demir ve bronz görülmektedir. Bunlar kapı ve pencere menteşeleri, kapı ve pencere kulpları, kapı tokmakları, pencere cumbaları ve demir parmaklıklar olarak karşımıza çıkarlar.

Evlerde çoğunlukla iki katlı ve dış sofalı plan uygulanmıştır. Baş oda genelde ahşap payandalarla desteklenen bir çıkmaya sahiptir. Kullanılan tüm planlarda mekanlar gerekli ışık ve havayı almaktadırlar.Evlerin birinci katları kış, ikinci katları ise daha çok yaz şartlarına göre hazırlanmıştır.

08


Evlerin içlerinden tekrar dışarıya çıkıyoruz. Nefis bir perspektiv var bu sokaklarda. Hiç bir ev diğerini kapatmıyor. Sokağını, görüşünü etkilemiyor. Bu dar sokaklar, birbirine çok yakın evler, aile hayatında yakınlık sevgi ve birbirine destek olmak gibi kavramları da beraberinde getiriyor. Bu mahallelerde mahremiyeti, sessizliği, gözle görülmeyen ancak hissedilen bir güçlülüğü, kısaca gizem dolu havayı hissediyorsunuz. Bahçelerden yükselen ağaçlar, sokaklara taşan dallar da bu dekorun tamamlayıcıları.

Bu evlerin planlarını, inşaatlarını yapan ustaların kökenleri ne olursa olsun Osmanlı döneminde etnik grupların pek çok mimari ve plastik ögesi bu yapılarda ustalıkla ve incelikle kullanılmış ve kıvrak bir melezlik, bir çekicilik oluşmuştur.

09


Yolumuz, şirin ufak bir meydanda, Selvili Mescid Camii'nin bulunduğu yere uzanıyor. Çevre halkını yakıcı güneşten korumak için ağaçlarla gölgelendirilen ufak meydanda, küçük bir çayhanede çayımızı yudumlarken tam karşımda, terkedilmiş, harap, ahşap payandalı, çıkmalı, kafesli pencerelerinin kırık camları ile hala güzel ve vakur öylece duran evi seyrediyorum.

Bu meydancıkta evlerin çevreleri ile bir bütün olarak ele alındığını anlatan çok şey var. Evler ve sokaklar arasındaki bağı anlamak için burayı yaşamak, görmek, kanıksamadan onlara yaklaşmak gerek.

10


Türk mahallelerinde sokaklarla evlerin aralarmda küçük mescidler vardır. Bu mescidler buralardaki yaşamın günümüzde de birer parçasıdır. (1)

Mahalle bakkalları, kahvehaneleri, sebili, mescidleri, camileri, evliya türbeleri, mezarlıkları, pek çoğu birbirine benzeyen dar sokakları ile Agora Namazgah ve Selvili Mescid Bölgeleri, zamammıza oldukça iyi durumda gelmiş pek çok Türk evini içermektedir. (2)

Bölgedeki yapıların bir kısmı ticari amaçla kullanıldığından bu fonksiyon değişikliği yapıların hızla bozulmasına neden olmuştur.

Eski kent mekanlarının karakterini korumak, yaşamlarını sürdürmeleri için önemli ve gereklidir.Eskinin bu görkemli mahallelerini görebilmek içinhayal gücünü tarihten şu anki zamana getirebilmek, ozaman dilimini yaşatabilmek gerek. Bunun için de budokuya sadece bakmak değil, duyarak, hissederek, sezerek, sevgi ile yaklaşıp görebilmek, insanı insan yapan değerleri bu dokuda, geçmiş ile şimdi arasındaki bir gözlemci olarak bulmaya çalışmak gerek. (3)


Kaynakça

(1) 1170 Sokak No, 22 Kumru Mescidi, 1277 Sokak No 34 Bayraktar Mes-cidi, ikiçeşmelik 18. yüzyıl Tuzcu Mescidi bunlardan sadece bir kaçıdır,

(2) 1546 Ada 945 Sokak Çıkmazı No. 30 - 32, 1552 Ada 952 Sokak No.13, 1565 Ada 954 Sokak Parsel 17, 390 Ada 806 Sokak No. 46, 385 Ade 938 So-kak No, 42,1546 Ada 945 Sokak 2. Çıkmazı Parsel 146,1551 Ada 950 Sokak No. 14, 1058 Ada 952 Sokak Parsel 60, 1585 Ada 1277 Sokak Parsel 35, an-lattığımız Türk Evi'nin en iyi örneklerini içermektedir.

(3) izmir Kemeraltı, Agora, Eşrefpaşa, ikiçeşmelik, Basmahane, Tilkilik, Mezarlıkbaşı, Varyant Bölgelerinde Sit Alanı Tesbit çalışmaları Ege Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Tarihsel Çevre Araştırma Koruma Restorasyon Bölü-mü tarafından 12 Ocak 1981 tarihinden itibaren 5 ay müddetle yapılmıştır.

Çalışma, Bölüm Başkanı Prof. Dr. Ümit Serdaroğlu tarafından Gayrimenkul Eski Eserler ve Anıtlar Yüksek Kuruluna sunulmuş ve tarafımızdan tesbiti yapılan 482 yapıt 20 Haziran 1981 tarihli karar ile tescil edilmiştir,

Anlatılan konu ise, tesbit çalışmaları sonunda, kişisel olarak inceleme yaptığım araştırma konularımdan biridir.

Başvurular: Atay Çınar, Tarih içinde izmir, izmir 1978Baykara Tuncer, İzmir Şehri ve Tarihi, İzmir 1974